AFRİKA

0
AFRİKA
AFRİKA - Ahmet Taşgetiren
Sayı : 394 - Aralık 2018 - Sayfa : 24

Şefkati, hizmeti, daveti bekleyen büyük kıta.

AFRİKA

Son dört - beş ay içinde Hüdayi Vakfı'nın hizmetlerine ma'kes olan coğrafyalarda dolaştık.
Erkam Radyo Genel müdürü Murat Karaman Bey ve yönetmen kameraman İlker Emon'la birlikte...
Arnavutluk, Kosova, Makedonya...
Sonra Azerbaycan..
Ve nihayet Afrika'da Burkina Faso ve Kamerun...
Arnavutluk'ta İşkodra'da bir ana okulunda “Gül kokusu” ismiyle vardı Hüdayi'nin izleri... Bebelerin dünyasına Rasulullah sevgisi gül kokusu inceliğinde ulaşmıştı. Bursa'lı gönüldaşların 90'larda başlayan Balkan yolculuğu artık yörenin kendi çocuklarının sorumluluk üstlendiği bir kıvama ulaşmıştı.
Azerbaycan'da yine 90'larda Şeki müftüsü Selim Efendi'nin çağrısı ile başlamıştı süreç. “Peygamberimiz komşusu açken tok sabahlayan bizden değildir, buyuruyor. Biz ekmek açlığı değil kalb açlığı çekiyoruz. Bize yardım edin” demişti ve bu söz, Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'nin gönül dünyasını yakmıştı. Öylesine yakmıştı ki, “Geliriz” sözüne içinden “Acaba gelirler mi ki?” endişesi ile bakan Selim Efendi'yi şaşırtan bir sür'atle cevap vermişti Osman Efendi. Görüştükten bir hafta sonra Bakü'den telefon edecekti Selim Efendi'ye “Biz geldik” diye Ocak ayının soğuk bir gününde... Aradan geçen 25 yıl içinde Azerbaycan'ın kız - erkek evlatları Türkiye'ye gelmişler, Türkiye'den genç gönüllüler Azerbaycan'a gitmişler ve bugün artık orada çiçeklenme, kendi evlatlarının eliyle gerçekleşir olmuştu.
Afrika...
Koca bir kıta.
Ecdadın ulaşabildiği derinliklerde tohumlar attığı ve yer yer çiçeklenmelerin gerçekleştiği bir kıta...
Burkina Faso. Kamerun. Gana. Nijer. Fildişi sahilleri. Tanzanya. Somali. Moritanya. Mali.
Kurban. Su kuyusu. Sağlık hizmetleri. Yardımlar... Ve eğitim.
Türkiye'den pek çok gönüllü grubu gitti Afrika'ya...
Hüdayi Vakfı da gitti Anadolu'nun pek çok şehrindeki gönüldaşları ile birlikte. Kamerun'da iki okul var, birisinin adı Adana, birisininki Kayseri. İşte iki örnek. Birisinin harcını Adanalı gönüldaşlar karmış, diğerininkini Kayserili gönüldaşlar. Hüdayi'nin öncülük ettiği seferberlik, Anadolu'yu da harmanlayıp, farklı coğrafyalara taşımış.
Afrika'ya da Murat Karaman ve İlker Emon'la gittik. Bir hafta olarak planlanan gezimizde ilk durak Burkina Faso, ardından Kamerun oldu.
Aslında, İstanbul'da, Küçükçamlıca'da, Erkam Radyo ve Altınoluk yazı işleri kadrosunun da yer aldığı İLAM külliyesi bünyesinde Afrika ile içiçe yaşamaktaydık. Afrika'dan Türkiye'ye üniversitede okumak üzere gelen gençlerle, bazan namazda aynı saffa duruyor, bazan bahçede selamlaşıyorduk. Saffa durmada da dil sorunu yoktu, selamlaşmada da...
Afrika'ya gittik ve oradan İstanbul'a, belki Anadolu'daki farklı şehirlere akan ırmağın kaynaklarını gördük.
Önce gönüllülere temas etmek gerekiyor Türkiye - Afrika ilişkisi deyince.
Hüdayi etrafında buluşmuş gönüllüler var canla başla çalışan. Aileler var, bebeler var, hepsi Afrika'yı paylaşıyor. Zorluğu ve onuru ile.
Tabii bu gönüllüleri Türkiye'den, İstanbul'dan, Konya'dan, Adana'dan, Kayseri'den destekleyen gönül dostlarını unutmamak lazım.

BURKİNA FASO

“Onurlular Ülkesi” demek olan Burkina Faso'dan başlarsak, ülkenin başşehri Vagadugu'da kıvır kıvır saçlarına annelerinin rengarenk tokalar taktığı minnacık ana okulu öğrencilerinden ilk okul, orta okul, kız - erkek lise seviyesindeki okullara, kadınlara hem meslek kazandıran hem de islâmî bilgileri öğreten kültür merkezlerine ulaşan bir gayreti not etmeliyiz.
Burkina Faso'nun Üstad Nuh gibi, Üstad Halid gibi, Gülsüm Hanım gibi, Kamerun'un Üstad Muhammed Suudi gibi, Havva Hanım gibi, bütün gezi sırasında Fransızca tercümeleri yapan Pagna Bey (Panya okunuyor) gibi ilim ve gönül erbabı ile buluşulmuş, el birliği yapılmış, gelecek birlikte inşa ediliyor.
Hâlâ puta tapan köyler var, İslam'la buluşmuş köyler var. İlginçtir köylerin bizdeki muhtardan biraz daha belirleyici, bir tür aşiret - kabile reisi gibi etkinliği olan “Kral”ları var. Kral etrafında da bir statü oluşmuş.
Bir köyün İslam'la buluşmasına, hidayet merasimine tanıklık ettik, puta tapıcılıktan tevhide gelişi gördük, Saadet asrında kabilelerin Müslüman oluşu gibi... Bir kelime-i şehadet, tekbirler ve erkeklerin, kadınların, çocukların simalarına inen nur. Farklı bir heyecan bu. O köye bir kuyu açılacak, bir mescid inşa edilecek, onlara dinlerini öğretmek üzere bir hoca gönderilecek ve diyelim bir yıl sonra orada farklı bir bahar yeşerecek.
Onun örneğini daha önce İslam'a girmiş bir köyde gördük. Gelişimizi kadını erkeği ile sevinçle karşılayan köy halkı, mescidin etrafında toplanmış, başlarında hocaları, kız çocuklarına ve kadınlara hocanın hanımı öğretmenlik yapıyor, mescid var, kuyu açılmış, su getirilmiş. Kucaklaşıyoruz, oturup sohbet ediyoruz. Gözler dipdiri, tercüme edilen sohbeti dinliyorlar. Ezan okunuyor, birlikte ikindi namazını kılıyoruz. Oooh, içimizde oluşan ferahlığı anlatmak mümkün değil.
Türkiye bir sevgi odağı. Ziyaret ettiğimiz okullarda öğrencilerle sohbet ediyoruz. Gözler dipdiri. Orta okulu, liseyi bitirecekler, Türkiye'de üniversite okuyacaklar... Geri dönüp ülkelerine hizmet edecekler. Önlerinde öyle bir süreci tamamlamış ağabeyler var. Küçük Çamlıca'da İLAM'da birlikte yaşadığımız Afrika'lı gençler, işte o süreçte Türkiye ayağını tamamlamaya çalışanlar. Bir kısmı geri dönmüş, Türkçe biliyorlar, geriden gelenlere örnek oluyorlar.
Hem Burkina Faso'da hem Kamerun'da, Hüdayi'nin katkıda bulunduğu okullaşmada, Türkiye'nin İmam Hatip sistemi belirleyici olmuş. Tamı tamına. Farklı okul türleri var, ama öğrencileri bir yandan dini eğitimle, bir yandan da, her tür üniversiteye gidebilme imkanıyla buluşturan bu sistem, Üstad Nuh'un ifadesiyle “Çift kanatlı” insan yetiştiriyor. Bu sistemde gençler, aynı süreçte yerel dilin yanında Fransızca, Arapça, Türkçe, İngilizce öğrenebiliyor.

KAMERUN

Birkaç gün içinde Burkina Faso'ya da, orada hizmet veren dostlara da doymak mümkün değil. Çaresiz Kamerun'a geçiyoruz. Başşehir Yaunde havaalanında Hüdayi'nin oradaki gönüllüleri ile buluşuyoruz. Younde zor bir şehir. Havaalanı ile şehir merkezinde ikamet edeceğimiz yere ulaşmak bir buçuk saati alıyor. Trafik İstanbul'dan çetin.
Kamerun'daki hizmetler, Yaunde ve Marua'da yoğunlaşmış. Yukarda da söylediğim gibi Kayseri Okulu (Ortaokul) Marua'da, Adana okulu (Lise) Yaunde'de. İki şehrin arası bizim İstanbul - Erzurum gibi. Her iki okul da, Türkiye'deki herhangi bir özel okuldan farklı değil, son derece muntazam yapılmış. Okullara kabulde başarı aranıyor, okullar öğrencilerin başarısını önemsiyor. Canla başla bir çalışma var.
İlginçtir okullarda sadece Müslüman öğrenciler okumuyor, Hristiyanların çocukları da var, ve bu çocuklar da herhangi bir zorlama olmaksızın Kur'an öğrenmekten kaçınmıyorlar. Okul gezilerimiz sırasında bu tür çocuklarla da tanıştık, konuştuk.
Okul yönetimleri öğrencilerle olduğu kadar velilerle de çok sıcak bir ilişki içinde bulunuyor.
Marua'da Kayseri lisesi yanında, Hüdayi'nin oradaki dost kuruluşu AKAMAS bünyesinde bir de hafızlık okulu oluşturulmuş. Daha doğrusu, ilk okul ile hafızlığı bir arada götüren yatılı bir okul gerçekleştirilmiş. O çocuklarla birlikte olduk, onların taaa yürekten okudukları Kur'an tilavetini dinledik, rahleleri başında derslerini yapmalarına tanıklık ettik.
Orada bir kültür merkezi var ayrıca. Kadınlara bilgisayar, biçki - dikiş gibi meslekler öğretiyor, islâmî bilgiler veriyor. Başlarındaki Havva Hanım, İstanbul'da Faslıbahar'da geçirdiği günleri unutamıyor.
Aynı yapı içinde bir de aşevi hizmet veriyor. Oradan hizmet alan çocuklarla buluştuk. Gözlerine derin bir hüznün yansıdığı bu çocuklar, Hüdayi gibi bir şefkat elinin buralara ulaşmasının ne kadar önemli olduğunu anlatıyor hepimize.
Marua'da köyleri ile birlikte 150 bin nüfusa ulaşan Gogo adlı bir beldenin Sultanını  ziyarete gittik. Burkina Faso'da Krallar vardı, burada Sultan var. Sultan Müslüman. Bizi bellerinde kılıç olan muhafızlar karşıladı. Sultan'ın yanına girdiğimizde etrafında, bölgenin ilim adamlarını bulduk. Türkiye'den bahsettik, “Türkleri tanıyoruz biz, dedi. Babalardan, babalardan, babalardan beri tanıyoruz. Afrika'ya çok hizmeti oldu Türklerin”, dedi. Sonra misafir ilim adamlarına söz verdi, “İsteklerini söylesinler” dedi. Birisi kalktı, “Burada 150 bin nüfusa bir tek doktor var, dedi, teknik sahada insanlarımız yok.” dedi. Biz de “Bugün tıbba 100 kişi gönderirseniz, 10 yıl sonra 100 tane doktorunuz olur, hiç kimse gönderilmezse 10 yıl sonra da bir tane doktor olur, o da yaşarsa” dedik. Türkiye'de farklı alanlarda okumakta olan Afrikalı öğrencilerden bahsettik. Çok memnun kaldılar. Kalkmak için izin isteğimizde “Sultan size bir su ikram etmek istiyor” dediler ve yan salona davet ettiler. Meğer ikram edilecek su, mükellef bir sofra imiş. Afiyetle yedik ve teşekkür ederek, “Türkiye'de misafir etmek istediğimizi” belirterek ayrıldık.
Afrika bakir bir alan.
Toprağı da, insanlarının yüreği de.
Evet sömürgeciler gelmişler, geliyorlar. Yer altı zenginliklerini Afrika'dan alıp kendi ülkelerine taşıyorlar.
Oraya İslam'ın rahmet duygularıyla gitmek var. Kendi çocuğunu yetiştirip kendi yurtlarına hizmet için göndermek var. O devri daim başlamış bulunuyor. Bir takvimde, tıpkı Balkanlar'da olduğu gibi, Azerbaycan'da olduğu gibi, çocuklar, delikanlılar büyüyecek, zihinlerini ve kalblerini donatacaklar ve Afrika'nın geleceğini inşa edecekler. Bu dönemde orada bir fidan dikmenin tarihi değeri ölçülemez. Türkiye'den oraya gitmiş ve pek çok zorluğu aşarak fidanın büyümesi için çaba sarfetmiş, onların hizmetlerine buradan ikmallerde bulunmayı ihmal etmemiş insanları bütün kalbimizle tebrik ediyoruz.
Bunun yanında Türk Hava Yolları, Türkiye'nin yüz ağartan bir markası olarak Afrika'nın pek çok noktasına da uçuyor. Biz de seyahatimizi THY ile yaptık. Sadece teşekkür edebiliriz. Türkiye de Afrika için çok değerli bir marka. Son “Helen” kıyafetli temsilci olayını yaşamak büyük talihsizlik. Bu iş devletin doğru temsili, iş dünyasının doğru ilişkisi ve sivil toplumun rahmet misyonu ile bütünleşerek yürürse, yarınlarda Türkiye'nin en büyük dostluk dünyasını Afrika'da bulabiliriz.


Bir anekdot:

BİZİ HACCA GÖTÜRÜN

Hristiyan misyonerlerinin Afrika'da cirit attığı öteden beri bilinir. Bir misyoner grubu Müslüman bir köyde de çalışıyor. Sağlık hizmeti başta olmak üzere pek çok şey yapıyorlar. Köylüler bütün bu imkanlara bakıp Hristiyanlığa geçecekler, bunu bekliyorlar.
Bir gün misyonerlerden birisi köylüleri toplayıp, onlara konuşuyor:
-Köyünüze bu kadar iyilik yaptık. Bunlar hep İsa Mesih'in merhameti ile oldu. Başka isteğiniz kaldı mı Hristiyanlığı kabul etmek için?
Köyün kralı köylü adına konuşmuş:
-Hacca, Kabe'yi ziyarete gitmek istiyoruz, bizi hacca götürün.

 

Yorum Yazın

Facebook