BURUK BİR TEBESSÜM

0

Ömür, hüzün dolu nağmeleri ile gönüllerde acı bir tat bırakan buruk bir tebessüm. Hayaller gibi tatlı, ötelere akan. Üzerindeki süvarisini nereye götürdüğünü bilmeyen bir küheylanın, gâh koşarak, gâh durarak aldığı bir yol. Bütün akşamlarda güneşin buğulu gözlerinde cansızlaşan ömür, vakit sona erdiğinde itiraz zamanının bile olmadığı kör bir andır, anların ötesinde. Bir yolculuktur sonsuzluğa açılan. Ömür, eski bir masalın kadim kahramanı. Cansız bir mum ışığının titremesi gibi varlık ve yokluk arasında. Hüzünlü bir şarkının nakaratlarından sızan gözyaşlarının fısıldadığıdır insana.

İnsan, beyhude yorulduğu arzular yumağı hayat serüveninde, ömür gibi; var mı yok mu, gerçek mi, hayal mi, bir türlü anlaşılmayan, hakikatinde sırlar olan hayatın tek muhatabıdır. Bu muhataplığın neticesinde sözümüz, sesimiz ömrün kendisine verildiği insana, ömrün emanetçisinedir.

Diyoruz ki, ince bir sızı takılır yüreğine. Akan günler ömründen giden altın sermayendir. Ömrün hep böyle geçecek sanırsın. Hep böyle diri, hep böyle canlı ve şen. Hep günlerin parlak güneşlerle aydınlanacak. Hep yıldızların göz alıcı ve gümüş renginde olacak, ay hep böyle parlak olacak sanırsın.

Dünya öylesine tatlı, öylesine alımlı ki! Ve sana öyle şeyler vaat eder ki, başın döner. Devran bu zannedersin. Devir benim devrim, an benim hükümranlığımda sanırsın. Güçlüsündür. Kavîdir bedenin. Gözlerin keskin, hislerin uyanık, gücün yerinde. Dağ demeden, tepe demeden koşarsın, inersin, çıkarsın. Kim tutar seni?

Kim durur deli fırtınaların önünde? Kim durdurabilir bu coşkunluğu? Henüz tohumundan patlayan tomurcuk gibi, kabuğunu kırmış bir kuş ya da gözlerini dünyaya henüz açmış bir bebek misali, her şeyin özü gibi; kıymetlisindir.

Hayat ne tatlı değil mi?

Ne kadar heyecan verir sana yarınlara dair kurduğun hayaller. Eşin, çocukların; gözlerinin aydınlığıdır her biri. Ömrüne ömür katar sevinçlerin. Aldıkların, verdiklerin, umutların ve dahi umutsuzlukların. Hepsi cilvesidir ömrünün. Ve hepsi hayatın ışıklı atmosferinde vazgeçilmezdir adeta.

Hangi anlamı yüklersin dünyaya ki, vazgeçemediğin bir cazibe ile gönlünü işgal eder! Nasıl bir duygu ile bağlanırsın hayata ki biteceği aklına dahi gelmez! Her defasında önüne dikilen sarsılmaz kaleler gibi emellerin, ihtirasların, sevdaların, yükseldikçe yükselir ukbanın önüne. Dünya hayatı aşılmaz bir sur gibi, korunaklı burçları ile dikilir karşına.

Zaman akar, sular kurur. Çiçekler solar. Bahar, hazan mevsimine döner. Sararmış yaprakların feryadı acıyla karışır uğultusuna rüzgârın. Bir gün gelir kar yağar dağlarına. Kar yağar sevinçlerine. Bitmez sandığın günler solgun bir yüzle çıkar karşına. Gruba yaklaşan güneş dahi hüzünlü ve çaresizdir.

Bu hüznü görmeden deli çağlarında, ömrünün ömür olduğu zamanlarda vuslat yaşarsın, firak yaşarsın. Alışırsın sevdiklerinin firkatine. Çok defa yetersin kendine. Tazesindir, daha yeni yağmış bir kar gibi. Taze ve bembeyaz.

Kervan göçmüş, dostlar bir bir yola koyulmuş, delişmen çağlarının fırtınalı mekânlarına baykuşlar misafir olmuştur. Bir hüzün bulutu dolaşır kurşunî gök kubbede. Güneşten bir eser yok, baharlar hayal olmuş.

Dertler bin bir tane. Sarmış her tarafını, kör düğüm gibi. Çözemezsin. Derdine alışamazsın, meydan okuduğun dünyaya çıkışamazsın. Bağlar kollarını, lal eder dillerini. Perdeler iner gözlerine. Boşluk olur her yanın. Derin bir boşluk. Sen durursun dünya döner etrafında. Öylesine cevvaldin bir zamanlar, öylesine delişmen. Bir ömürdür işte sana verilen. Başı ve sonu muayyen, sayılı günlerden ibaret bir ömür.

‘Dur bakalım. Dur hele. Dur ve bir an kendine bak’ der bir ses içinden. Şu ağzı-dili bağlı mezar taşlarına bak. Dur hele, konup-göçenlerin ne söylediklerine, ne haber verdiklerine bak. Aynadaki yüzüne bak. Neler söyler sana. Bir bir koparılan takvim yapraklarına bak. Ağaran saçlarına, titreyen ellerine bak. Ne söylerler sana bu ömrün manasını anlatan.

Dostun bahçesine bir hayat gelmiş.
Gülünü dererken dalını kırarsın.
Kurur yaprakların, taze çiçeklerin.
Geçen günlerini her an ararsın.

Son söz olarak deriz ki, bir insan ömrünü kutlu ötelerin yeline vermeli. Tatlı bir hevesle koşmalı insan, ömrün şafaklarında. Öyle bir hayat yaşamalı ki, sevinmeli grup vaktine. Vuslat ateşiyle yanan o hüzünlü yürekler, bir gün daha bitti, demeli. Gerçek menzile varmak zamanı geldiğinde düşülmeli yollara baş açık, yalın ayak. Ömür kırbası, merhamet, sevgi ve muhabbet yağmurlarıyla dolmalı. O yüzden fani âlemde payımıza düşen bu ömür hesaplı harcanıp, hesaplı yaşanmalı.

Yorum Yazın

Facebook