Bütün Güzelliklerin Zîneti

0
Bütün Güzelliklerin Zîneti
Bütün Güzelliklerin Zîneti - Cafer Durmuş
Sayı : 386 - Nisan 2018 - Sayfa : 28


Ahzâb sûresinde şöyle buyruluyor: “Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, (gönülden Allah’a) saygılı erkekler ve (gönülden Allah’a) saygılı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve Allah’ı çok zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”1
Âyet-i kerîme, burada sayılan on büyük vasfa sahip olan erkek ve kadınların ilâhî mağfirete nâil olacaklarını ve muazzam bir mükâfata namzet bulunduklarını bildiriyor. Buradaki ilâhî tebşîrât kadın erkek bütün mü’minleri kuşattığı hâlde, kadınlara ayrıca bir ikrâmdır diyebiliriz. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’de umûmî olarak böyle bir ayrıma gidilmediği hâlde burada sayılan her vasıfta kadınlar ayrıca zikredilmiştir. Bunun hikmetlerinden birini, âyet-i kerîmenin sebeb-i nüzûlüne dair rivâyetlerde buluyoruz: Ümmü Ümâre (r. anha) bir gün; “Yâ Rasûlallah! Kur’ân’da her zaman erkeklerden bahsedildiğini, kadınlardan fazla bahsedilmediğini görüyorum” demişti. Onun üzerine bu âyet-i kerîme nâzil oldu. Başka bir rivâyete göre Ümmü Seleme (r. anha); “Yâ Rasûlallah! Erkekler gazâya çıkıyor, savaşıyor ve şehid oluyorlar. Biz bunları yapamıyoruz. Ayrıca bize mirasta erkeklerin yarı hissesi kadar veriliyor. Keşke biz de erkek olsaydık.” demişti. Onun üzerine bu âyet-i kerîme nâzil oldu.2
Kanaatimizce burada övülen on vasfın sıralaması önemli ve dikkat çekicidir. Buna göre mü’minleri büyük mükâfata götüren yola girmek, İslâm dairesine dâhil olmakla mümkündür. Yani önce İslâm, sonra îman; îmânı tamamlayan akîde esaslarına ve onunla gelen mükellefiyetlere samimiyetle inanmak. Bundan sonra ibadetlere sebat üzere devam etmek. Sonra bütün davranışlarında doğru olmak ve hayatı Müslümana yaraşan sadakat üzere sürdürmek. Sonra dînin nefse zor gelen emirlerine uymakta ve yasaklarından sakınmakta sabırlı olmak. Sonra Allah’a saygılı olmak (Huşû). Sonra imkân nispetinde tasadduk ederek nefsindeki mal hırsını terbiye etmek. Sonra oruçla nefsi dizginleyip terbiye etmek. Ve bunları yaparken ırzını muhafaza etmek; Müslüman’a yakışan iffet ve onurla yaşamak.
Bunların hepsini ikmâl eden bir haslet var ki, o da burada sayılan ve sayılmayan bütün hayırlı amelleri zikirle zînetlendirmektir. Câlib-i dikkattir; mü’minleri ecr-i azîme ulaştıran hasletlerin onucusu, ‘zikredenler’ şeklinde belirtilip geçilmemiş, bilakis herhangi bir kayıtla sınırlandırılmadan ‘Allah’ı çok zikreden erkekler ve Allah’ı çok zikreden kadınlar’ vurgusu yapılmıştır.
Evet, mü’minler, bu hasletlere ve bunlardan neş’et eden sair İslâmî erdemlere kâmil mânâda sahip olmalıdır. Âyette bize ilk söylenen budur. İkincisi ise zikrin her güzel amele, işleyişine mani olmadan katılabilecek bir tat ve zînet olduğunun bildirilmiş olmasıdır. Nitekim Rasûlullah (s..a.v.)’in huzuruna gelen bir adam; “Yâ Rasûlallah, hangi cihâdın ecri daha büyüktür?” diye sorduğunda “Allah Teâlâ’yı çok zikredenlerin cihâdı.” cevabını almıştır. “Hangi oruçlunun ecri daha büyüktür?” diye sorduğunda yine “Allah Teâlâ’yı çok zikredenlerin orucu.” cevabını almıştır. Bundan sonra o kişi “namaz, zekât, hac ve sadaka”nın en faziletlisini sorduğunda yine aynı şeklide; “Allah’ı çok zikredenlerinki.” cevabını almıştır. Bu cevabı işiten Hz. Ebû Bekir (r.a.), Hz. Ömer (r.a.)’a hitaben; “Ey Ebû Hafs! Allah’ı zikredenler hayrın tamamını alıp götürdü.” demiştir. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) onlara teveccüh ederek; “Evet, öyledir.” buyurmuşlardır.3
Buna göre mü’min, zamanın kıymetini bilmeli ve ömrü ilâhî mağfirete yürünecek bir fırsat olarak değerlendirmelidir. Vaktini ya ibadetle ya da hakka yarayışlı işlerle kıymetlendirmeli ve bütün işlerini zikirle taçlandırmalıdır. Allah’ı anmayı sadece zikir meclislerine tahsis etmemeli; dilini daima kelime-i tevhîd, salavat-ı şerîfe ve benzeri ezkâr ile meşgul etmelidir. Bunları söyleyemeyeceği durumda kalben zikirle meşgul olmalıdır. Çünkü insan, ömrünü böyle değerlendirmiş olmayı ileride çok isteyecek. Ve bunu yapmayanlar pişman olacak.4
Gerçek şu ki, Yüce Kitâb’ın her âyeti bizi iki cihân saadetine ulaştıracak zenginlikte ve derinliktedir. Efendimiz (s.a.v.)’in hadîsleri onun en yetkili ve en tesirli îzâhıdır. Yeter ki okuyalım, okutalım ve hayatımıza taşıyalım.
Dipnotlar: 1) Bkz; 33/35. 2) Esbâbü’n-Nüzûl, s. 62; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 305. 3) Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 438. 4) Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır; “Ölen herkes pişmanlık duyar. İyi ise daha fazla iyilik yapmadığına; kötü ise kötülüğü niçin bırakmadığına pişman olur.” (Tirmizî, Zühd, 59)

Sekînet İhtiyacı
Fetih sûresinde şöyle buyruluyor: “Îmânlarını bir kat daha arttırsınlar diye mü’minlerin kalplerine sekînet indiren O’dur. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah bilendir, her şeyi hikmetle yapandır.”5
Burada zikredilen sekînet, sükûn ve huzûr demektir. Kalbin görüp idrâk ettiği açık delîller sebebiyle huzûra ermesi demektir. Düşünce ve endişelerden sıyrılıp itmînâna ermesi demektir. Bu makama erişen mü’minin kalbindeki ilimler kesinlik ifade eder ve böylece sahibini endişelerden sâlim kılar. Nitekim burada ele aldığımız âyet-i kerîme Hudeybiye Musâlahası esnasında nâzil olunca mü’minlerin kalplerini huzûr ve sükûnet kaplamıştır. Tevbe sûresinde beriltildiği üzere; hicret esnasında sığındıkları mağaranın kapısına kadar müşriklerin gelmesiyle endişeye kapılan Hz. Ebû Bekir (r.a.)’ın kalbine de, Efendimiz (s.a.v.)’in “Üzülme, Allah bizimle beraberdir.”6 demesiyle sekînet inmiştir.
Peygamberimiz (s.a.v.) ümmetine bir yol gösteriyor ki orada sekînetin yeri, sadece darlık ve endişe anlarıyla sınırlı değildir. Bilakis bütün hayatı kuşatacak bir huzur limanıdır. Çünkü Efendimiz (s.a.v.); “Allah Teâlâ’yı anmak için toplanan kimseleri meleklerin kuşatacağını, üzerlerine ilâhî rahmet ve sekînet ineceğini”7 bildiriyor.
Sekînet sözlükte “vakar, huzur ve emniyet” diye tarif edilirken ‘peygamberlerle Allah’ın velî kullarının kalplerine iner’ diye not düşülmüş. Herhalde bu bir sınırlama değil, değerini bildirmedir. Çünkü onların izinden yürümeye ve hâlleriyle hâllenmeye, hiç bir zaman olmadığı kadar ihtiyacımız var.
Dipnotlar: 5) Bkz; 48/4. 6) Tevbe sûresi, 9/40. 7) Müslim, Zikir, 25.

 

Yorum Yazın

Facebook