Güzel Ahlâk Mirası

0
Güzel Ahlâk Mirası
Güzel Ahlâk Mirası - Süleyman Derin
Sayı : 402 - Ağustos 2019 - Sayfa : 9

Prof. Dr. Süleyman Derin
Peygamber Efendimiz (sav) evlatlarımıza bırakacağımız en güzel mirasın maddi değil manevi ve ahlâkî miras olduğunu hadis-i şeriflerinde haber vermişlerdir. Maddenin maneviyatın önüne geçtiği günümüzde bu uyarı daha bir önem kazanmıştır. Zira daha önceleri genelde evlatlar anne-babanın değer yargılarını benimseyip onların yolundan giderken, modern iletişim araçlarının yaygınlaşması ile bu durum değişmeye başlamıştır. Artık çocuklarımız davranış kalıplarını ve ahlâkî değerlerini sosyal medyadan, televizyonlardan ve medya fenomenlerinden almakta, anne babalar sadece çocukların biyolojik ihtiyaçlarını karşılayan hizmetkâr durumuna düşmektedir. Hâlbuki Yüce Kitabımız anne-babaların ilk vazifesini çocukların ahlâkî gelişimini ve takva eğitimini sağlamak olarak beyan eder. Rabbimiz anne babalara şöyle emreder: “Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; senin de rızkını biz veriyoruz. Güzel sonuca ancak takvâ ile varılır.” (Tâhâ, 132)
Ayet-i kerime ebeveynlere rızık konusunda endişelenmemelerini, bunun yerine takva terbiyesi hususunda hassas olmalarını emretmektedir. Zira rızkı hakiki manada Allah verir, dünyada yaşayabilmemiz için toprağı, yağmuru, güneşi hiç karşılıksız vazifelendiren Allah’tır. Rızka aracı olan kullar ise sadece imtihan sırrına mebni olarak cüzi bir rol oynarlar. Bu meselenin iyice idrak edilmesi için Rabbimiz Yüce Kitabında bizlere şu soruyu sorar: “Söyleyin bakalım: Suyunuz çekiliverse, size kim temiz bir akarsu getirir?” (Mülk, 30)
İlahi emirleri en iyi anlayanlar peygamberlerdir ve Kuran-ı Kerim’e baktığımızda hemen tüm peygamberlerin evlatlarının hak yolda olması hususunda özel dualar yaptığını görürüz. Mesela Hz. İbrahim evlatları hakkında Rabbine şöyle iltica etmiştir: “Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.” (İbrahim, 40) Hz. İbrahim’in duası kabul olmuş ve onun evlatlarına yaptığı vasiyetin aynısını torunu Hz. Yakup (a.s) kendi oğullarına yapmıştır. Onlar bizlerin aksine evlatlarına mallarını değil dinlerini vasiyet etmiştir. Yüce Kitabımızın ebedileştirdiği bu örnek vasiyet sadece Müslüman olarak ölmektir: “Bu dini, İbrahim, kendi oğullarına vasiyet ettiği gibi, Yakup da vasiyet etti: “-Ey oğullarım, şüphe yok ki, Allah, razı olduğu İslâm dinini sizin için seçti. O halde siz, ancak Müslüman olarak can verin” dedi” (Bakara, 132) 
Tüm peygamberler hem ümmetlerine hem de kendi zürriyetlerine her daim bu tavsiyelerde bulunmuştur. Hz. Yakup ise bu hassasiyeti ölüm döşeğine bile taşımış, vefatı esnasında etrafına toplaşan evlatlarında hak yolda olma sözü almıştır:
“Evet, siz, [ey İsrailoğulları,] Yakup’un, son nefesini vermeye yaklaşırken oğullarına: “Ben gittikten sonra siz kime kulluk edeceksiniz?” diye seslendiğine şahitsiniz. Onlar: “Senin tanrına, ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın tanrısına, o Tek Tanrı’ya kulluk edecek ve O’na teslim olacağız!” diye cevap verdiler.” (Bakara, 133)
Peygamberler vefat ederken bile evlatlarının dini hayatlarının derdinde olmuşlar, evlatlarına dinlerini miras bıraktıklarına emin olarak can vermek istemişlerdir. İnsanın maddi servetini evlatlarına miras bırakmak için hiçbir gayret göstermesine ihtiyaç yoktur, ölüm ile beraber evlatlar ve diğer varisler hukuken mirasa hak sahibi olurlar. Bunun aksine dinimizi ve imanımızı miras bırakmak, emek ister, vakit ister, evlatlarımıza güzel örnek olmayı gerektirir. 
İnsanın amansız düşmanı olan şeytan bize esas vazifemizi unutturmakta, anne babalığı sadece çocukların maddi ihtiyaçlarını karşılama seviyesinde anlamamıza gayret etmektedir. Ayrıca modern hayat insanları bireysel yaşama itmekte, ebeveynler çocukları ile vakit geçirip onları eğitmek yerine onları sosyal medya ve oyun dünyası ile baş başa bırakma gafletine düşmektedirler. Daha insaflı olanlar ise çocuklarını dini eğitim veren bir kuruma verip tüm sorumluluğu okula ve öğretmenlere yüklemeye çalışmaktadırlar. Bazı anne babalar ise çocukları ile bizzat ilgilenmekte, onların dini eğitimini ve ahlâkî gelişimini yakından takip etmektedir ki ilahi emirlere uygun olan da budur. 
 Bu ciddi alakanın yakın zamanlarda en güzel örneğini Nakşi meşayihinden merhum Musa Topbaş (ks) göstermiştir. Tüm müminlere hizmetin yanında o akraba çocukları ve torunlarının manevi terbiyesi ile yakından meşgul olmuştur. Pederi Kuran okutulmasının yasak olduğu zor zamanlarda bahçıvan görünümünde bir hoca vasıtası ile evlatlarına dini eğitim aldırmıştı, kendiside torunları ve akraba gençleri için çocuk denilebilecek yaşlarda özel sohbet halkaları kurdurmuş ve bu sohbetleri bizzat takip etmiştir. Genç neslin namaz, tarih, infak şuuru içinde yetişmesi için her türlü fedakârlığı göstermiştir. Allah dostları nebevi yolu takip ederek şartların en zor olduğu durumlarda bile dini yaşama ve onu miras bırakmaktan geri durmamışlardır. 
Çocuklarımızı Müslümanca yetiştirebilmek, onlara seccadelerimizi miras bırakabilmek için şu pratik çözümleri uygulayabiliriz. Babalar bazı namazları aile içinde cemaat ile kıldırmalı, çocukları namaza ve camiye erken yaşlardan itibaren hazırlanmalıdır. Ayrıca aile reisi her gün belli bir vakitte Kur’an saati yapmalı, ailenin tüm fertleri burada hazır bulunarak Kur’an okumalıdır. Özellikle Kur’an’daki peygamber kıssaları münasip bir dille çocuklara anlatılmalıdır. Unutmayalım ki Peygamber Efendimiz cahiliye toplumunu Allah kelamı Kuran ile terbiye etmiştir. Bu yoğunluk özellikle okulların da olmadığı yaz aylarında o hale gelmelidir ki evlerimizde televizyon dizileri değil, Kuran hikmetleri ve kıssaları gündem olmalıdır. Tabii ki bunun için mümkünse televizyon evden uzaklaştırılmalı, diğer sosyal medya kullanımı da mümkün olduğu kadar aza indirilmelidir. Çağımızın vebası haline gelen sosyal medya bağımlılığı sadece gençlerimizi değil, yetişkinlerimizi hatta yaşlılarımızı bile ciddi olarak etkilemektedir. Ne var ki yetişme çağında televizyon ve internet oyunlarının kucağına terkedilen gençler, ileriki zamanlarda dini değerlere tamamen yabancılaşmakta, ailelerinin değil içinde bulundukları kötü ortamların ürünü olmaktadırlar.
Peki, tüm gayretlere rağmen çocuklarımız din yolunu terk eder ise ne olacaktır? Zira Hz. İbrahim’in evlatlarını terbiye hususundaki muvaffakiyeti her peygambere nasip olmamıştır. Mesela Hz. Nuh’un oğlu, babasına iman etmemiş, onun gemisine binmemiştir. Hz. Yakup’un evlatlarının da bir kısmı salih bir kısmı asi olmuş ise de sonunda hepsi tövbe ederek doğru yolu bulmuşlardır. Dinimizin Müslümanlardan talebi evlatlarımızın manevi terbiyesine gücümüzün en üst seviyesinden ihtimam göstermemizdir. Tüm gayretlerimize rağmen çocuklarımız büyüdüklerinde peşimizden gelmez ise bu onların sorumluluğudur. Yüce Rabbimiz rızık konusunda kullarına garanti vermesine rağmen manevi rızıklar konusunda peygamber evlatlarına bile bu garantiyi vermemiştir. Peygamberlerin en üstünü, babaların en faziletlisi, mürebbilerin en büyüğü olan Peygamber Efendimiz ciğerparesi kızı Hz. Fatıma’ya: “Ey Muhammed kızı Fatıma Allah’tan kork, onun katında senin için ben bir şey yapamam” buyurmuştur. 
Netice olarak insan ancak gayretinden sorumludur, neticeden değil. Bu konuda Necip Fazıl beyin şu beyti ufuk açıcıdır:
«Tohum saç, bitmezse toprak utansın!»
Burada önemli olan anne babaların ahlâkî ve manevi gelişimi ikinci plana itmemesidir. Bugün ailelerin ve gençlerin gündemini üniversite imtihanları, yükseköğretim planları ve kariyer telaşı gibi daha çok rızık meseleleri işgal etmektedir. Bazı çevrelerde hayatta başarının tek ölçüsü iyi bir kariyer sahibi olma, servet ve statü elde etme olmuştur. Eğitim Allah için olmaktan çıkmış, Allah’ın kullarına hizmet için okumak önemsiz hale gelmiştir. Açık söylemek gerekirse bu durumdan çoğu zaman gençler değil büyükler sorumludur. Sanki Allah Teâlâ rızık konusunda bir garanti vermemiş gibi davranılmaktadır. Şüphesiz ki hiç kimse evlatlarının eğitimini ciddiye aldığı için zemmedilemez, burada problem olan mesele, geçici dünya hayatı için bu kadar itina gösterilirken gençlerin dini hayatı için ciddi bir eğitim planının yapılmamasıdır. Bu ciddiyetsizliğe bir İslam aleyhtarı ifsat faaliyetlerinin katlanarak artması ilave edilirse işin vehameti açığa çıkmaktadır. Ayet-i kerime İslam düşmanı kesimlerin özellikle genç nesilleri ifsat etme gayreti içinde olacağını şöyle haber verir: “O, dönüp gitti mi (yahut bir iş başına geçti mi) yeryüzünde ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez. (Bakara, 205) 
Allah Teâlâ gençlerimizin ahlâkını bozmak, onları dinden uzaklaştırmak isteyenlere fırsat vermesin. Dini mirasımızı evlatlarımıza bırakma hususunda hepimize gayret versin. Amin.

 

Yorum Yazın

Facebook