FERASET VE ADALET ÖLÇÜLERİ

0

Haksızın hakk iddiası:

“Kim kendisinin (hakkı) olmayan herhangi şeyi (benimdir diye) iddia ederse bizden, bizim yolumuza gidenlerden değildir. O (şimdiden) ateşten (cehennemden) oturacağı yeri edinedursun.” (İbn-i Mâce)

İnsanlar eşittir:

“Bütün insanlar tarak dişleri gibi müsâvîdir yani eşittir. Ancak ibâdetle birbirinden üstün olurlar. Kendisine layık gördüğün (meziyet ve) fazîletin benzerini senin için revâ görmeyen hiçbir kimse ile sakın arkadaşlık etme!”

İşte islâm demokrasisinin insan haklarının ve insan eşitliğinin kudsî kaynaklarından biri!

Üstünlüğü temin eden ibâdet mefhûmu gerek şa­hıs, gerek âilevî, gerek ma’şerî ve millî, bütün insan va­zîfelerine şâmildir. Çünkü bunların hepsi dînimizde ibâdettir. Bu hadîs-i şerîfte arkadaşlığın karşılıklı hak ve zavifelerine de işâret buyurulmuştur.

Cezâ, suçu işleyen herkesedir:

“Sizden önceki (ümmet)lerin (mahv) helâk edilmesi ancak (şu sebepten idi ki) onlar, içlerinde şeref sâhibi hırsızlık ettiği zaman onu bırakıverirler (aldırış etmezler), aralarında zayıf kimse çalınca hakkında ağır cezâ tatbik ederlerdi. Allâh’a andederim ki, Muhammed’in -sallallâhu aheyli ve sellem- kızı (yani benim kızım) Fâtıma hırsızlık etse muhakkak elini keserim.” (Buhârî, Müslim)

İşi sağlam yapmak da ibâdettir.

“Allah, amel sâhibinin yani iş adamının iş yapınca iyi ve güzel yapmasını sever.” (Taberânî)

Bu hadîs-i şerîfteki (ÍÔÕÚ”ÊÓ) kelimesinin masdarı olan “ihsân” şu mânâlara gelir:

1- İyilik etmek.

2- Bir şeyi iyi ve güzel yapmak.

3- Bir şeyi iyi ve gereği gibi bilmek.

4- Bir hadîs-i şerîfte beyan buyurulduğu vechile “Cenâb-ı Hakk’a O’nu görür gibi kulluk etmek.”

Bu dört mânânın herbirine göre hadîs-i şerîfin meâlleri:

1- Cenâb-ı Hakk, herhangi bir âmilin iş ve hareketinde dâima iyilik etmesini nefsinden başkalarına da faydalı olmasını sever.

2- Cenâb-ı Hakk, herhangi bir iş sâhibinin yaptığı işi güzel yapmasını (baştan savma yapmamasını) sever.

Cenâb-ı Hakk, iş sabinini yaptığı işini iyi bilmesini sever.
Cenâb-ı Hakk, herhangi bir amel ve harekette bulunan kimsenin Allah’ı görür gibi davranmasını sever.
Birinci mânâ; maddeci, hodgam ve muhteris insanları takbih eden, her işe cemiyetin ve ictimâî nizamın dâima düşünülüp korunmasını tavsiye eyleyen âlî bir düsturdur. İslâmda diğergamlık esastır. Bir hadîs-i şerîfte meâlen: “İnsanların hayırlısı, insanlara en çok faydalı olandır.”buyurulmuştur.

İkinci mânâ; herhangi bir meslek ve sanata mensub olan adamların o meslek ve sanatlarında dâima yenilikler yapmasını, işi hep güzele ve kemâle götürmesini terakkî hamlelerini bir an gevşetmemesini öğütleyen bir teceddüd ve tekâmül rehberidir.

Üçüncü mânâ; bize intisab ettiğimiz iş ve mesleğin sırlarını öğrenmeyi, o iş ve meslekte “ihtisas” elde etmemizi körü körüne hareket ve taklitlerden kaçınmamızı, cehâletin ve geri bırakan göreneklerin demir perdelerini yırtarak her işte akl-ı selîm ile işe yarayan faydalı bilgi kâidelerini rehber edinmemizi işâret buyuran bir meâldir.

Dördüncü mânâ; bütün bu mânâların mânevî istikâmet vechini gösteren yüksek bir irşad kaynağıdır. Amel ve hareketlerimizde “Cenâb-ı Allâh’ımızı görüyormuşuz…” gibi davranmamız, onun gizli ve âşikâr her şeyimizi görmekte, işitmekte ve bilmekte olduğunu düşünmemiz ve buna tam bir ihlâs ile inanmamız, bizi yanlış yollara sapmaktan kurtaracağı gibi aramızda ve hayat mücâdelemizde de dâima taze kuvvet ve hamleler kazanmamızda en büyük murâkıp ve âmil olur.

Ramazanoğlu M. Sâmi, Musahabe-5

 

Yorum Yazın

Facebook