Gel!

0
Gel!
Gel! - Neslihan Nur Türk
Sayı : 390 - Ağustos 2018 - Sayfa : 28

 

Her şeyi bilmiyor olmak, pek hârika bir şeydir.
Yine de soru sormak, sorunlu olmaktan yeğdir.   

Adamın biri yan basıyordu. Biri sordu: Neden? Dediler ki vaktiyle bacağı kırılmış; fakat adam biraz huysuzmuş, korkudan kimse yanına yaklaşamamış. Bacak eğri kaynamış. Yine korkudan, bu eğri, diyen, hakîkati söyleyen de olmamış. Bu adam, kendisine yardımcı olmak isteyen doktoru da “Canımı yakıyorsun! Ne zâlim bir doktorsun!?” diye kovalamış. Dolayısıyla yan basıyor. Hakîkati duymaya ve yanmaya tahammülün yoksa, eğri basar, kör gezersin. “Böyle olmasın, düzgün yürüyeyim, keskin göreyim” dersen, hadi gel, ona göre yaşa.
&
Herşeyin aslı olduğu gibi, sûretin de aslı var. O, kemik parçalarından ibârettir ki içinde ne et, ne kas, ne göz, ne kaş vardır. Şu çok kıymet verdiğin, pek ihtimam gösterdiğin sûretinden geriye kalacak olan tek şey, mâdem ki kemiklerden müteşekkil bir iskelettir, hadi gel, bırak da “Bu gelenek, şu görenek” diye diye isrâf etmeyi, Kur’ân’a ve sünnete göre yaşa.
&
Allah’ın verdiği hükmü duymak ağır geliyorsa, ağla ve şunu hatırla: Sana, tebliğ ederek Allah’ın hükmünü bildiren de sen gibi sâdece bir insandır. Hüküm vermekle hüküm bildirmek arasında da dağlar kadar fark vardır. Bu farkı görebilenlerden olmak istersen, gel, palazlandırma da terbiye et nefsini. Zîrâ nefsinden yana hürriyetine kavuşmuş olmak da böyle biriyle sohbete koyulmak da devlettir. Esirgeme kendinden de çevrenden de böyle bir Allah nimetini.     
&
İlle de bir şey diyeceksen şunu de: “Benim mücâdelem kendi sırtımla.” Çünkü kabre yapayalnız girecek, sâdece kendi yaptıklarından ve yapmadıklarından ötürü hesap vereceksin. Ve doğrusu, sana hayırlar yolunda engel olan da senin hayırlar yolunda aşkla koşmana sebep olan da en çok sensin. Başkalarını ithâm edişin, nefsindendir. İlle de birine bir şey diyeceksen, kendine de: Nedir bu senden çektiğim!?
&
Ahmaktan âşık olmaz. Âşıktan da ahmak olmaz. Ahmak, âşığım diye, mâşuk bellediği kimsenin her dediğini yapar da Allah’ın sınırlarını çiğnemek sûretiyle kendini zillete atar. Âşık ise kim ne derse desin, Allah’ın sınırları dışındaki hiçbir emre itaat etmeyerek, hiçbir talebe tâbî olmayarak izzete koşar. Hiç, bir âşık mâşûkunun kollarında ölür de gam olur mu? O’nun yollarında ölmek, O’nun kollarında ölmek gibidir… Böyle bir ölüm için her şeye değmez mi? Malını versen, vaktini versen, canını versen, çok mu ki?
&
Âşığım deme. Aşka tâlibim de. Dikkat et. İlkinde ortaya attığın, devâsâ bir iddiâdır. . İkincisinde ettiğin, mütevâzî bir duâdır. Ârif olamasan da âlim olamasan da âşık olamasan da… Hattâ kul olamasan da…. Samîmî ol. Samîmî bir tâlip, samîmî bir dilenci ol. Lâkin kimin kapısında öğreneceğine, kimin kapısında hissedeceğine, kimin kapısında dileneceğine dikkat et. Eğer samîmî olursan, Allah lûtfeder, en doğru kapıyı bulursun. Sonra? Sonra dilencisi olduğun o kapıda her hâl ü kârda durursun. Gel, nefsine zor gelse de yerinden hiç ayrılma. Fırtına esse de dayan, sağa sola savrulma!
&
Hedefe uygun hareket et. Samsun’a doğru yola çıkıyorsan, Urfa’ya varamazsın. Hedefin Mekke iken Pâris uçağına biniyorsan, Cidde’ye ulaşamazsın. Gerçi Allah sana Pâris’te bir Mekke, Mekke’de de bir Pâris gösterir ya, o ayrı konu! Belki de mâcerâ arıyor, aktarma uçacağım diyorsun. Elbet bu da bir tercih; lâkin şu kadarını söyleyeyim: Ömür, aktarma uçuşlarla vakit kaybedilmeyecek kadar kısa! Kâide şu: Nereye varmak istiyorsan, oraya doğru yönelirsin. Sadede gelelim şimdi: Mâdem ki Allah gibi yüceler yücesi bir hedefe varmaktır kalbinin emeli, yol belli, yöntem belli. Verilen süre hızla tükenmekteyken, üstelik tertemiz, dümdüz ve pek emin sünnet yolu varken, onu bırakıp, sapakta, batakta oyalanmanın, var mı bir âlemi? “İyi niyet! Kur’an, sünnet! Gayret, sebat! Rahmet, cennet! Bu sağlam zinciri hiç kırma he mi?  
&
Biri, sonraki durakta daha çok güzellikle karşılaşacağını bile bile ilerlemeyip duruyorsa, aklından zoru var demektir. Allah’a giden yolda her dâim gayretle ve şevkle hareket eden olmalısın. Çünkü son durakta inşallah Cemâlullah var. Hem bak, insanların fırsatları yakalayışı da çeşit çeşit. Sen parmağının ucuyla yakalayıp eğreti tutanlardan değil, var gücüyle ve bütün kalbiyle sımsıkı sarılanlardan ol.  Bugün neysen, yarın osun. Pazartesi nasılsan, Salı da yaklaşık öylesin. Tarlayı hakkını vermeden sürüyorsan, kuvvetle muhtemel, namazı da hakkını vermeden kılıyorsundur. Huyunu güzelleştir. Yapma! Kendine  zaaf etiketleri yapıştırıp “Ben böyleyim!” deyip çamura yatma. De ki: “Ben Rabbimin emrettiği gibi olmaya gayretliyim!”
&
Kedi kedidir. Aslan aslandır. İnek inektir. Bunlar hakîkati tespittir. Yüceltmek için kediye aslan desen, ne değişir? Şerbet şerbettir, su sudur, sidik sidiktir. Bunlar da gerçeği ifâde etmektir. Kibarlık olsun diye idrara şerbet desen, ne değişir? Dikkat et! Kabalık, suya sidik demektir. Sidiğe sidik dersen tespit, suya sidik dersen iftirâ ve haksızlık olur. Kabalığı iyi anla. Hakkı güzelce söylemek, kabalık değildir. Hak olmayan bir şeyi hak diye söylersen, işte kabalık budur. Bal baldır, zehir zehirdir; lâkin gel, dengeli ol, gerçekçi ol, dürüst ol. Ne kabalıkla bal sun, ne kibarca zehir yedir.  
&
Dalına iyi tutun. Sana “Erken olgunlaştın” derlerse, inanma. Onlar bilmiyorlar. Gördüğün her rüyâya “Güzel!” diyemedikçe, “Senin gösterdiğin her rüyâ güzeldir” diyerek Rabbine şükredemedikçe, hamsın. “Erkenden olgunlaşmak” gibi bir vehme kapıldığın, nefsine pâyeler sunduğun sürece hamsın. Sâdece şekerlileri tatlı diye biliyor, “Acı da ekşi de tatlı da tatlı” diyemiyorsan, hamsın. Gel! Düşmeyi de kalkmayı da, gülmeyi de ağlamayı da, varlığı da yokluğu da ihsan bil. Nefsinin hoşuna gitmeyen işe sıkıntı dersen, aslında her acının da ihsan olduğunu fark edemezsen, amentüyü okuyuşun dilde kalmış demektir. Allah, sen O’nun esirgediğini düşündüğün tüm zamanlarda da her dâim ikram etmektedir. Canını acıttı diye birilerini suçlama. Sebep perdesini indir. Allah zulmetmez ki. Allah, âdildir.
&
Sözünde, hâlinde hangi izler var iyi bak. Eğer sendeki izler yabandansa silip at, yârandansa, yara izi de olsa bağrında tut. Kimsenin ağzını yakan süt, üfleyerek yediği yoğurt olma! Haramları, günahları, şerri ve bâtılı hoş görüp anlayışla karşılamasına, hatta sevgiyle bağrına basmasına mukâbil, helâle, farza, hayra ve hakka baş kaldıran kafayı, kafadan sayma! Her şeyi bilmiyor olmak, pek hârika bir şeydir. Yine de soru sormak, sorunlu olmaktan yeğdir. Gel! Sorunların değil, çözümlerin parçası ol! Sev, sevil, sevindir, sevdir. Âmin.    

 

Yorum Yazın

Facebook