Fıtratın Kabuk Bağlaması

0
Sayı: Haziran 2020
Fıtratın Kabuk Bağlaması

Fıtrat, yaratılışın ilk tarz ve şeklini ifade eder. Bu anlamda tüm varlığın, Yüce Yaratıcımız tarafından verilen yaratılış maksadını gerçekleştirebilecek donanımlardan oluşan tabiî bir fıtratı vardır. İnsan için de durum aynıdır. Bu fıtrat, zamanla sosyal çevre, kişinin temayülleri, yapıp ettiği ve alışkanlık haline getirdiği amel ve davranışları neticesinde kemâl mertebesine doğru gelişip daha da tekâmül edebilir, en güzel kıvama doğru dal budak salarak meyveye durabilir. Bu tabii yönelişin aksine, fıtratın sesine ve yönelişine vurdumduymazlık ve daha da önemlisi fıtrata rağmen oluşan farklı kabuller, inançlar, nefsânî ve şeytânî telkinler neticesinde oluşan zararlı cereyanlara kapılma neticesinde de fıtrat kapanıp iş göremez hale gelebilir ve nihayet savrulmalar ve sapmalar anaforunda kendini kaybedebilir. Esasen Rabbimizin kullarına rahmetinin bir tecellisi olarak gönderdiği dinlerin ve peygamberlerin temel misyonu da işte bozulan ya da yönünü değiştiren beşeriyete, fıtrat çizgisini hatırlatmak, özlerindeki cevherin üzerindeki kabukları sıyırıp atmaktır. Âyet-i kerimede şöyle buyurulur:
“(Ey Resûlüm!) hakka yönelmiş olarak yüzünü (hak) dîne doğrult! Allah’ın, insanları onun üzerine yarattığı fıtratına! Allah’ın yarattığı bu fıtratın yerine koyacak bir başka bedel (alternatif) bulunmaz. İşte doğru din budur! Fakat insanların çoğu bilmezler.”  (Rûm Sûresi 30/30)
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, bu âyetin tefsirinde der ki: “Allah’ın asıl yaratışı olan fıtratı, gereğinin aksine giderek bozmaya, değiştirmeye kalkışmayın. Çünkü Allah’ın yaratışına bedel bulunmaz. Zayi ettiğiniz bir kabiliyeti hiçbir sanatla yerine koyamazsınız. Din, fıtratı değiştirmek için değil, geliştirmek içindir. İşte doğru ve sağlam din budur. Yani eğrilikten sakınıp, bütün insanların üzerinde yaratılmış olduğu fıtratı, doğrulukla takip etmektir. Fakat insanların çoğu bilmezler de çarpık giderler, dini fıtratta değil, âdette ararlar veya heveslerine uyarlar, Allah’ın yarattığı fıtratı değiştirmeye kalkarlar.”
Halbuki her şey, aslî fıtratında kaldığı sürece güzeldir, verimlidir ve huzurludur. Erkeğin kadınlaşması nasıl bir zulümse, kadının da erkekleşme temâyülü, başta kendi fıtratına olmak üzere varlık nizamına ve ahengine karşı bir zulümdür. Kendi özgün varlığını ve kabiliyetlerini geliştirip yükseltmek varken, içinden (nefsânî dürtüler kaynaklı) ve dışından (şeytânî ifsad merkezli) esen rüzgarlara teslim olup savrulmalar içinde helake doğru sürüklenmek, nasıl bir akıl ve zekâ ürünüdür? Rabbimiz böylesi arzularla fıtratına rağmen bir yönelişe girenleri şöyle uyarır:
“Allah’ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri iç çekerek arzu etmeyin. Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var. Allah’ın lütfundan isteyin; şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir.”  (Nisâ Sûresi 4/32)
Kur’ân-ı Kerim, insanın yapıp ettiği yanlış davranışlar, masiyetler ve günahlar neticesinde kalplerin (insanî özün, fıtratın) pas tutması ve neticede hakikatler karşısında duyarsızlaşması, sağırlaşması ve körleşmesinden bahseder.1 İşte bu hal, fıtratın birtakım batıl arzular ve alışkanlıklar neticesinde kabuk bağlamasının tabiî bir sonucudur. Bu öyle bir kabuk bağlamadır ki vicdanın sesi artık duyulmaz olmuş, dışarıdan gelecek hakikat çağrılarına karşı da bütün pencereler neredeyse kapanıp kilitlenmiştir. Bu sonucun oluşmasını Kur’an, “Kötülüğün kişiliği çepeçevre kuşatması (ihata etmesi)” olarak anlatır.2 Artık bu yeni durum, yaratılış fıtratının üzerinde oluşan ve onu örten tabiat-ı saniye yani ikinci bir tabiat (kişilik mahiyeti) sayılır. Batılı hak, hakkı batıl görmeye başlar. Duygular, zevkler ve hedefler değişmiştir. Temizlik ve kirlilik, güzellik ve çirkinlik yer değiştirir. Mevlâna Mesnevî’sinde böylesi bir değişimi bir hikâye ile şöyle anlatır:

...

 

Yazının Devamını Altınoluk Dergisinden Okuyabilirsiniz.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook