Gençliğin Kalp Sancıları

0
Gençliğin Kalp Sancıları
Gençliğin Kalp Sancıları - Süleyman Derin
Sayı : 397 - Mart 2019 - Sayfa : 8

Allah Teâlâ insanı, beden ve ruhtan yaratmıştır. Ruhumuzu da kalbimiz ile sırrını anlayamadığımız bir şekilde ilişkilendirmiştir. Ruh ile olan bu ilişkisinden dolayı kalp, ruh ile eşanlamlı hale gelmiştir. Bu sebeple kalp sancısı dediğimizde ruhumuzun sancısını kastediyoruz. Yoksa tıbbın hasta hükmünü verdiği nice kalpler vardır, içi iman ve nur doludur, nice de madden sağlam kalpler vardır, içi küfür ve isyan ile kirlenmiştir. İnsanın manevi yönü öyle bir sırdır ki bunu ne melekler, ne meleklerin hocalığını yapmış olan iblis anlayabilmiştir. Melekler ‘Yarabbi biz varken insanı niçin yaratıyorsun’ diye itiraz etmişler, İblis ise “Ben ateşten Âdem ise topraktan yaratıldı, ben ondan daha üstünüm” demiştir. İşin ilginç tarafı insan da kendi kıymetini takdir edememiş, sonsuzluk için ve Rabbine halife olsun diye yaratılmasına rağmen o büyük vazifeyi bırakmış daha basit işlere razı olmuştur. Bu yanlış tercihlerden kurtulmak için sufiler insanın kendi yaratılış amacını bilmesini ve kendini tanımasını elzem görmüşlerdir. Onlar arasında “Kendini bilen Rabbini bilir” kelam-ı kibarı meşhur olmuştur.
Asrımız bir yandan insanın maddi ve tıbbi yönü ile ilgili sırların keşfine her geçen gün daha fazla şahid olmakta, bir yandan da onun manevi yapısı ile ilgili cehaletin çoğalmasına seyirci kalmaktadır. Çünkü modern insan ve özellikle de gençler tüm enerjilerini kariyer kaygıları ve günü birlik eğlenceler peşinde tüketmekte, manevi ihtiyaçların karşılanmasını ise emeklilik yıllarına ötelemektedir. Bunun tabii neticesi olarak da gıdası verilmeyen ve itina gösterilmeyen kalp katılaşmakta, manevi sağlığını kaybetmektedir. Kalbin manevi tarafını ihmal edenleri Mevlana şöyle tasvir eder:
“Toprak yeme, toprak alma, toprağı arama. Çünkü toprak yiyenin yüzü daima sapsarıdır. Gönül ye de daima genç kal. Benzin, tecelliden erguvana dönsün!” (c.II, 2441-42)
Mevlana’nın da ifade ettiği üzere yediğimiz gıdaların hepsinin aslı topraktır. Sırf toprak ile beslenen kimseler ise canlılığını kaybeder, insan aynı zamanda gönül ehlinin sofrasında oturmalı onlardan manevi gıdalar almalıdır. Zira Allah dostları gönül erbabı, sohbetleriyle ruhumuzu diriltirler. Ruh canlılık kazandığı zaman beden de huzura kavuşur. Aksi takdirde bugün sıkça gördüğümüz gibi insanlarımız ruhani bunalımlar içinde psikolog ve psikiyatristlerin kapısında bekleşirler. Bedeni koruyacağız derken ruhlarını şeytana çaldırırlar. Mevlana madde peşinde koşarken ruhlarını çaldıranları şöyle uyarır:
Ey insanoğlu! Hazine bulursun ama ömür bulamazsın. Sen uğraş kendini bul,
Kendindeki gizli hazineyi araştır! Dikkatli ol kendini çaldırma,
Hak yolunun üzerinde açıkgöz hırsızlar tuzak kurmuş seni bekliyor, bu hırsıza dikkat et de kendini çaldırma! (Divan-ı Kebir, Şefik can, Gazel, I)
Eğer ruhumuzu ihtiyaç duyduğu bu gıdalardan mahrum edersek büyük acılar çekeriz. İhtiyacı karşılanmayan ruhumuz da bize kaygılar, fobiler, depresyonlar şeklinde uyarı verir. Bu uyarıları vaktinde dikkate alırsak manevi bir sıçrama yapabilir, Rabbimizin bize vadettiği huzur ve barışı yakalayabiliriz. Zira Rabbimiz Yüce Kitabında dostlarına korku ve hüzün olmadığını, onların büyük bir huzur içinde olduklarını (Yunus, 62) haber vermektedir.
Bu durumda toplumda ve özellikle de gençlerimizde gördüğümüz bunalımlar bir şeylerin yanlış gittiğin göstermesi açısından önemlidir. Belki bu şekilde yanlış giden şeylerin çaresine bakmaya çalışırız. Aslında gençlik Allah’ın insana verdiği bir fırsattır. Anne-babalar, öğretmen ve idareciler gençleri iyi yönlendirirse gençlik yılları manevi kemâlâtın sıçrama taşıdır. İmam Rabbani bu durumu Mektubat’ında şöyle açıklar:
“Gençlik çağı, kazanç zamanıdır. Mert olan, bu vaktin kıymetini bilip, elden kaçırmaz, fırsatı ganimet bilir. Belki de ihtiyarlık zamanına kadar yaşamak nasip olmaz. Nasip olsa da, bedenî kuvvet ve gönül huzuru mümkün olmaz. Mümkün olsa bile, kuvvetsizlik zamanında yararlı iş yapılamaz. Bugün, beden ve zihin dinçliği elverişli iken, ananın babanın varlığı büyük nimet iken, geçim derdi olmayıp bu yük ebeveynin omzunda iken, fırsat ve kuvvet zamanı iken, hangi bahane ile bugünün işi yarına bırakılabilir? “Yarın yaparım” nasıl denebilir? Peygamberimiz (s.a.v.): “Yarın yaparım diyen helâk oldu” (Deylemî, el-Firdevs, 2420) buyurmuştur. Eğer dünya işlerini yarına bırakırsan ve bugün âhiret işlerini yaparsan güzel olur.”
İmam Rabbani sanki bu sözleri ile günümüz gençlerinin problemlerini öngörmüştür. Zira bugün gençlik dünya işlerini yegâne hedef haline getirmekte, ahiret işlerini ihmal etmektedir. Manen beslenemediği içinde gençlerimiz tatmini uyuşturucu, oyun ve eğlence batağında aramaktadır. Mevlana zamane fitnelerinden kendini kurtaran ve Hakka yönelen gençlere şöyle hitap eder:
“Ne mutlu o kişiye ki gençlik çağını ganimet bilir de borcunu öder. Kudretli olduğu günlerde sıhhatli, kuvvetli bulunduğu zamanlarda bu işi başarır. Çünkü gençlik çağı, yemyeşil, terütaze bir bahçe gibi esirgemeksizin meyveleri yetiştirir. Genç adamın kuvvet ve şehvet çeşmeleri akıp durur. Bedenin zeminini onlarla yeşertir. Ne mutlu o kişiye ki ihtiyarlık günleri gelip çatmadan, boynunu liften yapılmış iple bağlamadan, toprak çoraklaşıp akmadan, kaymadan işini başarmıştır”. (Mesnevi, c.II,1215-220)
Hem Mevlana hem de İmam Rabbani’nin sözlerinde anne-babalar için ciddi uyarılar vardır. Zira aklı başında olması gereken büyükler gençleri maddileşme anaforuna itmekte, onları sadece iş ve aş kaygısı ile yetiştirmektedirler. Tabi olarak gençler de başarıyı sadece iyi bir meslek ve yüksek bir ücret ile kazanacaklarını zannetmektedirler. Bir de bunun üstüne gençlik yıllarının kontrolsüz enerjisi, tecrübesizliği de ilave olunca işimiz daha da zorlaşmaktadır. Bu sebeple gençlerimiz arasında gerçek başarının dindarlık, fedakârlık, kahramanlık, kanaatkârlık, saygı ve sevgi gibi özelliklerde yattığını öğretmek en başta gelen vazifemiz olmalıdır. Vazife zor ama mükâfat da bir o kadar büyüktür. İmam Rabbani bu durumu şöyle açıklar:
“Gençlik zamanında, insanı din düşmanları olan nefs ve şeytan kuşatıp meşgul eder. Bunlar karşısında gençlikte az bir ibadet pek kıymetli olur. Bu kuşatmanın olmadığı ihtiyarlıkta yapılan, kat kat fazla ibadetlerin o kadar kıymeti olmaz. Askerlik geleneklerine göre, düşman hücum ettiği ve kuşattığı zaman, askerin ufak bir hareketi ve çabası çok kıymetli olur. Sulhta ve düşmanın şerrinden emin olunduğu zamanki gayretler ise o kadar kıymetli olmaz.” (c.1:73 Mektup)
Nitekim imanlarını kurtarmak için bir mağaraya sığınan gençler, bu gayretleri sebebi ile Yüce Kitabımızda ebedileşmişlerdir: “Ashâb-ı Kehf sâdece dine muhalefet edilen bölgeden uzaklaşıp hicret ettikleri için bu büyük mertebeye ulaşmışlardır. Hadis-i şerifte şöyle nakledilmiştir: “Fitne döneminde ibadet etmek, bana hicret etmek gibidir.” (Müslim, Fiten, 25, no. 2948). (Mektubat, c.I, m.85) İmam müridleri arasında ihlas ve takva sahibi olanlara özel önem verir ve onları kendine yaklaştırırdı. Onlardan biri hakkında şöyle der:
“Dervişlerin dostu Mevlânâ Şemseddin (seyr u sülukta) muvaffak olmuş ve gençlik mevsimini ganimet bilmiş, oyun eğlence ile zayi etmemiş, incik boncuk gibi şeylerle meşgul olup boşa geçirmemiştir.” (c. I, m. 143)
Şartlar ne kadar zor olursa olsun Rabbimiz samimiyetle kendine yönelen gençleri her tür fitnelerden koruyacaktır. Allah Teâlâ bizleri ve tüm gençleri ahiret işlerini önemseyen ve önceleyen, Allah’a kulluğu ilk mesele olarak ele alanlardan eylesin. Kalplerimizi zikir ile nurlandırıp nefsin ve şeytanın tuzaklarından kurtulmamızı nasip eylesin. Âmin.

 

Yorum Yazın

Facebook