ÂLİM BİR SAHÂBÎ UKBE İBNİ AMR

0

Ukbe ibni Amr radıyallahu anh Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’le ikinci Akabe’de buluşan bir bahtiyar!..

Bedir’den itibaren bütün gazvelere katılan bir kahraman!..

Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’den yüz küsur hadis rivayet eden bir âlim sahâbî!..

O, Medine’de doğup büyüdü. Hazrec kabilesinin Neccar oğulları koluna mensubtur. Hicretten onbeş yıl kadar önce doğduğu rivayet edilmektedir.

Ukbe ibni Amr radıyallahu anh, Nübüvvetin 13. yılında (622) yapılan İkinci Akabe Biatı’nda bulundu. Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e biat etti.

O, çevresinde daha çok Ebû Mes’ûd el-Bedrî künyesiyle tanınmıştır. Onun asıl adı, “Ebû Mes’ud Ukbe ibni Amr ibni Sa’lebe el-Bedrî” dir. Be drî nisbesini Bedir Gazvesi’ne katıldığı için mi, yoksa Bedir’de oturduğu için mi aldığı konusu ihtilâflıdır.

Buhârî başta olmak üzere muhaddisler Ebû Mes‘ûd’un Bedir Gazvesi’nde bulunduğunu kaydederler. Vâkıdî ve diğer siyer âlimlerinin çoğu ise onun bu gazveye katılmadığını belirtirler. Bu ihtilâfın sebebi, onun Bedir Gazvesi’nde geri hizmetlerde görev yapmasından kaynaklandığı söylenebilir. Nitekim savaş başlamadan önce Bedir kuyularından su temin ettiğini rivayet edenler vardır. O, Uhud Gazvesi’ne ve daha sonraki bütün gazvelere katıldı. (İsabe, IV, 432)

Ukbe ibni Amr radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in dâr-ı beka’ya irtihallerinden sonra Kûfe’ye yerleşti. Hazreti Ali radıyallahu anh, Sıffîn’e giderken onu Kûfe’de yerine vekil bıraktı. Onun gönlü bütün din kardeşlerine muhabbetle dolu idi. Müslümanlar arasında kin, nefret ve düşmanlık değil sulh, selamet ve barış hakim olsun istiyordu. Onun için Sıffın’de iki gruptan hiçbirinin galip gelmemesi için dua etti. Bir müddet sonra bu görevden azledildi ve Medine’ye döndü. (İbni Sa’d, VI, 16; Zehebî, Siyerua‘lâmi’n-nübelâ, II, 493-496)

Ukbe ibni Amr radıyallahu anh, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e tam teslim olmuş bir muhabbet eri idi. Bütün sahabilerin yaptığı gibi İki Cihan Güneşi Efendimiz’den gördüğü ve duyduğu her şeyi derhal hayata geçirirdi. Efendimiz’in emir ve tavsiyelerini günlük hayatında eksiksiz tatbik etmeye çalışırdı.

O, Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’den yüz küsur hadis rivayet etmiştir. Bunlardan dokuzu hem Buhârî hem Müslim’de, ayrıca biri yalnız Buhârî’de, yedisi de yalnız Müslim’de bulunduğu nakledilmektedir.

Onun rivayet ettiği hadislerden bizlere ufuk veren, hayatımıza ışık tutan üç beş tanesini okuyucularımızla paylaşalım istedik. Şöyle ki:

Ebû Mes’ûd Ukbe İbni Amr el-Ensârî el-Bedrî radıyallahu anh şöyle dedi:

“Sadaka âyeti inince, biz sırtımızla yük taşıyarak, (hammallık yaparak) sadaka vermeye başladık. Derken bir adam geldi çokca sadaka verdi. Münâfıklar, “Gösteriş yapıyor” dediler. Bir başkası geldi, bir ölçek hurma getirdi. Yine münâfıklar, “Allah’ın, bunun bir ölçek hurmasına ihtiyacı yoktur” dediler. Bunun üzerine, “Sadakalar hususunda gönülden veren mü’minleri çekiştiren ve güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanlarla alay edenler yok mu, Allah onları maskaraya çevirmiştir. Onlar için acı bir azab vardır” (Tevbe: 79) âyeti indi. (Buhârî, Zekât 10; Müslim, Zekât 72)

Bu hadis-i şerifin şerhinde infak şuurunu geliştirecek şu önemli bilgiler verilmektedir:

“Onların mallarından sadaka al” (Tevbe: 103) âyeti inince sadaka olarak verecek bir şeyi bulunmayan fakat her ilâhî emre sarılmayı mücâhede olarak değerlendiren sahâbîler, hammallık, amelelik yapmaya ve kazandıklarından sadaka vermeye başlamışlardı. Onların bu heyecanlı mücâhedeleri, gayretleri, münâfıklar tarafından şevk kırıcı sözlerle karşılanmıştır.

Hadisin değişik rivâyetlerinden anlaşıldığına göre, çokca para getiren Abdurrahman İbni Avf hazretleridir. Servetinin yarısı olan dört bin dirhemi tasadduk etmiştir. Onun bu hareketi, münâfıklarca, gösteriş ve riyâ olarak nitelendirilmişti. Bir sa’ yani bir ölçek hurma getiren Ebû Akil el-Ensârî de, “Allah bunun bir sa’ hurmasına muhtaç değildir” diye hafife alınmış, alay konusu yapılmıştı. Oysa Ebû Akîl de o gün çalışıp kazandığı hurmaların yarısını getirmişti. Aslında münâfıkların çekemedikleri, ashâb-ı kirâmın zenginiyle fakiriyle mal veya kazançlarının yüzde ellilik bölümünü tasadduk etmeleriydi. Ashâb-ı kirâmın fazileti, üstünlüğü, biraz da bu noktalarda aranmalıdır. Onların bu faziletli hareketleriyle alay etmek isteyenler, Tevbe:79 âyetiyle susturulmuşlardır.

Ne kadar az olursa olsun, yapılan bir iyiliği küçük görmek doğru değildir. Allah Teâlâ’nın emirlerine herkes gücü yettiğince uymaya çalışmalı ve bu konuda kendilerini kınayanlara aldırış etmemelidir. Sadaka vermek, az da olsa, hiçbir gün ihmâl edilmemelidir. Buna küçük çocuklar da alıştırmalıdır. Çünkü sadaka cehennem ateşini söndürür. Toplumda gelir dengesizliği yüzünden çıkacak kargaşaları önler. Gönüllere huzur verir. (Riyazüssalihın Terc. ve Şerhi, Hadis no: 111 )

Ebû Mes’ûd Ukbe İbni Amr radıyallahu anh’ den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Bir iyiliğe öncülük eden kimseye o iyiliği yapanın ecri gibi sevap vardır.” (Müslim, İmâre 133; Ebû Dâvûd, Edeb 115)

Hadisin şerhinde bu rivayetin baş tarafı ile ilgili geniş bilgi verilmektedir. Şöyle ki:

“-Bir adam Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’ e gelerek: – Benim hayvanım helâk oldu, bana bineceğim bir hayvan ver, dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: “-Bende de yoktur” dedi. Orada bulunan bir adam: “-Ey Allah’ın Resûlü! Ben, kendisine binek hayvanı verecek bir kimseyi gösteririm, dedi. Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz bu hadisi söyledi.

Hayra öncülük yapmak, hayrı işlemek gibi sevaptır. Bu, sözle, işle, işaret ve yazı ile olabilir. Ayrıca hayra delalet edene verilen ecir ve sevap, hayır yapanın ecir ve sevabından hiçbir şey eksiltmez. (Riyazussalihin Terc. ve Şerhi, Hadis no: 175)

Ebû Mes`ûd el-Bedrî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Bir adam Allah’ın rızasını umarak ailesinin geçimini sağlarsa, harcadıkları onun için birer sadaka olur.” (Buhârî, Îmân 41, Nefekât 1; Müslim, Zekât 49. Nesâî, Zekât 60)

Aile fertlerinin geçimini sağlamak aile reisi için bir görev olmakla beraber, bu görevi yapmak onun ayrıca sevap kazanmasına mani değildir. İnsan sadaka vererek, yani nâfile ibadet ederek sevap kazandığı gibi, aile fertlerinin geçimini sağlamak gibi farz bir görevi yaparak da sevap kazanır. Allah Teâlâ kullarına beslediği sevgiden dolayı onlara her fırsatta mükâfât vermek ister. Yaptıkları her işe bir sevap yazmayı arzu eder. (Riyazussalihin Terc. ve Şerhi, Hadis no: 295)

Ebû Mes’ûd Ukbe İbni Amr el-Bedrî el-Ensârî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Cemaata Kur’an’ı en iyi bilen ve okuyanlar imam olsun. Kur’an bilgisinde eşit iseler, sünneti en iyi bilen; eğer sünnet bilgisinde de denk olurlarsa, önce hicret etmiş olan; hicret etmekte de aynı iseler, yaşca en büyükleri imam olsun. Hâkim ve yetkili olduğu yerde kişiye, izni olmadıkça bir başkası imam olmaya kalkmasın. Hiç kimse, başkasının evinde, izni olmadıkça ev sahibinin özel yerine oturmasın.” (Müslim, Mesâcid 290)

İslâm bir değerler sistemidir. İslâm toplumu da bu değerlere ve önceliklere saygı göstermekle yükümlüdür. İlim ve fazilet ehli kimselere, yaşlılara saygılı davranmak, hürmet etmek, kişi ve toplumların olgunluklarını gösterir. (Riyazussalihin Terc. ve Şerhi, Hadis no: 349)

Gelecek Sayı:
İslam'a Isındıracak Edepler

 

Yorum Yazın

Facebook