Adalet ve İnsafla Muamele

0
Adalet ve İnsafla Muamele
Adalet ve İnsafla Muamele - M. Sami Ramazanoğlu
Sayı : 397 - Mart 2019 - Sayfa : 30

Allah Teâlâ buyuruyor:
“Ey mü’minler! Siz bilcümle umûru-nuz-da adâleti ikâ-me ve muhâfaza edin. Eğer nâs arasında muâmelâta da şahâdet ederseniz adâlet üzere şahâdetinizi yapın velev ki nefsiniz aleyhine veyahut vâlideyn ve sâir akrabalarınızın aleyhine olsun. Adâlet ve insaftan ayrılmayın. Şahâdet ettiğiniz kimse ister ganî olsun ister fakir olsun. Sizin için fakrından dolayı fakir tarafına veya gınâsından dolayı ganî tarafına meyletmeniz câiz değildir. Zîra; Allah teâlâ ganî ve fakir ve her ikisi için de ehak ve evlâdır. Şu halde haktan dönüp de hakkı tağyir ile hevây-ı nefsinize tâbî olmayınız. Eğer hevâyı nefsinize ittibâ ederseniz âhirette azâb görürsünüz. Zîra Allah teâlâ sizin amelinizi bilicidir.” (Nisâ Sûresi / 132) buyurulmuştur.
Bu âyet-i celîlede “kavvâm” mübâlâğa ile bir şey üzerine kâim olmak, “kıst” da adâlettir. Vâcib -teâlâ ve tekaddes- hazretleri bu âyet-i celîlede bilcümle kullarına adâlete şiddetle riâyet etmek lâzım olduğunu ve zulm ve cevr etmekten sakınmalarını ve cemî umûr ve muâmelâtta şehâdet ettiklerinde Allah teâlâ rızâsı için edâ edip tarafeynden birine meyletmek câiz olmadığını beyân buyurmuştur? Binâenaleyh şehâdeti kendi nefsi aleyhine veya ebeveyni ve sâir akrabası aleyhine mazarratı mûcib olsa da doğru şahâdet etmek vâcibdir.
*
“Ey mü’minler! Siz Allah teâlânın emrine itaat edin ve ibâdete kâim olun ve adâletle şahâdet edin ve bir kavme buğzunuz sizi adâlet etmemenize sevk etmesin. Her şeyde ve herkes hakkında adâlet edin. Zîra takvâya en yakın olan adâlettir. Allah’tan korkun. Zîra Allah teâlâ sizin amelinizi bilir.” (Mâide Sûresi / 8)
Hadîs-i şerîfte:
“Bir saat icrâ-yı adâlet etmek altmış senelik ibâdetten hayırlıdır.” buyuruluyor.
Yine hadîs-i şerîfte buyrulmuştur ki:
“Yedi sınıf vardır ki Arş-ı âlânın gölgesinden başka gölge olmadığı bir günde Cenâb-ı Hak onları Arş-ı âlâ gölgesinde gölgelendirecektir. İşte bunlardan birincisi imâm-ı âdildir. Yani her umûrunu adâlet dâiresinde yapan ümerâ ve ulü’l-emirdir.”
*
Hazret-i Âişe (r.anhâ) der ki: Benî Mahzûm Kabilesi’nden bir kadın bir şeyi sirkat ettiğinden (çaldığından) hadd-i şer’î olarak onun elinin kesilmesi lâzım geldi. O kadının elinin kesilmemesi için; “Rasûlullah (s.a.s.) hazretlerine kim söyleyebilir?” dediler. O’na bu hususta söylemeye hiç bir kimse cesaret edemedi. Ancak Üsâme bin Zeyd söyledi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz Üsâme’ye cevaben:
– Benî İsrâil zamanında eşraftan biri bir şey sirkat ederse onun elini kesmezler idi. Hadd-i şer’î icrâ edilmezdi. Fakat zayıf ve fukarâdan biri sirkat ederse onun elini keserler idi. Eğer o hırsız, kızım Fâtıma bile olmuş olsa yine onun elini elbette keser idim, (Buhârî) diye buyurdu.
Diğer bir rivâyete göre; Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz:
– Hudûd-i ilâhiyeden bir hadd-i şer’î hakkında şefâat mi ediyorsun, diye Üsâ-me’yi tevbîh buyurdu. Yani bu iltimas ve şefâat kabul olunur şey değil demektir.
*
Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) da ilk hutbesinde şöyle buyurdu:
“– İçinizde haklı olan zayıf, başkasından hakkını alıncaya kadar benim nazarımda kavîdir. Ve içinizde kuvvetli olan haksız da başkasının hakkı kendisinden alınıncaya kadar benim nazarımda zayıftır. Ben Cenâb-ı Allah’a ve Peygamber’e itâat eder isem siz de bana itâat ve yardım ediniz. Yanılır isem bana doğru yolu gösteriniz. Eğer ben Cenâb-ı Allah’a ve Peygamber’e isyan eder isem sizin bana itaatiniz lâzım gelmez.”
Ramazanoğlu M. Sâmi, Musâhabe-3, s. 190-193

 

Yorum Yazın

Facebook