Gençlerden Ders Alan Var mı?

0
Gençlerden Ders Alan Var mı? - Mustafa Eriş
- Sayfa : 40

Allah dostları sevenlerini her fırsatta irşad etmeye gayret ederler. Gönüllerde yeni ufuklar açılmasına vesile olurlar. Sevenlerinin kalbinde azim ve gayretin artmasına çalışırlar. Rabbın rızasını kazanma yolunda rehberlik yaparlar.  Küçük büyük her insanın irşadına önem verirler. Bilhassa gençlerin maddi ve manevi yetişmelerini arzu ederler.  Onlara hizmet alanları açarak daha çok ilgi gösterirler.
Bu konuda Sami Efendimizin ibret verici bir hatırası vardır.
Muhterem Sadık Gündoğdu bey bu hatırayı şöyle anlatır:
“-1976 yılında Adana’da onbeş yaşlarında genç bir delikanlı idim. Merhum Faruk Karabucak abimize müracat edip manevi ders aldım. O tarihlerde Adana’da genç olarak ders alan birkaç kişi vardı.
Merhum Faruk Efendi abimiz o aylarda İstanbul’a gitmişler. Erenköy’de Mahmud Sami Ramazanoğlu Üstazımızı ziyaret etmişler. Devlethanelerinde kısa bir sohbette bulunmuşlar. İkramlar alınırken Üstadımız Adana’lı kardeşleri sormuşlar. Faruk abimiz de bütün kardeşlerin selamlarını arzeylemiş.
Sami Efendi Üstadımız bir müddet sonra şu soruyu yöneltmiş:
“-Faruk bey! Gençlerden ders alan var mı?” buyurmuş.
Faruk abimiz de: “-Efendim sadece bir çocuk geldi ona verdik” demiş.
Üstadımız pek memnun olmuş ve şu tavsiyelerde bulunmuşlar:
“-Benden ona çok selam söyleyin. Dersin azı çoğu önemli değil.
Önemli olan muhabbetle çekilmesidir. Zira muhabbetle çekeceği 25 salavat-ı şerife  onu alır Torosların tepesine götürür ve orada Allah’a vâsıl eder” buyurmuşlar.
Evet!... Kâinatın mayası muhabbetle yoğrulmuştur.
Maddi manevi her iş muhabbetle yapılırsa bereketlenir ve netice verir. Allah’ın rızasına ulaşmakta muhabbet temel, asıl bir unsurdur. Allah’a güzel bir kul olmak ancak muhabbet ve ihlas ile mümkündür.

BU YOLDA ALLAH İÇİN ÇALIŞACAĞIZ
Allah dostlarının hayatta tek gayeleri Rabbimize güzel kul olabilmektir. Fâni dünyada Rabbimizin rızasını kazanmak, tek hedef ve tek arzularıdır. Bunun için onların son derece titiz, ciddi ve disiplinli bir hayatları vardır.  Mâsivadan uzak, her an kendilerini Rabbın huzurunda bilerek yaşarlar. Her iş ve davranışın sadece Allah için olmasına gayret ederler. Dünyevi arzu ve isteklerin peşinde zaman kaybetmezler.
Sevdiklerini de bu yüce hedefte yetiştirmeye çalışırlar. Bir ömür Allah için çalışıp gayret etmelerini arzu ederler. Allah’ın rızasına ermenin ancak halis niyetle olacağını öğretirler.
Sami Efendi Üstadımızın bu konu ile ilgili birçok hatırası vardır.
Yeni duyduğum şu hatırayı muhterem Sadık Gündoğdu bey anlatıyor:
“- Adana’lı 90 yaşlarında  muhterem Ahmed Fatih Andı amcamız vardır. Allah ömrüne bereket versin kendileri hattat idi. Çamlıca Bulgurlu’da oğlunun yanında kalmaktadır. Adana’dan beri tanıştığımız için sık sık ziyaretine giderim. Yanına her vardığımda fakire Sami Efendimiz’den bahsederler. Bir seferinde delikanlı çağında iken başından geçen şu hatırayı anlattı.
“-1940 yıllarında Adana’da onbeş yaşında bir çocuktum.
Babam, Sami Efendi Üstadımızla dergah arkadaşı idi. Bu sebebten ailecek tanışır ve görüşürdük. Tepebağ mahallesindeki devlethanelerine rahat girip çıkardım. Çay, su getirmek, havlu tutmak gibi küçük hizmetlerde bulunurdum. Çocuktum amma gücümün yettiği hizmetten geri durmazdım. Bakkal’dan alınacak bir şey varsa hemen koşup, alırdım.
Küçük olduğum için Üstadın kapısı fakire devamlı açıktı. O tarihlerde Üstadımız ve ailesi devamlı takibde idi. Devlethaneye giriş çıkışlar adeta kontrol altında idi. Bunun için sevenleri hep tedbirli hareket ederlerdi. Bir gün vardığımda Üstadımız abdest tazelemekteydi. Fakir kurulanması için havluyu aldım kapıda beklemeye başladım. Salona çıkınca hemen havluyu iki elimle uzatıp verdim.
Beni görünce: “Hoş geldin Ahmed Fatih!...” dedi.
Havlu ile mübarek yüzünü silerek odaya geçti. Gönlümü, zihnimi meşgul eden bir soru vardı kafamda. Çocukluk, gençlik ne dersen de! çekinmeden Üstadımıza:
“-Efendim! Çalışırsam evliya olur muyum?” diye sordum.
Tebessüm ederek hemen “olur amma!...” dedi.
Peşinden şu nasihatte bulundu:
“-Evladım! Evliya olmak için çalışırsanız olamazsınız. Amma Allah için çalışırsanız, o zaman Allah dilerse size evliyalığı da verir” buyurdu.
Ne candan ilgi!.. Ne ibret dersi dolu bir nasihat!... Ne samimi bir eğitim ve öğretim!... Ne yüce gaye ve hedef!...
Ahmed Fatih amca bu hatırayı anlattıktan sonra kendi kendine:
“Üstadım sanki bana niyet ve ihlasın tam olsun diye nasihatte bulundu. Bu yolda sadece Allah için çalışılması gerektiğini duyurdu. Niyet ve ihlasın her işin başı ve ilk şartı olduğunu bizlere öğretmiş oldu.”

YARIŞANLAR ANCAK ONDA YARIŞSINLAR
Allah dostları evladlarını her vesile ile yetiştirmeye çalışırlar. Bir ayet, bir hadis veya hikmetli bir söz söyleyerek onları eğitirler. Az söz ile çok şey ifade edecek cevaplar verirler.
Sami Efendi hazretleri de az, öz ve kısa konuşurlardı. Ayet, hadis veya bir Mecelle kaidesi ile cevab verirlerdi. Merhum Mehmed Aydın abimizin bu konuda bir hatırası vardı.
Bu hatırayı muhterem Abdullah Sert abimizden dinlemiştim.
 Şöyle anlatmışlardı:
“-1983 yılında merhum Mehmed Aydın abi Umre’ye gitmişler.
Medine-i Münevvere’de Sami Efendi Üstadımızı ziyaret etmişler.
Üstadımızın ciddi rahatsızlığı sebebiyle çok kısa bir ziyaret olmuş. Fakat o büyük Allah dostu bu kısa ziyareti bile tebliğe vesile bilmiş.
İstanbul’dan gelen bu kıymetli evladına bir şeyler öğretmek istemiş.
Mütebessim bir yüzle kendisine bakarak ona birkaç ayet okumuş. Allah rahmet eylesin Mehmed abimiz çok zeki bir insandı. Sami Efendi ve Musa Efendilerimizin hizmetlerinde bulunmuştu. Çok çalışkan, çok koşan, yarışan ve çok hizmet ehli bir ağabeyimizdi. Hazır cevab, keskin ve kıvrak zeka sahibi muhterem bir abimizdi. Kendisine okunan bu âyetlerden “ÊÓ÷Ú—Ó…Ó «‰ÊÓÒŸ۪ÍÂ” kelimesini hıfzeylemiş. Acaba bu ayetlerin manası nedir? diye de çok merak etmiş.
Bu âyetlerin hangi surede olduğunu ve manalarını öğrenmek istemiş. İstanbul’a geldiğinde muhterem Abdullah Sert abiyi aramış. Medine’den, Üstadımız’dan selamlar getirdiğini söylemiş. Üstadımızın kendisine tebessüm ederek birkaç ayet okuduğunu bildirmiş. Bu âyetlerden üç beş kelime aklımda kaldı amma demiş. Hangi surededir ve manası nedir? diye merak ederek sormuş.
Muhterem Abdullah Sert abimiz hemen “Mu’cemu’l-Müfehres”e bakmış.
Ayetlerin yerini tesbit edip meal ve tefsirlere bakarak manasını söylemiş.
Merhum Mehmed Aydın abimiz pek memnun olmuş ve teşekkür etmiş. Bu ayet-i celileler Mutaffifin suresinin 22-26. ayetleri idi.
Rabbimiz bu ayetlerde meâlen şöyle buyurmaktaydı:
“İyiler kesinkes Cennettedir. Onlar orada koltuklar üzerinde etrafa bakarlar. Onların yüzünde nimetlerin sevincini görürsün. Kendilerine mühürlü halis bir içki sunulur Onun içiminin sonunda misk kokusu vardır. İşte yarışanlar ancak onda yarışsınlar.”
Allah dostları evladlarına mutlaka bir şeyler öğretmek isterlerdi. Onların bütün dertleri, gayretleri, İslâm’ı yaşamak ve yaşatmaktı. İslâm’ın güzel ahlâkını nesillere aktarmak ve tebliğ etmekti. Evladlarının imani heyecan, aşk ve şevklerini artırarak gayrete getirmekti.
Üstadımız bu kıymetli evladına müjde verircesine tebliğde bulunmuştu.
“İyiler kesinkes Cennettedir” hükmüyle imanda şevkinin artmasına, “Onların yüzünde nimetlerin sevincini görürsün” ayetiyle sürûruna, “İşte yarışanlar ancak onda yarışsınlar”  emriyle dünyadaki yarışın ancak
Hayırda ve iyilikte olması gerektiğine işaret etmişlerdir. Ne yüce bir hedef ve ne yüce bir yarış!...
Hizmetteki samimiyet, sevgi ve neşesini bu sözleriyle ifade etmişti. Her sene yapılan bu proğramlarda tavırları hiç değişmemişti. Aynı duygu, düşünce ile yeni halıları getirip sermeye devam etmişti. İşte samimiyet, teslimiyet, müridlik böyle olmalıydı. Saf, berrak, katıksız bir düşünce ile hizmet böyle olmalıydı.
Allah ondan râzı olsun.
Rûhu şâd, mekânı cennet olsun. Amin.

ALLAH TEKDİR TEKİ SEVER
Allah dostlarının her hareket ve davranışı sünnete uygun olur. Onlar yaşıyan canlı bir sünnettir. Tek sayıya dikkat ederler.
“Allah tekdir, teki sever” hadisini çokca zikrederler.
Misafirlerine şeker, çikolata tutarken hep bu hadisi hatırlatırlar. Muhterem Üstaz kuddise sırruh’un bu konuda bir hatırası vardı. Merhum Dr. Hüseyin Tipi abimiz şöyle anlatmıştı:
“Sami Efendimiz her gittiğimde ayrılırken mutlaka şeker tutarlardı. Ben edeben bir tane alır geri çekilirdim. Sami Efendimiz buna razı olmaz tekrar almamı isterdi. Nezaketen bir tane daha alıp çekilirdim. Onun gönlü yine razı olmaz “Üç, beş!..” der, şekeri tekrar uzatırdı.
Peşinden şu hadis-i şerifi okurlardı:
“İnnallahe vitrun yuhıbbu’l-vitra / Allah tekdir, teki sever” buyururdu.
Daha sonra da:
“Ekallüha selâsün, En az üç” der ve avucuyla şekeri alır fakire verirlerdi.

İkrâm-ı İlâhî - Lutf-i İlâhî
Allah Teala dostlarına bir takım ilâhî ikramlarda bulunur. Sami Efendi hazretlerinin yazılsa cildler dolusu mazhariyetleri vardır.
İzmir’li merhum Dr. Dursun Aksoy abimizin şu sözünü hiç unutamam:
“-Sami Efendimizin Allah’ın lütfu ile sadece fakirin üzerindeki tasarruf ve kerametlerini yazmaya kalksam cildler dolusu kitab yazmam lazım” derdi.
Bu alandaki iki hatırayı da Ali Rıza Özşahin abi anlatmıştı:
“-1950’li yıllarda dedem Hüseyin Avni Özşahin ile babam Celal Özşahin İngiltere’ye gitmek üzere yola çıkarlar. İstanbul’a varınca Sami Efendimizi ziyaret edip duasını almak isterler. Erenköy’deki devlethanesinde ziyaret ederler. Hoş beş ettikten sonra Üstadımız dedeme tebessüm ederek:
“-Avni Bey! Bir işiniz var ama o da olmayacak” buyurur.
Bu söz üzerine edeb gösterip bir şey diyemezler. Dışarı çıkınca bu iş hangi iş diye merak ederler. Uçağa yetişmek üzere hava alanına giderler. Uçuş için bir evrak eksik çıkar ve gidemezler. Babam bu hatırayı hep anlatır ve sonunda:
“-Gidemedik! Bir daha da teşebbüs etmedik. Rabbimiz kim bilir bizleri hangi tehlikelerden korudu” derdi.
Dedem Avni Özşahin senenin iki üç ayını İstanbul’da geçirirdi. Sami Efendimiz’le daha fazla görüşür ve sohbetlerine katılırdı. Adnan Menderes merhum idam edilince kendisini bir ağlama tutar. Gece gündüz için için ağlar. Göz yaşları bir türlü kesilmez. Günlerce bu ağlama devam eder.
Bir ziyaretinde Sami Efendimiz dedemi şöyle teskin eder:
“-Avni Bey! Geçenlerde birisi bir rüya görmüş. Fatih Rüştü Zorlu ile Hasan Polatkan Mescid-i Nebi’de oturuyorlarmış. Adnan Menderes nerede diye sormuş? Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem ile beraber gezintiye çıktı” demişler.
Sami Efendimiz’den bu rüyayı dinleyen dedemin ağlaması kesilmiş. Göz yaşları dinmiş ve normal duruma dönmüştür.

 

Yorum Yazın

Facebook