BÜTÜN MÜ’MİNLERİ SEVMELİYİZ

0

Allah dostları, bir taraftan örnek yaşayışları, diğer taraftan geleceğe ışık tutan kalıcı mesajları ile gönüllerde hep hayırla, tatlı hatıralarla yâd edilen, mümtaz şahsiyetlerdir... Vakitlerini, âhiret endişesi ile, tefekkürle, zikirle, ibâdetle ve Hakk’ın kullarına engin bir gönülle hizmetle değerlendirmeye özen gösterirler... Vefatlarının 18. Yılında kendisini büyük bir hasret ve rahmetle yâd ettiğimiz merhûm üstâz Mûsâ Topbaş Efendi, Yüce Rabbin kendisine lütfettiği uzunca bir hayatı, büyük bir mahviyet, tevazu, kerem ve adeta bir muhabbet pınarı olarak yaşamıştı...

Sevenlerinin ve evlatlarının kendisinden kalan en güzel hatıralarından biri şüphesiz merhum üstazın sohbetleridir... Her fırsatta vakti sohbette değerlendirmeye ihtimâm ederlerdi.. Bu sohbetler bazen bir kaç kişi ile bir ağacın gölgesinde, bazen bir hastane odasında, bazen daha büyük bir cemaatle bahçelerde ifâ edilir, sohbete katılanlar da tam bir huzur ve huşu ile katıldıkları bu ma’nevi sofradan, büyük bereketlerle nasiplenirlerdi.. Münasip olan her vakitte evlatlarının manevi terbiyeleri için en lüzumlu islâmî ölçüleri, ya islâmî bir kaynaktan okurlar, okuturlar, bazen de gönüllere nakşedilen, tane tane, tatlı ve fevkalâde nezaketli bir üslupla şifahi / sözlü olarak hatırlatırlardı… 1992 yılının Haziran ayına tekabül eden bir hac yolculuğunda kaldıkları evde, hac refikleri ile beraber kahvaltı yapılmış, Arafat’tan dönüşün, Cenab-ı Hakkın luftu ile haccı tamamlamanın gönüllerde oluşturduğu manevi bir huzur ortamında, merhum üstaz, hiç unutulmayan, o zarif ifadeleri ile yarım saat kadar şifahi sohbette bulunmuşlardı. O gün sohbet esnasında tarafımdan tutulan ve seyrü sülûk erbabı için çok önemli esasları ihtiva eden bu hatırlatmalar bir yâd-ı cemil ve rahmetle anılmaya vesile olur inşaallah.

*

Aziziye, 12 Haziran 1992 Cuma

Kurban Bayramı / 2. Gün

“… 1. Yemek

Yemeklerimizi huzur içinde yemeliyiz. Yemek agâhlıkla yenirse iki yemek arasındaki vakit te huzurlu geçer. Onun için de önce kazancımızın helâl olmasına dikkatli olmalıyız. Herkes kendi durumuna göre kazancını helâl yoldan temin etmeye gayret etmeli, tüccâr, memur, v.s.

Muâmele
Muâmele de mühim bir husustur. İnsan aldığını verdiğini bilmeli... Merhum pederim benden bazen gazete için para alırlar, bir kaç gün sonra da onu iade ederlerdi. Baba oğul arasında teklif olmaz dememeli. Çocuklara verilen harçlıkların ve diğer emanet olarak verilen meblağın da daha sonra hesabı istenmelidir..

Zekât
Herkes nisaba mâlik olunca zekâtını dikkatlice hesaplayıp vermelidir. Zekâtı vermemek, fakirin hakkını çalmaktır. Adi hırsız, zenginin malını çalar, zekât hırsızı ise her zaman fakirin hakkını çalmış oluyor. Aynı şekilde öşür de mühimdir. Fıkıh kitaplarında bildirildiği şekilde öğrenip tatbik etmelidir. Zekatı tam vermeden, insan ne kadar da hayır yapsa, tamam olmuş olmaz.

Nezâket
İhvân birbirine karşı nezaketli olmalıdır. Karı koca arasında da yine nezâketle hitap edilmeli, kaba ve sert ifadelerden kaçınılmalıdır. İhvanın da her biri bir taraftan istifade eder. Onları hepsini sevip, kusurlarını görmemeye çalışmalıyız. Ayrıca bütün müminleri sevmeliyiz... Sert tabiatlı gruplar dahi gün gelir, İslam’a daha güzel hizmetler verirler...

Manevi Dersler
Seher vakitleri kalkıp, huzurluca manevi derslerimizi yapmalıyız. Bazıları ben hizmet ediyorum diye manevi derslerini ihmal etmekteler. Bir kısmı da derslerini yaptıkları halde her şey ayağıma gelsin diye beklemekte ve hizmet edememekte... Halbuki namaz nasıl ömrümüzce bir borçsa, aynı şekilde manevi derslerimiz de bir emanettir. Allah’a karşı bir ahiddir. İnsan ömrü boyunca manevi derslerini yapacak, hizmete de devam edecektir.

Vesveseden Kaçınmak
Bazıları da haram-helal mevzuuna, ve muâmele hususuna dikkat etmediklerinden; vesveseye düşmekteler. Gerekli taharriyi yaptıktan sonra işi vesveseye götürmemelidir. Ancak şeriat bahsinde de dikkatli olmalı. İçki satan yerlerden alış-veriş etmemeli. Çünkü kazancı haram olmuş oluyor. Ayrıca televizyondan da kaçınmak gerek.

Herkes bizden yardım bekliyor:
Etrafımızda Bosna-Hersek, Arnavutluk, Kırım, Azerbaycan hep bizden yardım bekliyor. Bir taraftan Avrupa’ya giden ailelerimizin ikinci nesli tamamen manen kayboluyorsa da, gene de bu yardım bekleyen bölgelerden gelecek çocuklarla ilgilenmeli, ve onları Müslümanlığa kazandırmaya çalışmalıyız. Abdülhamid Han tâ Japonya’ya kadar uzanmıştı...

Duâ:
Cenâb-ı Hak her sene böyle kolayca hac etmeyi hepimize nasip eylesin. Eskiden haclar gerçekten zor idi. Ama şimdi çok kolaylaştı. İnşallah böylece gelecek sene de hac ederiz…”

*

Yüce Rabbimizden niyazımız, manevi hayatımız için çok önemli olan bu hatırlatmaları, bir hayat disiplini hâline getirmeye muvaffak kılması, merhum Hace Mûsa Topbaş üstazı da kendi katından bir rahmet ve izzetle lütuflandırmasıdır...

Yorum Yazın

Facebook