Bir Gençlik Modeli Olarak Hz Yahya (a.s.) -1-

0
Bir Gençlik Modeli Olarak Hz Yahya (a.s.) -1-
Bir Gençlik Modeli Olarak Hz Yahya (a.s.) -1- - Murat Kaya
Sayı : 397 - Mart 2019 - Sayfa : 15

İnsan fıtratına taklit etme ve örnek alma özellikleri yerleştirilmiştir. İnsan eğitiminde bu iki özellik devamlı kullanılagelmiş, peygamberler, âlimler ve sâlih kimseler insanlara örnek olarak gösterilmiş ve onların izinden gidilmesi tavsiye edilmiştir. Bunun gerçekleşebilmesi için de peygamberlerin ve sâlih kimselerin hayatlarının ve ahlâklarının anlatılması ve bunların özendirilmesi gerekmektedir. Nitekim:
وَكُلًّا نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الرُّسُلِ مَا نُثَبِّتُ بِه۪ فُؤٰادَكَۚ وَجَٓاءَكَ ف۪ي هٰذِهِ الْحَقُّ وَمَوْعِظَةٌ وَذِكْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَ
 “Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini (tatmin ve) teskin edeceğimiz her kıssayı sana anlatıyoruz. Bu (sûrede ve kıssalarda) sana hak, mü’minlere de bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir” (Hûd 11/120) âyetinde bunun önemine işaret edilmektedir.
Ebû Hanîfe (ö. 150/767) -rah-metullâhi aleyh- bu konuda şöyle demiştir: “Sâlih âlimleri ve güzel ahlâklarını anlatan kıssalar, bana fıkhın çoğundan daha sevimli gelir. Zira bu anlatılanlar, Hak dostlarının edep ve ahlâkıdır. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulmuştur:
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ هَدَى اللّٰهُ فَبِهُدٰيهُمُ اقْتَدِهْۜ
«İşte onlar Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy!..».”1
Cüneyd Bağdâdî (ö. 297/909) -kuddise sirruh- da; “Sâlihlerin kıssaları, Allah’ın ordularından bir ordudur. Cenâb-ı Hak onlarla müritlerin kalbini kuvvetlendirir” demiş, buna delil isteyenlere de yukarıdaki Hûd 11/120 âyetini okumuştur.2
Sâlihlerin hayat hikâyelerinden ve ahlâklarından bahsetmek bu derece faydalı ise, peygamberlerin kıssalarını ve ahlâklarını anlatmanın daha faydalı olacağı aşikârdır. Zira onların örnek hayatlarını dinleyen insanların imanı kuvvetlenir, ibadeti artar, ahlâkı güzelleşir, muâmelâtına adâlet ve hak duygusu hâkim olur, sıkıntı ve üzüntüleri hafifler. Ahlâkî faziletleri insanlara, bu tür kıssaları anlatmak sûretiyle daha canlı ve tesirli bir şekilde telkin etmek mümkündür. Umumiyetle kıssalar birden fazla ahlâkî anlam taşıdığından bunları farklı durumlarda farklı yönleriyle tekrar etmek ve her defasında da yönlendirici bir güce sahip olduğunu görmek mümkündür. Devamlı işitilen kıssalar şuur altına yerleşir ve ihtiyaç ânında hemen hatırlanarak kişinin kararlarına yön verebilir. Hâsılı kıssaların yönlendirici, terbiye edici ve iknâ edici bir gücü vardır.
Bu sebeple Kur’ân-ı Kerim sık sık peygamber kıssaları naklederek onları insanların önüne model olarak koymaktadır. İslâm âlimleri de insanları kıssalarla daha kolay eğitebildiklerini gördüklerinden, eserlerinde bu usule ağırlık vermişlerdir. Dolayısıyla insan eğitiminde öncelikle Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in hayatı ve yaşadıkları, diğer peygamberlerin hayatları ve hatıraları, ashâb-ı kiramın, âlimlerin,  âriflerin ve sâlihlerin hayat hikâyeleri devamlı anlatılmalı, gündemde tutulmalıdır. Aksi takdirde insanlar örnek alma ve rol model ihtiyaçlarını bir takım gayr-i müslim kahramanların yaşadığı hayatlarda ve yazdığı roman ve hikâyelerde aramaya başlayacaktır ki bu da onların İslâmî şuur ve bakış açısından uzaklaşmalarıyla neticelenecektir.
Kur’ân’da insanlar, bilhassa da gençler için örnek gösterilen peygamberlerden biri de Hz. Yahya’dır. Onun genç yaşta şehid edilmesi, yaşlılık devresine ulaşamaması, zihinlerde daima örnek bir genç olarak kalmasını sağlamıştır. Yahya (a.s), Kur’ân’da beş âyette ismi zikredilen3 ve Hz. İsa ile çağdaş olduğu bildirilen bir peygamberdir. (Âl-i İmrân 3/33-41) İsrâiloğullarına gönderilmiştir.

Hz. Yahya’nın Hayatı
Yahya (a.s) Hz. Zekeriyyâ’nın oğludur. O da Hz. Süleyman, Davud ve Yakub peygamberlerin soyundandır.4 Hz. İsa ile Yahya (a.s) teyze çocuklarıdır.5 Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Yahya’nın tarihî kimliği üzerinde fazla durulmaz. Daha ziyade onun dünyaya gelişi ve şahsiyetine ehemmiyet verilir. Meryem sûresinin ilk 15 âyeti bu konuları ele alır. Önce Allah’ın Hz. Zekeriyyâ’ya olan rahmetinden bahsedilir. O, gizli bir sesle Rabbine yalvarmış;
“Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Sana yaptığım dualarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrum olmadım. Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankâr olmaların)dan korkuyorum. Karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Yakub hanedanına varis olacak bir çocuk bağışla ve onu rızâna ulaşmış bir kimse kıl!” (Meryem 19/4-6) “Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın” diye dua etmişti. (el-Enbiyâ 21/89)
Allah’ın Hz. Meryem’e sebepsiz olarak mucizevî bir şekilde rızık verdiğini görmesi üzerine böyle bir istekte bulunduğu rivayet edilir.6 Buna şu sebebi de ilave edebiliriz: Mabette ibadetle meşgul olan küçük yaştaki Hz. Meryem’in bakımı ve kefaleti için çekilen kura Hz. Zekeriyyâ’ya çıkmıştı. Devamlı onunla meşgul olurken onun nasıl güzel bir kulluk hayatı yaşadığını ve duygu zenginliğine sahip olduğunu görüyordu. Onun bu hâlini özenerek Meryem (a.s) gibi “Allah’a teslim olmuş, temiz, iffetli” bir çocuğunun olmasını isteyerek Rabbine yöneldiğini de tahmin edebiliriz.
Nitekim Cenâb-ı Hak, Rahman’ın has kullarının, “Ey Rabbimiz! Eşleri-mizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” diye dua ettiklerini bildirmektedir. (el-Furkân 25/74)
Hasan Basrî (ö. 110/728) bu âyet hakkında şöyle demiştir: “Bu âyet-i kerîme, «Bize Allah’a itaat yolunda bulunan zevceler ve nesiller ver!» demektir. Zira mü’mini, sevdiği kişiyi Allah’a tâat üzere görmekten daha fazla sevindirecek ve gözünü aydın edecek başka bir şey yoktur.” (Buhârî, “Tefsîr”, 25)
Allah Teâlâ, Hz. Zekeriyyâ’ya “Yah-ya” isminde bir oğlan çocuğu vereceğini müjdeledi ve onun isminin daha evvel kimseye verilmediğini bildirdi. Zekeriyyâ (a.s)’ın bu duası ile kendisine verilen müjde arasında 40 sene geçtiğini söyleyenler olmuştur.7 Bu durum duada acele etmeden ısrarla istemeye devam etmek gerektiğini göstermektedir. Nitekim Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz:
“–Bir kul günah olan veya akrabası ile darılmasına yol açan bir şeyi dilemedikçe yahut acele etmedikçe duası kabul olunur” buyurmuştu.
“–Yâ Rasûlallah! Acele etmek ne demektir?” diye sordular.
Allah Rasûlü (s.a.v):
“–Kul; «Nice defalar hep dua ediyorum da Rabbim duamı kabul etmiyor» der. Duasının hemen kabul edilmemesi sebebiyle bıkar ve duayı bırakır. (İşte o zaman acele etmiş olur)” cevabını verdi. (Müslim, “Zikir”, 92)
Bu müjde karşısında sevinen Zekeriyyâ (a.s) büyük bir şaşkınlık içinde hanımının kısır, kendisinin de ihtiyarlığın son noktasına gelmiş olduğu hâlde nasıl çocuklarının olacağını sordu. Böyle bir şeyin gerçekleşeceğinde şüphesi yoktu ancak bunun keyfiyetini soruyordu. Allah Teâlâ, kendisini hiçbir şey değilken yarattığı gibi Hz. Yahya’yı yaratmasının da kolay olduğunu ifade etti. Bunun üzerine Zekeriyyâ (a.s) meleklerin bildirdiği bu müjde hususunda kalbinin mutmain olması için bir işaret istedi. Allah Teâlâ istediği işaretin, sapasağlam hâline rağmen üç gün insanlarla konuşamaması olduğunu bildirdi. Rivayete göre Zekeriyyâ (a.s), hanımının hâmile kaldığı gecenin sabahında konuşamaz oldu.8 Bunun üzerine Zekeriyyâ (a.s) ibadethaneden kavminin yanına çıktı ve işaretle onlara sabah akşam Allah’ı tesbih etmelerini söyledi. (Meryem 19/7-11)
Bunlara ilave olarak Âl-i İmrân sûresinde Hz. Zekeriyyâ’nın Rabbi-nin katından temiz ve mübarek bir zürriyyet istediği, mâbette kalkmış ibadet ederken meleklerin kendisine nida ederek Allah’ın kendisini, Hz. İsa’yı tasdik edecek, efendi, nefsine hâkim ve sâlihlerden bir peygamber olan Hz. Yahya ile müjdelediğini bildirdikleri haber verilir. Hayretle bunun nasıl olacağını sorması üzerine de “Allah’ın dilediğini yapacağı” cevabı verilmiştir. Alâmet olarak üç gün konuşamayacağı bildirildikten sonra kendisine “Rabbini çokça zikret, sabah akşam tesbih et!” emri verilmiştir. (Âl-i İmrân 3/38-41)
Muhammed b. Kâʻb (ö. 108/726 [?]) der ki: “Allah Teâlâ birine zikri terkedebileceğine dair ruhsat verecek olsaydı, “Senin için alâmet, insanlarla üç gün konuşamaman, ancak işaretleşebilmendir” (Âl-i İmrân 3/41) buyurduğu zaman Hz. Zekeriyyâ’ya ruhsat verirdi. Ancak ona bunun ardından “Ayrıca Rabbini çokça zikret, sabah akşam tesbih et!” buyurmuştur. (Taberî, 6: 391)
Zemahşerî’ye (ö. 538/1144) göre Hz. Zekeriyyâ’nın insanlarla konuşamayışı, Allah’ın bu büyük nimetine şükür için o müddet zarfında dilini Allah’ı zikre vermesi, başka şeylerle meşgul etmemesi içindir.9
Muhtelif rivayetlere göre Zeke-riyyâ (a.s) o zaman yetmiş veya yetmiş küsur yaşındaydı.10 Kendisinin 92 veya 120, hanımının 98 yaşında olduğu da söylenmiştir.11
Allah Teâlâ doğduğu gün Hz. Yahya’ya selâm etti. Aynı şekilde öleceği gün ve dirileceği gün de se-lâm edeceğini bildirdi. (Meryem 19/15) Yani onu her türlü kötülük, günah, sıkıntı, azap ve korkudan emin kılacağını, selâmete çıkaracağını haber verdi.

Hz. Yahya’nın Çocukluğu Ve Gençliği
Yahya (a.s) daha küçük yaşlarda iken Allah Teâlâ ona hikmet, kalp yumuşaklığı, ruh temizliği ve sâfiyeti vermişti. O, Allah’tan sakınan, takvâ sahibi, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. Asla isyancı bir zorba olmadı. (Meryem 19/12-14)
Hz. Yahya’nın son derece olgun bir çocukluk hayatı geçirdiği nakledilir. Sekiz yaşında Beytü’l-Makdis’in hizmetine girip on beş yaşına kadar orada gündüzleri hizmet ettiği, geceleri de gözyaşları içinde ibadette bulunduğu rivayet edilir.12 İbnü’l-Esîr (ö. 630/1233) onun kadınları hiç arzu etmediğini ve çocuklarla oyun oynamadığını nakleder.13 Çocuklar yanına gelip; “Haydi gidip biraz oynayalım” dediklerinde o; “Biz oyun için mi yaratıldık?” derdi. İşte “Biz ona daha çocuk iken hikmet vermiştik” (Meryem 19/12) âyetinin bu duruma işaret ettiği söylenir.14 Yani o çocukluğundan beri Allah’a karşı güçlü bir itaat hayatı yaşamıştır.15
Yahya (a.s) büyüyüp gençleştiğinde Allah Teâlâ ona, “Ey Yahya kitaba sımsıkı sarıl!” buyurdu. (Meryem 19/12) Kendisine peygamberlik verdi.
Bize gelen rivayetlerden Hz. Yahya’nın gençliğinde şatafattan uzak, sade bir hayat yaşadığı anlaşılmaktadır. Buna göre onun yemesi, içmesi ve giyinmesi son derece mütevazı idi.16 İnsanlara da, fazla yiyecek ve giyeceklerini paylaşmalarını, kanaati, aç gözlülükten ve zorbalıktan uzak durmayı, güzel ahlâkı, adâleti tavsiye ediyordu. Günahlardan uzak durmaya, tevbe ederek manevî temizliği elde etmeye ayrı bir ehemmiyet veriyordu. Ahiret ve hesap günü için hazırlanmayı ısrarla vurguluyordu.
Genç yaşta Tevrat’ı eline almış, İsrailoğullarına vaaz ve nasihat etmeye başlamıştı. Daha sonra da Hz. Musa’nın şeriatı ile amel etmek üzere İsrailoğullarına peygamber olarak gönderildi.17
Kâʻb el-Ahbâr’dan (ö. 32/652) Hz. Yahya’nın yüzü ve sûreti güzel, yumuşak huylu bir genç olduğu nakledilmiştir.18
Rivayetlere bakıldığında Hz. Yahya’nın 32 yaşında şehid edildiği anlaşılmaktadır.19 Bazı kaynaklara göre, İsrâ sûresinde İsrâiloğulları’nın yeryüzünde çıkaracakları bildirilen (17/4) iki fesattan ikincisi onların Hz. Yahya’yı öldürmeleri ve Hz. Îsâ’yı da öldürmeye teşebbüs etmeleridir.20
Hadislerde Rasûlullah (s.a.v)’in Miʻrâc esnasında Hz. Yahya ve Hz. İsa ile ikinci kat semâda karşılaştığı, onlara selâm verdiği, onların da selâma karşılık verdikten sonra “Merhabâ ey sâlih kardeş ve sâlih nebî” dedikleri bildirilmektedir.21
Bu yazıda Hz. Yahya’nın hayatını, çocukluk ve gençliğini gördük. Gelecek iki yazımızda inşaallah onun Kur’ân-ı Kerim’de bize örnek olarak gösterilen ahlâkî faziletlerini inceleyeceğiz.

Dipnotlar: 1) el-En’âm 6/90. İbn Abdilberr, Câmiu beyâni’l-ilmi ve fadlih, thk. Ebi’l-Eşbâl ez-Züheyrî (Dâru İbn Hazm, 1414/1994), 1: 509.  2) er-Risâletü’l-Kuşeyriyye, thk. Abdülhalîm Mahmûd - Mahmûd b. eş-Şerîf (Kâhire: Dâru’l-Maârif, ts.), 2: 354. 3) Âl-i İmrân 3/39, el-Enʻâm 6/85, Meryem 19/7, 12, el-Enbiyâ 21/90. 4) Meryem 19/6; Taberî, Câmiu’l-beyân fî te’vîli’l-Kur’ân, thk. Ahmed Muhammed Şâkir (Müessesetü’r-Risâle, 1420/2000), 18: 145. 5) Buhârî, “Enbiyâ”, 43; Müslim, “İman”, 259. 6) Âl-i İmrân 3/37-38; Taberî, 6: 359-361. 7) İbn Allân, Delîlü’l-fâlihîn, nşr. Halil Me’mûn Şeyhâ (Beyrut: Dâru’l-Maʻrife, 1425/2004), 7: 302. 8) Mukâtil b. Süleyman, Tefsîr, thk. Abdullah Mahmûd Şahhâte (Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâs, 1423), 2: 621. 9) Zemahşerî, el-Keşşâf (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-Arabî, 1407), 1: 360. 10)  Mukâtil, 2: 621; Taberî, 18: 143, 150. 11) İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-târîh, thk. Ömer Abüsselâm Tedmürî (Beyrut, 1417/1997), 1: 268. 12)  İbn Kuteybe, Uyûnu’l-ahbâr (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1418), 2: 317. 13)  İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-târîh, 1: 267. 14)  Ahmed b. Hanbel, ez-Zühd, nşr. Muhammed Abdüsselam Şâhîn (Beyrut, 1420/1999), 65, 76. 15)  Meryem 19/12; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-târîh, 1: 268. 16)  Ahmed b. Hanbel, ez-Zühd, 68, 76; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-târîh, 1: 268. 17)  Saʻlebî en-Nîsâbûrî, Arâisü’l-mecâlis (Mısır, 1370/1951), 379. 18)  Hâkim, el-Müstedrek, thk. Mus-tafa Abdülkâdir Atâ (Beyrut, 1411), 2: 647/4150. 19)  Mustafa Âsım Köksal, Peygamberler Tarihi (Ankara, 2004), 298. 20)  Mahmut Aydın, “Yahyâ”, DİA, 43: 233-234. 21)  Ahmed b. Hanbel, Müsned 2: 148; 4: 207; Buhârî, “Bed’ü’l-Halķ”, 6, “Enbiyâ”, 43, “Menâķıbü’l-ensâr”, 42; Müslim, “Îmân”, 259, 264.

 

Yorum Yazın

Facebook