Derdi Dert Edinmek

0
Derdi Dert Edinmek
Derdi Dert Edinmek - Durak Pusmaz
Sayı : 390 - Ağustos 2018 - Sayfa : 48


Dünya imtihan yeridir, insanlar da dünyaya denenmek, imtihan olmak için gelmişlerdir, çeşitli mihnet, meşakkat, bela ve zorluklarla denenirler. Nitekim Yüce Rabbimiz Hz. Peygamber ve müminlere hitaben şöyle buyurmuştur; “Siz kimi zaman mallarınızla, kimi zaman canlarınızla mutlaka deneneceksiniz. Bunun yanında hem sizden önce kendilerine kitap verilen (Yahudi)’lerden, hem de müşriklerden birçok ağır söz işiteceksiniz. Bunları sabırla karşılar ve Allah’a karşı kulluk bilincinde olursanız, üzerinize düşeni yapmış olursunuz. Çünkü bunlar, yapılması gereken önemli davranışlardır.” (Al-i İmran, 186)
Aslında dünyanın sefası da vardır, cefası da, fakat bazı bilginler ve büyük mütefekkirlere göre cefası sefasından daha çoktur. Nitekim İmam Şafii Hazretleri bu hususu divanında:
“Mihanü’z-zemâni kesîratün lâ tenkadî / Ve sürûruhû ye’tîke ke’l-e’yâdi” 1
beytiyle ifade etmiş olup anlamı şöyledir: “Dünyanın mihneti meşakkati çoktur, tükenip bitmez. Sevinci ise bayramlar gibidir, senede ancak iki kere gelir.”
İlim şehrinin kapısı Hz. Ali (r.a.) da:
“Zevâyâ’d-dünyâ meşhûnetün bi’r-Razâyâ / El-Berâyâ ehdâfü’l-belâyâ!”
demiştir ki anlamı şöyle ifade edilebilir: “Dünyanın her yeri musibet ve belalarla doludur, İnsanlar da belaların hedefidir.”
Onun için ‘lâ râhate fid-dünyâ/ dünyada rahat yoktur, dünya rahat yeri değildir, denilmiştir. Son dönem mütefekkir, edib, şair ve yazarlarından Ferit Kam bir dörtlüğünde “dünyada rahat yoktur” sözünü açıklar mahiyette manzum olarak şöyle demiştir:

Bu elem yurdu denî dünyanın
Derdine mihnetine gâyet yok.
Bir çürük diş gibidir,
bence bu can,
Çıkmadan sahibine rahat yok.”
Başka bir dörtlüğünde de:

İman ile eyle nazar,
Dünya elem dünyasıdır,
Dünyada rahat istemek
Divaneler hülyasıdır.”2 demiştir.
Demek ki aklı başında olan kimse dünyada rahat olmadığını, aksine dünyanın gam, keder, elem, mihnet ve meşakkat yeri olduğunu bilir, aklı başında olmayan divaneler dünyada rahat etmek ister.
Bir atasözümüzde “dertsiz kul olmaz” denilmiştir. Dünyada mutlaka herkesin bir derdi, bir sıkıntısı vardır. Ancak iki durumda; ya ölü olmak, ya da deli olmak durumunda dertsiz olunabilir. Onun için “dertsiz baş mezarda gerek” denilmiştir.
Akıl insana verilmiş bir nimettir. Hem de kula İslam nimetinden sonra verilmiş en büyük nimettir. Çünkü iman da, İslam da, ilim de akılla olur. Onun için Ebu’l-Alâ’: “Hiçbir kula islamdan sonra güzel akıldan daha üstün bir şey verilmemiştir.”3 demiştir. Hz. Ali (r.a.) da: “Akıllı kimse dertli ve hüzünlüdür.” 4 demiştir.
Ferid Kam da bu hususu şöyle ifade etmiştir:

Herkesin bir derdi vardır yoklasan vicdanını
Vermemişler kimseye âzâdelik fermanını.”
Demek ki yoklansa mutlaka herkesin bir derdinin olduğu görülür, hiç kimseye dertten, gamdan, kederden beri olma fermanı verilmemiştir. Hatta en neşeli, en gamsız görünen kimselerin bile derdinin, sıkıntısının olduğu bilinmektedir. Onun için bir atasözümüzde: “Değirmene vardım derdimi yanmaya, değirmen başladı, tıngır mıngır dönmeye.” denilmiştir ki mübalağa sanatı yoluyla değirmen gibi cansız varlıklara varıncaya kadar herkesin ve her şeyin gamdan, kederden ârî olmadığı ifade edilmiştir.
Konu hülasa edilecek olursa Ziya Paşa’nın manzum olarak ifade etmiş olduğu şu neticeye varılır:

Her âkile bir derd bu âlemde mukarrer
Rahat yaşamış var mı gürûh-ı ukalâdan.
Akıllı olup da bu dünyada gamsız, kedersiz, rahat yaşamış kimse düşünülemez. Herkesin mutlaka bir gamı, kederi vardır. Kendisinin yoksa yakınlarının vardır, etrafındakilerin vardır. İslam âleminde veya dünyanın şurasında burasında zulme uğrayıp evlerini barklarını terk edenler, yetersiz sağlık hizmeti götürülemediğinden veya açlıktan ölenler vardır. Aklı başında olan sıradan bir kimse bütün bunlara bigâne kalıp rahat içerisinde yaşayabilir mi? Elbette yaşayamaz. Müslüman ise asla rahat içerisinde yaşayamaz. O, Sevgili Peygamberimizin: “Men esbaha lâ yehtemmü’l-müslimîne fe leyse minhüm: Müslümanların dertlerini, kederlerini kendisine dert edinmeyen onlardan değildir” hadis-i şerifini ve anlamını pekiyi bilir.
Mümin hem diğer insanların derdini kendine dert edinir, hem de bizzat kendi başına gelen bela ve musibetleri abartmaz, halinden şikâyette bulunmaz, kabullenir. Bunun neticesinde görünüşte aleyhine gibi olan bu dert ve belalar onun lehine döner. Çünkü:
a- Elem ve ıstıraplar, dert ve belalar insanı eğitir, olgunlaştırır, kemale erdirir. Onun için insanlar içerisinde en çok dert ve belaya maruz kalanlar peygamberler, sonra da dini yaşama hususunda ona benzeyenlerdir. Bu sebeple bazı bilginler çekilen ıstırapların insan için bir felaket değil, aksine bir lütuftur, ilahî bir nimet olduğunu belirtmişlerdir.5
b- Dert ve belaya uğrayan kimse bundan kurtulmak için, çalışır, didinir, elinden gelen sa’y u gayreti sarfeder, Allah’a dua eder. Allah da çalışan, kendisine dua eden kulunu sever, böylece Yüce Rabbimizin sevgisine mazhar olur. Nitekim Mevlana Hazretleri: “Denize düşen kimse, can çekişirken elini her ota uzatır. O otlardan hangisi kendisini kurtaracak diye, başının korkusundan elini, ayağını oynatır. Yar-ı hakikî, bu uğraşıp çabalamayı sever, onun için faydasız çalışmak bile uyumaktan evladır.”6
c- Dünya fanidir, her şey geçicidir, fani dünyada sürekli bir şey olmaz. Onun için gam ve keder de geçicidir. Gam ve kederin akabinde sevinç ve neşe gelir. Gecenin karanlığından sonra gündüzün aydınlığı geldiği gibi, güçlük ve meşakkatten sonra da kolaylık gelir. Onun için Kur’an-ı Kerim’de: “İnne mea’l-usri yüsran: Her güçlükle beraber kolaylık da vardır”7 buyrulmuştur. Şair bunu ne güzel ifade etmiş:

Dilâ, baran-ı gam
böyle kalır mı, açılır elbet,
Sehab-ı derd-i hicranın sonu şems-i müneverdir!
Anlamı şöyledir:

Ey gönül, gam yükü böyle kalmaz, açılır elbet,
Ayrılık derdi bulutlarının sonu apaydın güneştir.
Mevlana hazretleri de: “Gam düşüncesi, sevinç yolunu keserse, üzülme; çünkü o gam, senin için sevinç ve neşe hazırlamaktadır.”8 Demiştir.
d- Bir de insanın başına gelen dert ve bela sabretmesi için bir vesiledir. Sabredenlerin ise ahrette mükâfatları çok, dereceleri yüksek olacaktır. Yüce Rabbimiz; “Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 8/46), “Allah sabredenleri sever.” (Âl-i İmran, 3/146), “Sabredenlere mükâfatları hesapsız/sınırsız olarak verilecektir.” (Zümer, 39/10) buyurmuştur.

Dipnotlar: 1) Ferit Kam, Dini Felsefi sohbetler, s. 64. 2) Ferit Kam, Dini Felsefi Sohbetler, s. 18, 20. denî dünya: adi, alçak dünya. 3) İbn Ebî Şeybe, Musannef, VI, 164. 4) «Ó‰Ÿ«‚‰Ô ÂÓÁÚÂÔËÂÏ , ÂÓ⁄ÚÂÔËÂÏ. 5) Bkz. Şefik Can, Mesnevi. 6) Tahirul-Mevlevi, Mesnevi Şerhi, III, 130. 7) İnşirah suresi, 94/6. 8) Şefik Can, Mesnevi Tercümesi, I.

 

Yorum Yazın

Facebook