İnfak Allah Yolunda Olursa

0
İnfak  Allah Yolunda Olursa
İnfak Allah Yolunda Olursa - M. Sami Ramazanoğlu
Sayı : 395 - Ocak 2019 - Sayfa : 30

«Mallarını Allah yolunda harcayanların hali, yedi başak bitiren, her başağında da yüz “tane” bulunan bir tek tohumun hâli gibidir. Allah kime dilerse ona kat kat verir. Allah ihsânı bol olan, her şeyi hakkıyle bilendir.
Mallarını Allah yolunda harcayıp da sonra o harcadıklarının arkasından bir başa kakış ve bir eziyet ilâve etmeyenler, işte onların mükâfatları Rableri yanındadır. Onlara hiç bir korku da yoktur, mahzun da olacak değillerdir.
Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-’den rivâyete göre Nebîyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuşlardır ki:
– «Kim helâl bir kazançdan bir mikdar yiyecek tasadduk ederse – ki Allah da ancak helâl kazançdan infâk edileni kabul eder– Allah onu yed-i Rezzâk-ı Sübhanîsine alır, onu infâk eden hesabına onu çoğaltır, sizden herhangi birinizin tayını (Atın yavrusu) terbiye ede ede büyüttüğü gibi büyütüp çoğaltır, dağ kadar oluncaya dek bunu yapar.»
Yine Nebîyy-i muhterem -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz: «Mü’minin sadakası, sahibini dünyâ âfetlerinden, kabir fitnesinden ve kıyamet gününün azabından muhafaza eder» buyurmuşlardır.
Hadîs-i şerifte şöyle vârid olmuştur:
– «Sehâvet, (cömertlik) kökü Cennet’te, dalları dünyâya uzanan bir ağaçtır. Kim, ondan bir dala yapışırsa onu Cennet’e götürür. Cimrilik, kökü Cehennem’de, dalları dünyâda bir ağaçtır ki, ona kim tutunursa Cehennem’e götürür.»
*
İnsanlar infâk ve tasadduk hususunda kuvvetli, orta kuvvetli ve zayıf olmak üzere üç kısımdırlar.
Kuvvetliler, bütün varlıklarını bir defada tasadduk edebilme kudretine sâhib olup Allah’a verdikleri muhabbet sözünde kemâliyle sâdık olanlardır. Bunların serdârı Ebû Bekir es-Sıddîk -radıyallahu anh-’dır. Orta kuvvetli olanlar, ellerini bir defada maldan hâli kılmaya muktedir olamayıp, mücerred ondan istifade için değil, bir başka muhtacın zuhûruna bırakan ve ibâdete kuvvet kazanmak niyyetiyle mallarından bir mikdarını yanlarında bulundurmayı muvafık görenlerdir. Üçüncüsü de zayıflar olup farz olan zekâtla iktifa edenlerdir.
Bizim îmanımızı ve ahlâkımızı kuvvetlendirip nefislerimizin elinde zebûn olmakdan kurtarıp Allah ile kanaat eden, gayriden bir şey ummayan hâlislerden kılmasını Mevlây-ı müteâlimizden niyaz ederiz.
*
Şunu iyi bil ki: Uhrevi sevap ve -Cennetlerdeki derecelerin yükselmesi için infâk eden; hayırlar ve tâatlar yapan kimseye nisbetle, hakkı ve O’nun rızâsını talebde- ki ihlasın semeresi iki kattır. Sevab için infâk edenin hazzı yalnız Cennet nimeti olacaktır. Halbuki Hakk’ı talebte samîmi olanın; hazzı ise, hakka kurbiyyet, O’na kavuşma nimeti, hiçbir gözün görmediğini, hiç bir kulağın duymadığını ve hiç bir beşerin kalbine gelmeyen şeyleri görmek. Bir Cennet nimeti, Cenneti ve onun nimetini taleb eden kimsenin nasibinden kat kat fazladır, Allah’ım! bizi bunlara ulaştır.
Rivâyet edildi ki: Altı şeyin güzelliği altı şeyledir. Bunlar: İlim, âdâlet, cömertlik, tevbe, sabır ve haya. İlmin güzelliği amelde, adaletin güzelliği sultanda, cömertliğin güzelliği zenginlerde, tevbenin güzelliği gençlerde, sabrın güzelliği fakirlikte ve hayanın güzelliği ise kadınlarda kendini gösterir.
Amelsiz ilim tavansız eve, adaletsiz idareci susuz kuyuya, sehâvetsiz zengin yağmursuz buluta, tevbesiz genç meyvesiz ağaca, sabırsız fakir ışıksız kandile ve hayâsız kadın tuzsuz yemeğe benzer. Binâenaleyh, zengin olan kişinin zenginlik bulutlarından din ve dünyâ bereketlerini yağdırması, fakirlik ve ihtiyaç dolayısı ile ölmüş kalbleri ihya etmeye sebep olması lâzımdır.
Ramazanoğlu M. Sâmi, Bakara Sûresi Tefsiri, s. 342-367

 

Yorum Yazın

Facebook