Bir Güzel Ahlâk Örneği

0
Bir Güzel Ahlâk Örneği
Bir Güzel Ahlâk Örneği - M. Sami Ramazanoğlu
Sayı : 389 - Temmuz 2018 - Sayfa : 30


Fârûk-ı Âzam, ekâbir-i ashâb ile birlikte idi. Güzel esvablı temiz bir genç yine onun gibi güzel iki delikanlı tarafından tutulmuş olduğu halde- huzûr-ı hilâfetpenâhîlerine dâhil olarak pîşgâh-ı emîrü’l-mü’minînde durdular.
Hazret-i Fârûk, evvelâ iki gence sonra diğerine atf-ı nazarla tetkik buyurdu. İki delikanlı şu yolda arz-ı meram ettiler:
– Biz iki kardeşiz. Mehâsin-i ahlâkıyle kabîlesinin hüsn-i nazarına mazhar olan pederimiz, bugün bahçesinde gezmekte, kemâle gelmiş meyvelerden iktitâf etmekte iken şu delikanlı tarafından katledilmiştir; ihkak-ı hak ediniz.
Hazret-i Ömer üçüncü gence hitâben:
– İşittin, ne cevâb vereceksin, dedi.
Bu delikanlı asla alâmet-i havf u endî­şe göstermiyordu. Sâbit idi. Dudaklarından yüzüne melâhat verecek bir tebessüm nümâyân olmakta idi. Bir edâ-yı fesâhat ile dedi ki:
– Yâ emîre’l-mü’minîn! Müddeîler sözlerinde sâdıktırlar. Hakîkat-i halden başka bir şey söylemediler.
Hazret-i Ömer:
– İtirâf-ı cinâyet ettin, kısas lâzım geldi, buyurdu.
Delikanlı evvelki sekînetinde berde­vâm olduğu halde dedi ki:
– Madem ki hükm-i şer’î budur. Sem’an ve tâaten, emî­rü’l-mü’mininin emrine itâat farîza-i zimmettir. Lâkin benim bir küçük kardeşim var, müteveffâ pederimiz ona hayli akça tefrîk etmiş ve küçük birâderimi bana tevdî ile; “Oğlum şu emvâl küçük kardeşinindir. Bunların muhâfazası sana aittir.” demiş idi. Ben bu paraları bir yere gömdüm, o mahalli benden başka kimse bilmez. Eğer şimdi kısas emri icrâ olursa o paralar orada kalır. Yetim hakkı zâyî olur. Üç gün müsâade buyurulursa gider o emâneti emniyetli bir adama teslîm eder, ondan sonra döner gelirim. Bu husûsta bana kefil de bulunur.
Hazret-i Fârûk bir müddet tefekkürden sonra:
– Kim bu delikanlıya zâmin olur, buyurdu. Delikanlı hazır bulunanlara dikkatle bakarak Ebû Zerr hazretlerini işâret ile:
– İşte bu zât, dedi.
Hazreti- Ömer:
– Yâ Ebâ Zerr! Kabûl-i zımân ediyor musun, demesiyle beraber Ebû Zerr:
– Evet, dedi.
Üçüncü gün oldu. Dâvacı gençler huzûr-ı Ömer’e geldiler.
Müddeîler dediler ki:
– Ey Ebû Zerr kefâlet ettiğin şahıs nerededir?
Ebû Zerr:
– Müddet hitam bulsun, delikanlı avdet etmediği halde behakk-ı Hudâ icrâ-yı hükm-i zımâna hazırım, cevâbını verdi.
Hazret-i Fârûk:
– Mücrim avdette teahhur eder ise Cenâb-ı Hak şâhid olsun ki, hükm-i şer-i islâmı elbette infâz ederim, buyurdu.
Bütün ashab ağlıyorlardı. Kibâr-ı ashab müddeîlere diyet teklif ettikleri halde onlar dâvâ-yı sâbıkada ısrar ediyorlardı.
Heyecânı son dereceye vâsıl olduğu bir zamanda idi ki genç huzûr-ı emîrü’l-mü’minînde arz-ı vücûd eyleyib dedi ki:
– Yetimi dayılarıma teslim ettim onun ve benim em­vâlimizin bulunduğu mahalli gösterdim. Ancak gelebildim.
Halk bu delikanlının vefâ-yı ahd-i emrindeki sebâta taaccüb ettiler. Delikanlı ise şöyle dedi:
– Merd olan sözünde durur, kim ölümden kurtulur?
– Bu delikanlı bildiğim biri değildir.  “Âlemde fazîlet kalmamış!” mı denilsin?
Müddeî gençler ise o dakîkada dâva­larından vaz geçtiler. Babalarının diyeti beytülmaldan verilmek arzu buyurulduğu halde:
– Biz de dünyada erbâb-ı kerem kalmadı, denilmemek için mücerred rızâ-yı ilâhî kasdıyla dâvamızdan vaz geçdik, deyip onu dahî kabul etmediler.
Ramazanoğlu M. Sâmi, Musâhabe-4, s. 60-65

 

Yorum Yazın

Facebook