Geniş Olanı Daraltmamak

0
Geniş Olanı Daraltmamak
Geniş Olanı Daraltmamak - İsmail L. Çakan
Sayı : 393 - Kasım 2018 - Sayfa : 40


Altınoluk’un Eylül sayısında “Azlardan Olmak” başlıklı yazımızda ilgi çekici bir dua örneğinden söz etmiştik. Bu defa da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda yaşanmış ilginç bir dua/dilek olayını değerlendirmek istiyoruz.

OLAY
Hadis kitaplarımızda yer alan rivayetlerin birleştirilmesinden olaya ait şöyle bir özet ortaya çıkarmak mümkündür:
Genel kabule göre Zü’l-huveysıra adındaki a’rabi birgün Medine’ye gelir. Mescid-i Nebevi’ye girer ve Peygamber Efendimizin duyacağı bir ses tonu ile “ اللَّهُمَّ ارْحَمْنِي وَمُحَمَّدًا وَلَا تَرْحَمْ مَعَنَا أَحَدًا = Allahım, beni ve Muhammed’i bağışla, bizimle beraber bir başkasını bağışlama!” diye dua eder. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, tebessüm eder ve sonra da لَقَدْ حَجَّرْتَ وَاسِعا = Geniş olanı daralttın” diye a’rabiyi uyarır ve Allah’ın rahmetinin herşeyi/herkesi kapsadığına işaret eder.
Adam, bir süre sonra kalkar, o gün için sergi bulunmayan toprak-kum zeminli mescidin bir köşesine idrarını yapmaya başlar. Sahabiler müdâhale etmek isterler, Efendimiz, “bırakın işini bitirsin” buyurur. Sonra da büyükçe bir kova su getirtip oraya döktürür. Peşinden de a’rabiyi, “ إِنَّمَا بُنِيَ هَذَا الْبَيْتُ لِذِكْرِ اللَّهِ وَالصَّلَاةِ وَإِنَّهُ لَا يُبَالُ فِيهِ= Bu mescid, Allah’ı anmak ve namaz için yapılmıştır. Bu sebeple buraya bevl edilmez” diye ikaz edip bilgilendirir.1
***
Her iki yönüyle olay aslında bedeviyet ve medeniyet farkını çarpıcı şekilde ortaya koymaktadır. Ancak “mescidde bevl” hâdisesinin ilginçliği ve baskınlığı sebebiyle, hadis şerhlerinde ağırlıklı olarak işin necâsetten taharet yönü üzerinde durulmuştur. Mezhepler arası görüş farklılıkları uzun uzun anlatılmış, Hz. Peygamber’in huzurunda ondan önce sahabilerin kendiliklerinden olaya müdahale etmek istemelerinin doğru olup olmadığı değerlendirilmiştir. Olayın birinci kısmındaki dua ve Hz. Peygamber’in beyan ve uyarısı üzerinde yeterince durulmamış gözükmektedir.
Oysa olayın her iki noktası da “mümin tavrı” ve “ümmet hakları” özünde etraflıca üzerinde durulmaya değer niteliktedir. Zira ümmet için mescidin kulluk merkezi oluşunu dikkate almamak da duada kişisel veya grupsal tahsise/daraltmaya gitmek de mabed, rahmet ve ümmet konusunda gerekli ve yeterli bilgi ve bilinçle hareket etmemek, edememek demektir. Bu ise, ancak hayatını çölde geçiren medeniyetten uzak bir a’rabinin yapabileceği davranıştır. Rahmet-i ilâhi, mescid ve ümmet konularında bilgilendirilmiş medeni mü’minlerin böylesi davranışlarda bulunmayacağı açıktır.
Yüce Rabbimiz, “Rahmetim her şeyi kuşatmıştır2 buyurmaktadır. Peygamber Efendimiz de Allahım, beni ve Muhammed’i bağışla, bizimle beraber bir başkasını bağışlama!” diye dua eden a’rabiye “Geniş olanı daralttın” buyurmak suretiyle önce muhatabına sonra da bütün ümmetine rahmet-i ilahi konusunda onun genişliğine uygun dilek ve temennilerde bulunmak gerektiğini öğretmiş bulunmaktadır. Bu demektir ki, dua ve dileğin sınırını kimden ne istendiği olgusu tayin eder. Nasıl istendiği ise, konuya ait hassasiyeti ve eğitilmişliği gösterir.
Diğer müslümanları ya da daha geniş anlamıyla ümmeti gözardı eden kişisel yahut gurupsal istek ve dilekler, bir anlamda, herşeyi kuşatmış olan Allah’ın rahmetini daraltmak, kapsamını sınırlamak, cimrilik etmek ve onu sahip bulunduğu enginliğine uygun olarak algılayamamak demektir.

MÜSLÜMAN ECMAİNCİDİR
“Kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemek”3 kemâl-i iman göstergesi, imandaki olgunluğun olmazsa olmaz şartı olduğuna göre, dua ve dileklerde ümmeti ihmal etmemek, yani “ecmain”cilik yapmak başlı başına bir erdem ve imani bir görevdir. Ümmet bireylerinin ayırım yapmaksızın kendileri için istediklerini birbirleri için de dilemeleri büyük bir iyilik ve dua paylaşımında bulunmak anlamına gelir. Böylece ümmet, dua birliği, duygu birlikteliği anlamında büyük bir sosyal yapı demek olur. Olması gereken de esasen budur.
Dilek ve dualarını sadece kendilerine ve sevdiklerine/gruplarına tahsis edenler bir başka ifade ile sadece kendilerinden olanları tercih eden “bizden”ciler, aslında olayımızdaki bedevinin/a’rabinin konumunu paylaştıklarını, geniş olan rahmet-i ilâhiyi daralttıklarını ve tabii buna da hakları olmadığını unutmamalıdırlar. Müslümanlar, -söylemden birileri pek hoşlanmasalar da- gerçekten ecmaincidir.
“Ecmain/tümü” sözcüğünü duada ağız alışkanlığı olarak söyleyivermekle ümmet bilinci ile söylemek herhalde farklıdır. Önemli olan, gönülden ecmaiin = bütünüyle müslümanlar/ümmet için rahmet-i ilahiyi dileyebilmektir.

BİR HATIRA
Rahmetli olmuş öğretim üyesi bir arkadaşım, bir kandil gecesi sabahında, “dün gece bana dua ettin değil mi?” diye sordu. İsmen kendisine dua etmiş olmamı istiyordu. Bunda da herhangi bir sakınca yoktu. Ama ben kendisine şaka yapıp takılmak için, “Ben müslümanların tümüne dua ettim. Biz ecmainciyiz. Eğer sen de müslümansan nasibini almışsındır” dedim. Arkadaşım benim bu cevabımı uzunca bir süre unutamadı ve “bu adam bana ne dedi biliyor musunuz” diye aramızda geçen bu diyaloğu zaman zaman sohbetlerde anlattı. Allah Teâla kendisine, cümle geçmişlerimize ve tüm müslümanlara rahmetiyle muamele etsin.

TAHLİL
Olayımıza dönecek olursak, Peygamber Efendimiz a’rabinin söz konusu duasında kasıt değil, bilgi noksanlığı görmüş, rahmet-i ilahiyyenin enginliğini, bitip tükenmeyeceğini hatırlatmıştır. Olayın devamında da mescidlerin asıl işlevlerine işaret buyurmak suretiyle bilgilendirmede bulunmuştur.
A’rabinin ortaya koyduğu her iki eylem de bilgi, görgü ve eğitim noksanlığından kaynaklandığı için Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem tarafından büyük bir hoşgörü ve olgunlukla karşılanmış böylece özelde ashab-ı kiram genelde ümmet, bilgilendirme ve kolaylaştırma bakımından eğitilmiştir. Nitekim Buhâri’deki bir rivayette4 Peygamber Efendimizin oradaki sahâbilere açıkça “Siz ancak kolaylaştırıcılar olmakla görevlisiniz, zorlaştırıcılar olmakla değil! buyurduğu yer almaktadır.
Öyle görünüyor ki a’rabi, kendince Hz. Peygamber’i kendi nefsiyle denk tutmuş, rahmet-i rahmana muhatap ve mazhar olmakta başka kimseye, hiç bir mü’mine hak tanımamıştır. Kimbilir belki de böyle yapmakla Peygamber Efendimizin takdirini kazanacağını da ummuş olabilir. “Başka hiç kimseye değil bana ve Muhammed’e rahmetinle muamele eyle” cümlesindeki -a’rabiye göre- pozitif ayırımcılık, takdir göreceği yerde temelinde büyük bir yanlışı barındırdığı için “geniş olan Allah’ın rahmetini daralttın!” uyarısıyla karşılaşmıştır.
Peygamber Efendimizin “geniş olanı daralttın” uyarısında genelde ümmetin tümü, özelde ümmetin günahkarları için büyük bir müjde ve ümit bulunmaktadır: Hata ve günahın büyüklüğüne takılıp kalmadan İlahi rahmetin her şeyi kuşatmışlığına sığınmak ve asla ondan ümit kesmemek lazım gelmektedir. Temel ilke budur.
Ancak burada şu noktaya da özel hassasiyet göstermek gerekmektedir.
Lokman Sûresi’nde Allah Teâla şöyle buyurmaktadır:
“Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ve öyle bir günden korkun ki, ne babanın evlâdına en ufak bir faydası dokunur, ne de evlâdın babasına. Allah’ın vaadi haktır; sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O çok aldatıcı olan şeytan da sizi Allah affeder diye aldatmasın.”5
Allah’ın affına güvendirerek günaha teşvik etmek, ya da Allah Teala hakkında asılsız kuruntulara sevketmek sûretiyle şeytanın “Allah ile aldatmasına” da izin vermemek gerekmektedir.
Unutulmamalıdır ki, Allah’ın rahmeti geniştir, affeder diye bağışlanma dilemeksizin günah işleyip durmak, “Allah ile aldanmak, aldatılmak” demektir.
O halde hem her şeyi kuşatmış olan Allah’ın rahmetini daraltmamaya ve hem de Allah Teala’nın bağışlayıcılığını günah işleme yolunda istismara kalkışıp aldanmamaya özen göstermek gerekmektedir. Mevla yardımcımız olsun.
Dipnotlar: 1) Hadisin değişik rivayetleri için bk. Buhari, Vudû 56, 57; Edep 27; Müslim, Taharet 98, 100; Ebu Davud, Tahâret 136, Salat 149; Tirmizî, Tahâret 112; Nesâi, Taharet 44, Miyah 2; İbn Mâce, Tahâret 78; Dârimi, Vudû 62; Muvatta, Tahâret 111; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 239, 272 2) el-A’raf (7), 156 3) Bk. Buhari, İman 7 ;Müslim, İman 71,72; Tirmizi, Kıyamet 59; Nesâî, İman 19, 33; İbn Mâce, Mukaddime 9; Cenâiz 1; Dârimi, İsti’zan 5; Rikak 29; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 89, III, 176, 206, 251, 272, 278, 289 4) Bk. Buhari, Vudû’ 58 5) Lokman ( 31), 33. Bu uyarı Fâtır 35/5 ve el-Hadid 57/14 ayetlerinde de geçmektedir.

 

Yorum Yazın

Facebook