İnsani İlişkilerde Şeytanın Tuzakları

0
İnsani İlişkilerde Şeytanın Tuzakları - Süleyman Derin
Sayı : 358 - Aralık 2015 - Sayfa : 8

İslam diğer tahrif edilmiş dinlerde olduğu gibi sadece Allah ile insan arasındaki ilişkileri düzenlemekle kalmaz ayrıca insanlar arasındaki ilişkileri de en ince ayrıntısına kadar tertib eder. Bu ilişkiler o kadar net ortaya konmuştur ki dünyanın neresine gidersek gidelim mesela müslüman çocuklar babalarına isimleri ile hitap etmez, onlar karşısında yan gelip yatmazlar. Anneler el üstünde tutulur, yaşlılara saygı, çocuklara sevgi gösterilir. İslam’ın insani ilişkilerin hemen her sahasında, misafire ikram, komşuya yardım, tanıdık tanımadık karşılaştığımız insanlara selam vermek, insanlara eli ve dili ile zarar vermemek, herkesle güzel geçinmek, kimsenin gıybetini yapmamak, insanların kamuyu ilgilendirmeyen eziyetlerine katlanmak, başkalarının kusurlarını araştırmamak, düşkünlere, engellilere yardım etmek, düğünlere ve davetlere katılmak gibi altın kuralları vardır. Ne var ki günümüzde bu prensiplerin çoğu ihmal edilir olmuştur. Halbuki Allah Resulünün haber verdiği üzere müminin kıymeti Kabe’den bile önde gelmektedir.

Abdullah b. Amr, Resulullah (sav)’ı tavaf ederken gördüğünü ve şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Ey Kabe! Ne kadar hoşsun, kokun ne kadar da güzel! Şanın hürmetin ne kadar da yüce! Muhammed’in canı elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Allah nezdinde müminin hürmeti, malı, canı, onuru senin saygınlığından daha büyüktür.” (İbn Mace, fiten, 2)
İslam aynı güzel tutumun müsümanlara düşmanlık beslemeyen kendi halindeki gayri Müslimlere de gösterilmesini tavsiye eder. “Allah, din konusunda sizinle savaşmayanlara, sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara adaletli davranmanızı yasaklamaz size. Çünkü Allah adaletli davrananları sever.” (Mümtehine, 8) Nitekim Osmanlı devleti döneminde yüzyıllarca barış ve huzur içinde yaşamış azınlıklar buna en güzel örnektir. İslam ancak Müslümanlara silah çeken, onları aldatan, dinlerini küçük gören düşmanlara sert bir tutum takınılmasını emreder.
Peki herşey teoride bu kadar net iken nasıl olur da Müslümanlar kendilerinden beklenilen insanî ilişkilerin seviyesini bu kadar kötüleştirebilmişler, birbirlerine karşı kin ve nefret dolu hale gelmişlerdir. Gayri Müslimlere bile yapılması yasak olan Müslümanı öldürme, iftira atma, şerefini kırma gibi işler niçin Müslümanlar arasında yayılmıştır. Buradaki en büyük sorun insanların cehaletleri ile beraber şeytanın ve nefsin fısıltılarına kulak vermeleridir. Zira şeytanın en çok sevdiği işlerin başında Müslümanların arasını açmak, onlara güzeli çirkin, çirkin hareketi de güzel göstermektir. Nitekim hz. Yusuf kendisi ile kardeşlerinin arasını bozmanın suçunu şeytana hamletmiştir. (Yusuf suresi, 100)
Sufiler insani ilişkilerde kul hakkına ihlal etmemesi son derece önemserler. Yerine göre bu tür ilişkilerde kendi haklarından bile vazgeçerler.  Nakşi yolunun büyüklerinden İmam Rabbani bu konuda bizleri şaşkınlığa düşürecek kadar ileri giderek, kul hakkına düşmektense Allah hakkına düşmenin tercih edilmesini şöyle açıklar:
Günahlardan sakınmak da iki türlüdür: Birinci kısmı Allah Teâlâ’nın haklarıyla ilgilidir, diğer kısmı da kulların haklarıyla ilgilidir. İkinci kısma (kul hakkına) riâyet etmek daha önemlidir. Çünkü Hak Teâlâ mutlak ganîdir (zengin) ve merhametlilerin en merhametlisidir. Kullar ise fakir ve muhtaçtır, cimri ve zayıftırlar. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle uyurmuştur: “Üzerinde kardeşinin namus ve benzeri haklarından bir hakkı olan kişi bugün, dinar ve dirhemin bulunmadığı yere gelmeden once helâllik alsın. (Kıyâmet günü) Eğer faydalı bir ameli varsa zulmü nisbetinde kendisinden alınır (zulme uğrayana verilir). Eğer sevapları yoksa zulmettiği kişinin kötülüklerimden alınıp kendisine yüklenir.” (Buhârî, Zulüm, 10)
İmam Rabbanî, insani ilişkilere dikkat etmeyen ve kul hakları yüzünden tüm sevaplarını kaybeden kimselerin ahiret müflisi olacağını şu hadis ile bizlere haber verir:
Yine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur, “Müflis (iflâs eden) kimdir bilir misiniz?” Oradakiler: “Bize göre müflis, parası ve malı olmayan kişidir” dediler. Hz. Peygamber buyurdu ki: “Ümmetim içinde (gerçek) müflis, kıyâmet gününde namaz, oruç ve zekât ile gelir. Ancak dünyada iken bir insana sövmüş, birine iftirâ atmış, birinin malını yemiş, birinin kanını akıtmış ve birini dövmüştür. O kişinin sevapları hak sahiplerine dağıtılır. Haklarını ödeyemeden önce sevapları biterse mazlumların günahları alınıp onun üzerine yüklenir, sonra da Cehennem’e atılır.” (Müslim, Birr, 15) Şüphesiz Hz. Peygamber (s.a.v.) doğru söylemiştir. (76. mektup)
Allah Resulü’nün haber verdiği müflis insanların çoğu maalesef İslam adına kardeşlerine kötülük yapmaktadırlar. Şöyle ki Şeytan bir takım Müslümanları yaptıkları amelleri ve inançları açısından ucbe düşürmüş, bunlar da başka müslümanları beğenmemeye, onları küçük görmeye sevketmiş hatta bazı cahiller işi onları öldürmeye kadar götürmüşlerdir. Halbuki gerçek mümin haklı olduğu durularda bile hatalı Müslümanlara mazeret üretir, onları direkt olarak suçlamaktan kaçınır. Bunun aksine münafık tıynetli kimseler, Müslümanların hatalarını ifşa eder, onları başkalarının yanında küçük düşürürler. Hele de bunları gayr-i müslimlerin hatırına yapan, Müslüman insanları türlü iftira ve oyunlarla devlet yönetiminden uzaklaştırmayı hayal eden kimseler tam şeytanın oyuncağı olmuştur.
Müslümanlara karşı takiyye yapmak, onların eksik ve kusurlarını araştırmak şeytanın başta gelen işidir. Zira Adem atamızı cennetten çıkartan, şeytanın onu aldatması değil midir? İnsanlardan kimileri bugün de Hz. Adem gibi kandırılma durumunda iken bazıları da şeytanın peşinde giderek insanları kandırmada yarışmaktadırlar. Bu sebeple samimi Müslümanlar hiçbir şekilde bir delikten iki kere ısırılmamalı, herkese dua etmekle beraber, Müslümanları aldatmayı alışkanlık haline getirenlerin sözlerine inanmamalıdır. Müslümanın malını, canını, şerefini ayaklar altına alanlar hem bu dünyada rezil olacaklar hem de ahirette bu büyük vebal ile Rabbimizin huzuruna çıkacaklardır.
Özetlersek İmam Rabbani’nin de ifade ettiği üzere kıyamet günü insana en büyük zararı öncelikle yerine getirmediği kul hakları verecektir. Bir başkasına maddi zarar vermenin vebali kolayca anlaşılır, ne var ki insanların onurları ile oynamak, gıybet edip, su-i zanda bulunmak gibi manevi günahların ciddiyetini pek az insan anlamıştır. Tüm bunlar şeytanın bizi kandırmasından başka bir şey değildir. Bu sebeple insani ilişkilerimizi İslam’ın emrettiği şekilde ayarlamalı, Müslümanlara karşı kötü duygular besletme hususunda şeytanın iğvasına kulak asmamalıyız.

 

Yorum Yazın

Facebook