HAYYAM’DAN RÜBAİLER

0

Kötümserlik
Küçükken bir süre hocaya gittik; bir süre de kendi hocalığımızla mutlu olduk. Sözün sonunu dinle, bak ki başımıza ne geldi: Su gibi geldik, yel gibi gittik.
Küçücüktük bir zaman, arıyorduk bir üstâd

Gün geldi üstâd olduk, bu hâl etti bizi şâd

Dinle sözün sonunu, hele bak sen şu işe

Bir damla sudan geldik, sonunda olduk berbâd...

Yaşlanıp gidenlerle yeni gelen gençler, arzuları peşinde birer birer koştular. Bu köhne dünya kimseye kalmaz, eskiler gitti. Biz de gideceğiz, başkaları da gelip geçecek.
Geçip giden yaşlılar ve gelen genç insanlar

Diledikleri gibi eğlenceye koşanlar

Yâr olmaz köhne cihan, gitti bak öncekiler

Bizler de gidiciyiz, boş kalır âşiyanlar

Bir gün satıcıdan bir testi aldım. O testi bütün sırlarını bana açtı: Ben bir şahidim, altın kadehim vardı. Şimdi ise ben sarhoşlara testi oldum.
Bir gündü, testiciden satın aldım bir testi

İçini döktü bana, dedi hoş bir hevesti

Bir zamanlar şah idim, elimde altın kadeh

Şimdi sarhoş elinde olmuşum ben bir testi

Yeryüzündeki her yeşillik servi boylu, güzel yüzlü bir dilberdi. Sen yenindeki tozu şefkatle silkele. Çünkü o nazlı bir sevgilinin yanağıydı.
Yeryüzüne serilmiş bu kadar yeşillikler

Servi boylu güzeldi bu gördüğün çiçekler

Yenindeki tozları şefkatle silkele ki

Yanağıydı dilberin, şimdi bir dua bekler

Dün çini bir testiyi taşa çaldım. Taşkınlıkla bunu yaparken sarhoştum. Testi hal diliyle dedi ki: Bende senin gibiydim sende benim gibi olacaksın.
Dün içini bir testiyi öfkeyle taşa çaldım

Sarhoş ve serseriydim, yürüdüm yalpaladım

Hal diliyle o testi “Ben de senin gibiydim

Olacaksın ben gibi...” deyince donakaldım

Dünya denilen bu kervansaray, alaca renkli sabah ile akşam atının durak yeridir. Yüzlerce Cemşid’den geriye kalan bir meclistir, yüzlerce Behrama konak olmuş bir mezardır.
Bilsen bu eski saray, dünya derler adına

Bir duraktır zamanın kır ve yağız atına

Bir nice Cemşid’lerden arta kalan bir meclis

Yüzlerce Behram-gorun mezar olmuş tahtına

Her ne kadar saçım ve yüzüm güzelse de, lâle yanaklı ve servi boylu isem de, bilmiyorum dünya denilen eğlence yerinde ezel ressamı beni hangi amaçla süsledi.
Güzel yüz lâle yanak, servi gibi boy verdi

Nimetlerle donattı, evlat verdi soy verdi

Ne amaçla süsledi ecel ressamı beni?

En sonunda götürüp çukura koyuverdi

Cemşid’in kadeh kaldırdığı o sarayda şimdi bir ceylan yavrulamış, bir tilki ise pusuda. Ömrünce yaban eşeği avlayan Behram’ı gördün mü, sonunda mezar onu nasıl avladı?
Cemşid şarap içmişti o sarayda bir zaman

Şimdi ceylan doğurmuş, tilkiler vermez aman

Yaban eşeği avı tutkusuydu Behram’ın

Günün birinde onu ecel avlamış yaman!..

Benden ve senden önce de gece gündüz vardı. Dönen felek yine kendi işini yapıyordu. Dikkat et, ayağını toprağa yavaşça bas, çünkü o bir güzelin gözbebeğiydi.
Öncedendir bu âlem, yüce kanun gereği

Kendi keyfince döner, ne sandın sen feleği

Ayağını yavaş bas incinmesin a canım

Belki de bastığın yer güzelin göz bebeği...

Bizler kuklayız, felekse kukla oynatan. Bu söz mecaz değil gerçektir. Varlık sahnesinde rolümüzü oynadık, sonra da yokluk sandığına birer birer düştük.
Bizler kuklalarız, felek kukla-bâz

Hakikattir sözüm, sanma ki mecâz

Varlık sahnesinde bitince oyun

Koyarlar sandığa, başlar bir âvâz...

Devam Edecek...

 

Yorum Yazın

Facebook