Gönül Toprağını Kurutma

0
Gönül Toprağını Kurutma
Gönül Toprağını Kurutma - Salih Zeki Meriç
Sayı : 386 - Nisan 2018 - Sayfa : 39


Ruhu besleyen en önemli tesirlerden biri de kişinin ünsiyet kurduğu, dostluk ettiği insanlar ve o insanların taşıdıkları ruh halleridir. O yüzden insanın ruhunun etki altında olduğu en önemli iki şey: dostları ve aldığı gıdalardır denilmiştir. Çünkü bedeni besleyen gıdanın helal olmasının ehemmiyeti kadar, ruhu besleyen dostun maneviyatı da önemlidir.
İnsanî ilişkilerimizde sözle ifade edilemeyen, yazıya dökülemeyen bir irtibat şekli vardır ki o da kalbî muhabbetimizin karşımızdaki insanın durumuna göre veya bizim iç âlemimizin kıvamına göre muhatabımızın bize karşı gösterdiği tavırdır. Meseleye buradan bakınca dostluk veya beraberlik ilişkilerimizi düzenleyen asıl etkinin bizim fiziki görünüm veya durumumuzdan ziyade muhatabımızın üzerinde oluşturduğumuz manevi etkinin olduğunu ifade edebiliriz.  
Daha keyfiyetli ve müspet bir sosyal ilişki oluşturmak için şeklî duruşumuzun anlamını yitirdiği durumları,  gönül tarafımızın etkili olduğunu gördüğümüz zaman fark ederiz. Ne kadar çok insanî veya ne kadar çok tabiî davranış içinde olursak ilişkilerimiz o kadar sürdürülebilir ve bize manevi bir neşe verir. Çünkü bazı fıtri özellikler her insanda hemen hemen aynıdır. Her insan, güzel sözden, iyi davranıştan, gönül dilinden, samimi ve hesapsız tavırlardan etkilenir ve bunun ruhuna uygun olduğunu fark eder. Fani olan bedenine karşılık baki olan ve ölmeyen bir ruha, sınırlandırılamayan bir duygu yapısına sahiptir.  Bu yapıda bir varlık için en önemli unsurlardan birisi hiç şüphesiz gönüldür. Gönül, daha çok insanlar arasındaki sözsüz iletişimin olduğu, bizim derûnî tarafımızı ifade eden yönümüzdür. Her işimizde başarı ölçümüz o işi gönüllü veya gönülsüz yaptığımızla ilgilidir.  Gönlümüzden geçenler, gönlümüze gelenler, gönlümüzün meyilli olduğu yönlerin muhtevası bizim hangi gönül kıvamında olduğumuzu gösterir.  Tasavvufun mühim düsturlarından biri olan incitmemek ve incinmemek’ te kişinin gönül âlemi ile ilgilidir. Geçmişimizi imar eden, etkisi yüksek insanlara toplumun uygun gördüğü en anlamlı sıfat ise ‘gönül insanı’  vasıflandırmasıdır.  Toplumsal mutabakat ile yıllar içinde böyle bir sıfat keşfedilmiş olması, asıl olanın gönül dili ve hatta gönlün kendisi olduğundandır.
Hayat rehberimiz Kur’an, insani ilişkilerde kullandığımız dile ölçü getirerek, yumuşak bir dil, sevgi muhtevalı bir ifade tarzının insanları kazanmada ne kadar önemli olduğunu farklı ayet-i kerimelerde ortaya koymuştur. Demek ki asıl olan söz dili, beden dili değil gönül dili ve o gönülde herkesin kendine yer bulabilmesidir.  
Gönül insanı olduğunda dünyanın ittifak ettiği ve membaı Peygamber muhabbeti olan Mevlana’nın şu ifadesi bize bir hayat düsturu öğretmektedir: Ey gönül! Bir kalbin, içinde ne taşıdığını nereden bileceksin; kırmadan önce çok iyi düşün, belki de içindeki sensin! Bu vesile ile gönül kırmak, gönül yıkmak nerede ise Kâbe’yi yıkmakla eş tutulmuştur. Çünkü insanın kalbi Rabbinin nazar ettiği tek noktadır.
İnsan, ahsen bir varlıktır. O’nu yaratan ‘Eşref ve ahsen’ kelimelerini kullanıyor. Ona ‘Ey İnsan’ diye hitap ediyor. Ey insan derken, ona yol gösteriyor ve istikamet veriyor.
Gönül toprağı nihayetsizdir. Belki dünya toprağının sınırı, hacmi bellidir. Ancak gönül toprağının ilahî bir tarafı vardır. Nasıl ki yağmur taneleri toprağın üzerine düşer, vuslatın tarifsiz neşesi yaşanırsa Müminin gönül toprağına düşen her tohum tarifsiz bir heyecan ile kendini bulmalıdır.  Ve nasıl ki her yağmur tanesiyle toprak dirilir, insanın gönlü de öldüren değil, dirilten olmalıdır.  Nasıl ki toprağı besleyen bahar yağmurları, bir sonraki mevsimde insanlığa sunacağı bütün nimetleri hazırlarsa gönlü besleyen ruhi kaynaklar olmalı ki gönlümüze gelen isimsiz, habersiz misafirlere derya gönüllü olabilelim.  
Çağımızın hız ve haz hastalığına müptela olmuş insanının gölgesinde soluklanacağı, şemsiyesi altına girebileceği, ben nereden geliyorum ve nereye gidiyorum sorularının cevaplarını bulabileceği dingin bir liman olmalı müminin gönlü. Mümin dünyanın hiçbir ihtirasına kapılmadan, kendisini feda edebilecek, gelip geçici dünyevî sevdaların gerçek yüzünü görebilecek, mümbit bir gönül toprağına sahip olmalıdır. O yüzden İnsana mânâ kazandıran en önemli unsurdur gönül. Gönül kırılmamalı, gönül incitilmemeli, gönlü geniş olmalı, gönül almalı, gönül kazanmalı, gönül köşkünü imar etmelidir. Bütün bu konulardaki hassasiyetimiz bizim gönül toprağımızın hangi gıdalarla beslendiği ile ilgilidir.
Ummanlar gibi bir gönle sahip olması gereken mümin,  gönül aynasını Efendimiz Hazret-i Muhammede tutmalı ve onun berrak gönlünden yansıyanlar müminin yolunda ışık olmalıdır. Her varlığa ilahi pencereden bakma gayretinde olanlar, şekilleri ve şartları umursamadan daha yüksek ideallere odaklanırlar. Müminin gönül âlemi adeta en verimli bir toprak gibi, her türlü canlıya hayat barınağı olabilecek kıvamda olmalı ve incitmediği gibi, incinmeyecek bir manevi mukavemete sahip olmalıdır.  

 

Yorum Yazın

Facebook