Dik Yokuş

0
Dik Yokuş
Dik Yokuş - Medet Bala
Sayı : 390 - Ağustos 2018 - Sayfa : 55

 

Üniversiteye başladığım ilk yıllardı. Ülkemizin hatta dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan İstanbul’da ilahiyat kazanmıştım. Allah’ın bir lütfu olarak İstanbul’un da en güzel ilçelerinden olan Üsküdar’da kalacaktım. Arkadaşlarımızdan çok farklı yerlerde kalanlar vardı. Fatih, Beşiktaş, Ümraniye, Sultanbeyli gibi ilçelerden hatta İzmit gibi diğer illerden gelenler de olurdu. Marmara İlahiyat fakültesi Üsküdar’daydı ve fakültenin yakınlarında kalmak bir lütuftu.
Bir başka lütuf olarak da, Üsküdar’ın da en seçkin semtlerinden Sultan Tepede, Hacı Hesna Hatun Caminin küçücük meşrutasında üç arkadaş beraber kalmaya başlamıştık. O yıllar öğrenciler için imkânlar biraz dardı. Herkes bulduğu bir yere sığınmaya çalışırdı.
Hesna Hatun Camii bizim için bir sığınaktan çok okul oldu, hayat oldu. Çok muhterem insanlarla tanışmaya vesile oldu. Hasılı bereketli ve güzel bir yerdi.
Üsküdar’ın birçok yeri engebeli, yokuşlu olduğu gibi Sultantepe de dik yokuşlara sahipti. Her gün o yokuşlardan tırmanmak zorundaydık. Ama gençlik yılları olunca pek de aldırış etmiyorduk.
O günlerden birinde yayınevlerinin merkezi Cağaloğlu’ndan 10 ciltlik Elmalı Tefsirini satın almış, omuzumda vapura kadar getirmiş, vapurdan indikten sonra da tekrar omuza atarak Sultantepe’nin yokuşunu tırmanmıştım.
Üsküdar Mihrimah Camii ile Mihrimah Çocuk kütüphanesinin arasından yukarı giden yaklaşık 125 merdivenli dik yokuş, tepeye çıktığında adamın nefesini kesmekte, dizlerini titretmekteydi.
Gençlik bu ya, ben merdivenlerden takır takır çıkarken; yaşlı bir amca ortadaki demir korkuluklardan tutunarak birkaç adım atıyor, biraz duruyor, sonra tekrar devam ediyordu. Tam yanından geçerken yaşlı amcanın “ git aslanım git, bi zamanlar ben de sizin gibi çıkıyordum” cümlesiyle irkildim. Başımı geri çevirdim, yüzüne baktım, göz göze geldik, gülümsedim ve devam ettim.
Şimdi yaşımız ilerleyip merdivenlerde zorlanmaya başladıkça hep o an gözlerimin önüne gelir ve şairin şu dörtlüğünü hatırlarım:
Nerde o naralar attığım günler?
Nerde bulutlarda yattığım günler?
O tozu dumana kattığım günler.
O eyyâm- ı nevbaharım nerdeler? (Yaşar Fersahoğlu)
Hayat yolu hep düz gitmiyor. İnişleri yokuşları var. Sıkıntılar, meşakkatler önümüze çıktıkça zorlanıyoruz. Bu meşakkatleri aşmak için çalışır, gayret ederiz, başkalarından destekler alırız. Bu günden yarınki hayatımız için hazırlıklı olmaya çalışırız.
 Evet dik yokuşları aşmak zordur. Hele antrenmanlı değilsen, hazırlıklı değilsen. Üstünde yükün fazlaysa, gücün azsa; bir adım atabilmek ne meşakkatli bir iştir.
Aşılması gereken, maddi yokuşlar gibi manevi yokuşlar da vardır. Allah Teala bizden bu dik yokuşu, sarp yokuşu aşmamızı ister. Onun yollarını gösterir. Beled suresinin birkaç ayetine göz atalım:
 فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَ
“Fakat o insan, (malı, kuvveti ve kudretiyle mağrûr olan insan,) sarp, dik yokuşu aşamadı.”(Beled Suresi, 11)
 “O akabe (dik yokuş) nedir, o göğüs gerilmesi büyük bir kahramanlık isteyen zor, yüksek iş, tırmanılması gereken sarp yokuş nedir? Bilir misin? (Bu dik yokuş nasıl aşılır bilir misin?) Bir köleyi salıvermekle, akraba bir yetimi yahut hiç bir şeyi olmayan fakiri kıtlık ve açlık gününde doyurmakla.” (Beled Suresi,12-16)
Bu ayetlerle dik yokuşu aşabilmenin yolları sıralama ve sınırlandırma olarak değil örneklendirme yöntemiyle anlatılmaktadır. Onun için sadece bu ayette geçen davranışlar değil, salih amellerin çoğaltılması dik yokuşun aşılmasına vesile olacaktır. 1
Herkesin kurtuluşu kendi kazancına bağlı olduğu gibi, insan da iyi ameller kazanarak kendisini cehennem azâbından kurtarmalıdır. Yüce gâyeleri yakalamanın ve çetin yokuşları tırmanmanın ön şartı, kişinin nefsin azgın arzuları ve şeytanın aldatmalarına karşı cihad etmesiyle olur.
 İşte bu sarp yokuş, boynu zincirli bir esiri esaretten kurtarmak veya salgın ve yaygın bir kıtlıkta açlara yemek yedirmekle aşılabilir. Şahsî arzularını tatmin için yığın yığın tükettiği mal ile ya da oturduğu makamın koltuğu ile mağrur olan insan, yaptığı yararsız tüketimle bu sarp yokuşları aşamaz. Bu yokuşlar ancak, zincirli insanları prangalarından kurtarmak, çaresiz insanları doyurmak gibi kahramanlıkla aşılabilir. Dolayısıyla yetime, fakire ve miskine ekmek kapısı açarak onları topluma yük olmaktan kurtarmak, imkânı olanların sorumluluğundadır.
İman sahipleri de birbirine geçim bakımından sabır ve merhamet göstermeli, gerekene kefil olmalı, yiyecek vermeli, yardım etmeli ve hepsinden önemlisi iş vermelidir. Bu işlerin idaresinden sorumlu olanlar, ihtiyaç sahiplerine tatlılıkla muamele etmelidir.2
“Sonra da, iman edip de sabır ve merhamet tavsiye edenlerden olmak.” (Beled Suresi,17) İmkanlar kullanıldığı halde ihtiyaçlar giderilemezse, mazlum ve mağdurlara sabrı tavsiye etmek ve onlara merhametli davranmak gerekir. Bu dik yokuşu aşabilmek için hazırlıklı olmak gerekiyor. Sonuç olarak şair Bahaettin Karakoç’un şu tavsiyesine kulak verelim:
Bir nehri geçeceksen önce soyunmalısın
Bir dağı çıkacaksan
soluklu olmalısın.
Madem ki niyetlisin
seferin kutlu ola!
Caydırmayı düşünmem
ama derim ki sana
Azıksız çıkma yola! ...
Dipnotlar: 1) Ruhu’l-Beyan, Erkam Yayınları, Beled Suresi. 2) İrfan Gündüz, Ahmed Hüsameddin Dağıstani’nin Beled Sûresi Tefsiri, Tasavvuf Dergisi

 

Yorum Yazın

Facebook