Esad Erbilî (1847-1931) ve Safâ Câmii Tarihçesi

0
Esad Erbilî (1847-1931) ve Safâ Câmii Tarihçesi
Esad Erbilî (1847-1931) ve Safâ Câmii Tarihçesi - Vahit Göktaş
Sayı : 385 - Mart 2018 - Sayfa : 50

 

“Ben el çektim safâ-yı hâtır u ârâm-ı cânımdan  
Safâ âteş, cefâ âteş, firâr âteş, karâr âteş” (Dîvân-ı Es’ad)

Muhammed Esad Erbilî Hazretleri, 1847-1931 yılları arasında yaşamıştır. Musul’un Erbil kasabasında doğmuştur. Babası Erbil’de bulunan Halidî Tekkesi’nde postnişin Şeyh Muhammed Said’dir. Dedesi, Hâlid-i Bağdâdî’nin halifelerinden Şeyh Hidayetullah’tır.
İlk tahsilini Erbil’de tamamlamıştır. Davud Efendi’den özel dersler görmüş, icazet almıştır. Daha sonra Şeyh Tâhâ el-Harîrî’ye intisap etmiştir. Seyr u sülûkünü tamamladıktan sonra 1292/1875 tarihinde şeyhi Tâhâ el-Harîrî’nin de vefatı üzerine irşad vazifesine başlamıştır.
Altın Silsilenin 33. halkasını oluşturan Esad Erbilî Hazretleri, ilmî icazetnamesini Davud Efendi’den, Nakşî icazetnamesini de Tâhâ el-Harîrî’den almıştır. Bunun yanında Kadirî Âsitâ­nesi şeyhi Seyyid Abdulhamîd-i Birifkânî’den de Kadirîlik icazeti almıştır. Hem Nakşî hem de Kadirî tarikatından icazetlidir.
Hac dönüşü İstanbul’a yerleşmiş, Kelâmî Dergâhı şeyhi olmuştur. Esad Erbilî, 1316/1900 senesinde Sultan Abdülhamid Han tarafından, memleketi Erbil’e vazifeli olarak gönderilmiştir. Meşrutiyetin ilanıyla birlikte 1324/1908’de sevenlerinin daveti üzerine İstanbul’a dönerek Kelâmî Dergâhındaki görevine tekrar başlamıştır. Meclis-i Meşayıh reisliği yapmış, Cerîde-i Sûfiyye adlı bir derginin ve “Cemiyet-i Sûfiyye” adlı bir yapılanmanın öncülüğünü yapmıştır. Padişah Sultan Reşat tarafından Sürre Emini olarak görevlendirilmiştir.
Esad Erbilî Hazretleri 3-4 Mart 1931 gecesi vefat etmiştir.  Zehirlenerek şehit edildiğine dair rivayetler de vardır.1
Ancak bilinen şu ki:  Esad Efendi’nin cenazesi ailesine verilmeyip gizli bir şekilde Menemen’de defnedilmiştir. Mezar yeri belli edilmemiştir. Daha sonra sevenleri mezar yerini tespit edip, beraberinde de birçok mevtânın bulunduğu araziyi satın alarak oraya bir cami yaptırmışlardır.
Bu camiye Safâ Camii ismi verilmiştir.
İşte bu Safâ Camii’nin tarihçesi ile ilgili mühim olduğunu düşündüğümüz bir yazıyı Es’ad Erbilî Hazretleri’ne, civarında medfun bulunan mevtâya birer Fâtiha ikramına vesile olması dua ve temennisiyle burada paylaşmak istedik. Bu belgede adı geçen ahirete irtihal etmiş bulunan kişileri de rahmetle yâd ederiz; hayatta olanlara hayırlı ömürler niyaz ederiz.
Operatör Doktor Ahmet Fahir Sağol tarafından daktilo edilip Muhterem Mustafa Dayhan Bey’e2 verilen belge şu şekildedir:
Bismillahirrahmânirrahîm
“Kelime olarak Es-Safâ kelimesinde mânevî bir şifre vardır.
1952 senesi Eylül ayı son haftası, Cuma günü, Menemen’de, ikindi vakti pederim Halit Sağol ile nalbant dükkânı önünde otururken postacı geldi. Elinde bir telgraf vardı. “Dr. Ahmet Fâhir Sağol” adına gelen telgrafı aldım, okudum. Telgraf İstanbul’dan, Ömer Kirazoğlu’ndan geliyordu. Önce durakladım çünkü Ömer ağabey, benim o günlerde Menemen’de olduğumu bilmiyordu. Ben hemen telgrafı açtım ve okudum. “Efendi Hazretleri İzmir’de, görüşün” diyordu Ömer ağabey. Biraz daha düşündüm. Çünkü Efendi Hazretleri Sâmi Efendi Hazretlerini İzmir’de nasıl bulacaktım? Hiçbir kardeşi tanımıyordum, adreslerini bilmiyordum. Bu tereddüdüm çabucak zâil oldu. Çünkü beni karşılayacaklardır muhakkak, diye düşünerek İzmir’e gitmeye karar verdim. Pederimden müsaade istedim.
Pazar günü Menemen’de bağdan göçülecekti. Zaten o günlerde Menemen’de bulunmamın nedeni de düğün hazırlıklarıydı. İzin hakkım yoktu. Bu arada bir ay rahatsızlandığım için raporluydum. Hava Harp Okulunda Dr. Üsteğmen iken rahatsızlandığım için Eskişehir Hava Hastanesine yatırıldım. Orada bir müddet yattıktan sonra teşhis bile koyamadılar. Neticede bir buçuk ay hava değişimine heyetçe karar verildi. O nedenle Menemen’e gelebildim. İzin hakkım yokken âni çıkan bir rahatsızlık neticesi verilen istirahat müddeti, düğün hazırlıkları için âdeta bir nîmetti, lütûftu. İzmir’e gitmek için pederden müsaade istedim. Pazar günü bağdan göç olacağı için “İnşallah yetişirim” diye söyledim. Cumartesi günü İzmir’e gittim. Orada kimden istifâde edecektim, bilmiyordum. Bu endişe içinde ikindi namazını İzmir’de Hisar Câmiinde kılmaya karar verdim ve câmiye gittim. Belki orada bir kılavuz kendini tanıtacak, bana yardımcı olacaktı. Namazı cemaatle kıldık. Sağıma ve soluma baktım, bir tanıdık veya bir işâret bekliyordum. Ayağa kalktık, orta yaşta bir kişi ile tanıştım. “Buyrun, bir çay içelim” dedi. Berâberce onun dükkânına gittik. Gittiğimiz yer küçük bir terzi dükkânıydı. İsmi Tayfur Koyuncuoğlu imiş. Çay söylediler.  O arada bir genç geldi. Konuşmasında “Efendi Hazretleri” diye söyleyince, ben hemen “Kim o Efendi?” dedim. O zaman “İstanbul’dan Sâmi Efendi Hazretleri dün geldiler” dediler. Ben de durumu anlattım. “Hemen ziyârete gitmem lâzım” dedim. O genç arkadaşla dükkândan ayrıldık. İkiz Çeşme’de Hacı Ahmed Dayhan’ın kardeşi Kadri Efendi’nin evine gittik. Efendi Hazretleri oradalarmış. Ben odaya girdim, ellerini öptüm. Hatırımı sordular. “Bandırma Ekspresi ile döneceğiz, Ömer Bey’e de haber verdik.” dediler. O anda içimden gelen bir ses bana şöyle söyletti ki, hâlâ nasıl böyle söyledim diye kendimden hâyâ ediyorum, “Efendim, Menemen’i ziyâret etmeden mi gideceksiniz?” dedim. Ama pişmân oldum ve müsaade isteyerek odadan çıktım. Hemen beni çağırttılar ve “Peki, Menemen’e nasıl gideriz Fâhir Bey?” dediler. “Kolay Efendim.” dedim ve planı arz ettim. Ertesi gün, yanında hizmetinde bulunan Konyalı Halıcı Emmi Amca, Mehmet Amca, Ahmet Dayhan ile berâber arabalarla Menemen’e gelecekler, ben Menemen’in girişinde söz verdiğim saatte bekleyecektim. Karşıladım, oradan Kabristana gidildi. Eski kabristanın duvarları yıkılmış, mezar taşları kısmen çalınmış, âdetâ bir çöplük gibi bakımsız bir hâldeydi. Çünkü yıllarca ben de görmemiştim. Kabristanın bir tarafına gecekondu gibi göçmen evleri yapılmış. Efendi Hazretleri ile yürüdük. Bir betondan yığıntı yanına yaklaşırken bana Efendi Hazretleri şöyle seslendi: “Kabrin yanına biraz otursak nazar-ı dikkati çekmez miyiz?” dediler. Dâima sünnete uyarak hareket ederlerdi. İstişâre etmeden bir işe tevessül etmezlerdi. Ben “Hayır Efendim” dedim. Ayağından lastikleri çıkararak, mestlerle kabristanda âdetâ toprakta, çöplükte yürüyerek gittiler ve diz çöktüler. Bizler arkasından kabir ziyâretinde bulunduk. O sırada arkada bir kişi şöyle seslenerek, elinde bâzı evraklarla geldi: “Bakın dün belediyeden fen memurları geldiler, bu plan projeleri unutup gitmişler. Yarın bu parseller belediyede açık arttırma ile satılacak.” diye haber verdi. Efendi Hazretleri de yanımıza geldi. Bu konuşmayı duydu. Kabristandan ayrılırken Efendi Hazretleri cebinden bir adet kağıt 100 lira çıkardı, bana uzattı. “O parseli alalım inşallah” dediler. Ben parayı aldım, cebime koydum. Ama Konyalı Halıcı Hacı Emmi Amca hemen yanıma geldi: “Ver o parayı, al bunu” dedi. Îtirâz edemedim. Efendi Hazretleri’nin verdiği parayı verdim. Oradan arabaya binerek Menemen’deki eve gittik. Odada kahve içtiler, babamla tanıştılar. O zaman düğün hazırlıklarından bahsettim, düğüne dâvet ettim. Duâ buyurdular. Hep berâber İzmir’e avdet ettiler. Ertesi gün kabristandaki o parseli Belediye Reisi Bedri Bey’in yanına giderek açık arttırma ile satılan o parseli “Orada büyük dedem var” diyerek satın aldım. Bir müddet sonra oraya câmi yapılması uygun görüldü. İstanbul’dan Ömer Kirazoğlu Ağabey geldiler. Yerinde ölçtüler. Sonra, yapılacak olan Safâ Câmiinin berâberce temelini attılar.
Yukarıda anlattığım hâdiseler sanki önceden planlanmış, tanzîm ve tertip edilmiş gibi sıra ile cereyan etmiştir. Büyüklerin mânevî himmet ve rızâları ile hepsi zuhûr etmiştir. Allah (c.c.) hepsinden râzı olsun. Câmi inşaatında Hacı Ahmed Dayhan Ağabey, Pederim Halit Sağol ve yardımları olan herkesten Allah (c.c) râzı olsun. Rahmetle yâd edelim.
Operatör Doktor Ahmet Fâhir Sağol. Şubat 1997

Dipnotlar: 1) Geniş bilgi için bkz. Ethem Cebecioğlu, Allah Dostları 8, Muhammed Esad Erbilî (20. Yüzyıl Türkiye Evliya Menâkıbı), Kalem Eğitim Kültür Akademi Derneği Yayıncılık, Ankara 2015, s. 18; ayn. mlf, Allah Dostları 7, Kalem Kültür Akademi Derneği Yayıncılık, 2013; ayr. bkz. Vahit Göktaş, Muhammed Esad Erbilî, İlahiyat Yayınları, Ankara 2013. 2) Muhterem Mustafa Dayhan Bey’e teşekkürlerimizi sunuyoruz.

 

Yorum Yazın

Facebook