İnternet Gençliği Nasıl Kurtulur?

0
İnternet Gençliği Nasıl Kurtulur?
İnternet Gençliği Nasıl Kurtulur? - M. Lütfi Arslan
Sayı : 397 - Mart 2019 - Sayfa : 3

Sanal Dünya Esaretinden Gerçek Mekânlara Hicret
Gençlik hep belli klişelerle değerlendirilir. Deli dolu olmak, sürgit olanı beğenmemek, muhalif bir tavır ve sonunu hesap etmeden hareket etmek… Bu klişelerin neredeyse hepsi doğrudur. Sonuçta gençlik insanın gelişme seyri içinde bir devre olduğu için herkeste benzer tutum ve davranışlarla ortaya çıkar. Gençliğini az biraz tahlil etmeyi başarmış her yetişkin, gençlerle irtibat kurmakta bu açıdan zorluk çekmez. Ancak irtibatın sürekliliği ve kalitesini sağlamak her neslin kendine özgü imkân ve sıkıntılarını anlamaya bağlıdır. Zamanın ruhundan kaynaklanan farklılıklar her nesli diğerlerinden ayırır. Klişeler büyük oranda doğru olmakla beraber her neslin kendine has şartlarını ve hususi özellikleri göz ardı eder. Büyüklerle gençler arasındaki gerilimli hikâyeyi ilginç ve birini diğerine benzemez kılan aslında kendi nesillerine ait özel ve özgün farklılıklardır. Kalıcı irtibat ve verimli kaynaşma da bunları bilmeyi, dikkate almayı ve sürekli gözetmeyi gerektirir.
DÖRT FARKLI NESİL
Her nesil kendine has özelliklere sahipse bunları nasıl bilebiliriz peki? Nesiller arasındaki tutum ve davranış farklılıkları bilimsel birçok araştırmaya konu olmuştur. Bu farklılıklar kısaca her neslin dünyaya bakış açısı, düşünceleri ve hissiyatına dair belli genellemelerden oluşur. Hangi neslin neyi, niye tercih ettiği modern pazarlamanın çok sevdiği ve önemsediği bir alandır. Bu alanda yapılan araştırmalar uzun vadeli ve çok boyutlu demografik analizlere dayanır. Çoğu ABD merkezli bu çalışmaların temel ilham kaynağı birbirini takip eden nesiller arasında ortaya çıkan farklılıkların ne tür tüketici davranışları ortaya çıkarttığına ilişkindir. Nihai manada tüketici ve pazar analizi yapmaya, bir diğer ifade ile çok satmaya matuf bu çalışmalara göre son 70 senelik süreç içerisinde ortaya çıkan nesiller şöyle sıralanmaktadır:
1. Bebek Patlaması Nesli (1946-1970 arası doğanlar)
2. X Nesli (1970’lerde doğanlar)
3. Milenyum Nesli (1980’lerde doğanlar)
4. İnternet Nesli (1990’lar ve sonrası doğanlar)
BATI TASNİFİ BİZE UYMAZ
Doğrusu batı menşeli bu tasnifin bizim toplum ve kültürümüze ne kadar uygun olduğu tartışmaya açıktır. 2. Dünya Savaşı’na katılmayan bir ülke olarak yukarıdaki sınıflandırmanın daha ilk maddede bize uymadığını söyleyebiliriz. Bebek patlaması nesli, savaştan geri dönenlerin çocuklarına verilen isimdir. Yine ikinci maddeyi, batıyı kasıp kavuran bir savaşın ortaya çıkarttığı travmanın sadece muhariplerin çocuklarını değil torunlarını da etkilediğinden yola çıkarak eleyebiliriz. 1970’li yıllarda doğanlar için o dönemde bizde yaşanan sağ-sol çatışmalarının etkisini nasıl göz ardı edeceğimizi sorgulayabiliriz. Hatta bize dair böyle bir tasnifin İstiklal Harbi ile başlayan bir süreç dikkate alınarak yapılması gerektiğini de öne sürebiliriz. Bunların hepsini doğru saysak ve batı merkezli nesil tasnifini görmezden gelsek bile 1990 ve sonrası doğumlular için yapılan nitelemeyi yok saymamız mümkün olmaz, çünkü söz konusu neslin maruz kaldığı değişim ve dönüşüm kürenin hemen her yerinde neredeyse aynı neticeyi vermiştir. 90’lar sonrası doğan nesil bir internet neslidir ve bu nesil küreselleşme, herkesi olumsuz etkileyen ve biçimlendiren tüketim kültürü ve medya marifetiyle şekillenmiştir. Bu nesil; din, milliyet ve kültür farkı tanımaksızın çok zaman aynı özellikleri yansıtan bir nesil olarak mevcut gençliğin ta kendisini oluşturmaktadır.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2018 ortasında yayınlanan “İstatistiklerle Gençlik 2017” araştırmasına göre Türkiye nüfusunun yüzde 16’sından fazlası 15-24 yaş arası gençlerden müteşekkildir. Yaklaşık 13 milyonluk bir dilime tekabül eden bu grupta en erken dünyaya gelenler 1995 doğumludur. Dolayısıyla en yaşlısının 24 yaşında olduğu bu nesille ilgili tespit bellidir: Bizdeki gençlerin hepsi yukarıdaki tasnife göre internet neslidir. Nitekim aynı araştırmanın bir diğer sonucuna göre bu yaş grubunda internet kullanım oranı 2016 yılında yüzde 87,5 iken 2017 yılında yüzde 90’a yükselmiştir. Bu neslin henüz on senelik bir geçmişi olan akıllı telefon teknolojisi ile ilişkisi de dikkat çekicidir. Yapılan araştırmalara göre bu gençler günde yaklaşık 5 ile 9 saatlerini akıllı telefonda geçirmektedir.
ÜÇ HAREKETİN ÇOCUKLARI
Günümüz gençliği ya da yukarıdaki tarife göre İnternet Nesli, biz de dâhil, belli bir gelişmişlik düzeyine erişmiş bütün toplumlarda benzer özelliklere sahip bir neslin ortaya çıkmasına zemin teşkil etmiştir. Bu nesli diğerlerinden farklı kılan ayırt edici vasıf dijital teknoloji ile ilişkileridir. İnternet nesli yeni teknolojilere diğer nesillerden daha çok aşina olmanın ötesinde bu teknolojilerin içine doğmuş olmanın getirdiği bir tür rahatlık ve imtiyaza sahiptir. Suyun içinde yaşayan balığın su gerçeğinden habersiz olması gibi bu gençler de içinde oldukları teknolojik seviyenin yokluğunu düşünemez durumdadırlar. İnternetsiz bir hayatı tecrübe etmek bir tarafa tahayyül bile etmemiş bu gençlerin elektrik kesintileri ile büyümüş ebeveynlerine göre zorluklara daha az hazırlıklı oldukları açıktır. Ama teknolojiye bu kadar aşina oluşlarının onlarda farklı bir bakış açısı, muhakeme ve muhayyile oluşturduğu da muhakkaktır. Onlar dünyaya, kendilerine ve ilişkilerine ebeveynleri gibi bakmamaktadırlar. Bu farklılık tabiî bir nesil çatışmasından değil çağın afeti teknolojinin bu gençlerin hayatında işgal ettiği yerden kaynaklanmaktadır. Bu gençleri ve onlarla iletişimi sıra dışı hale getiren nokta da budur.
Kendilerine “dijital yerliler” adı verilen bu neslin diğerlerinden, yani “dijital göçmenler”den farkı üç hareketle dünyanın değiştiğine inanmalarıdır. Tıklama, kaydırma ve büyütme şeklindeki bu üç hareketle okumak, izlemek, etkileşime girmek, yemek, içmek, alışveriş etmek, kısacası hayatın her alanında her cinsten işi yapmak mümkünse gençlerin haksız olduğu söylenebilir mi? Doğrusu gençler haklıdır ve haklılıkları dijital teknolojiler hayatın her sahasına hâkim oldukça daha da artmaktadır. Dijital göçmenlerde çok zaman hayret ve şaşkınlığa sebep olan gelişmeler internet gençlerinde sıradan ve zorunlu bir olgu olarak tecrübe edilmekte, gelgelelim bu dünyanın hız ve renkliliğine uyum sağlama telaşı onları başka bir iş ya da uğraştan alıkoyacak kadar meşgul ettiğinden sadece teknoloji ile tarif edilecek bir kısırlığa mahkûm olmaktadırlar.
İNTERNET GENCİNİN ÖZELLİKLERİ
İnternet genci üç hareketle kendisine ulaşılabilecek, ne var ki yine aynı üç hareketle elden ve gönülden çıkabilecek bir mesafededir. Her yeni alet, mecra, sürüm ve güncelleme ile yeni özellikler edinen, iki sene içerisinde bütün insanlık macerasında üretilen bilgiden daha fazlasına muhatap oldukları için bırakınız ebeveynlerini, kardeşleri ile bile anlaşamayan bu gençlerin hayatlarının en belirleyici dinamiği teknoloji ile olan ilişkileridir. Günümüzün fitnesi olarak adlandırılabilecek teknoloji bu neslin kendilerine has özelliklerini belirleyen en önemli unsurdur. Psikoloji Profesörü Jean M. Twenge bu özellikleri, Michigan Üniversitesi’nde 1975 yılında yapılmaya başlanan ve o seneden bu yana her sene en az 50.000 gencin inanç, davranış ve alışkanlıklarını izleyen Geleceği İzlemek (Monitoring the Future) gibi veri tabanlarına dayanarak şu şekilde sıralamaktadır:
1. Geç olgunlaşıyor ve ebeveynlerine daha uzun bağımlı kalıyorlar.
2. Ekran başında günde 5 saat ve daha fazla vakit geçiriyorlar.
3. Sohbet ve muhabbetleri yüz yüze değil sanal yapmayı tercih ediyorlar.
4. Kendilerini yalnız ve terk edilmiş hissediyorlar.
5. Din ve maneviyata ilgileri gittikçe azalıyor.
6. Güvenlik kaygıları yüksek olduğundan asayişe daha fazla dikkat ediyorlar.
7. Evliliğe karşı mesafeliler.
8. Toplum meselelerine karşı daha hoşgörülü ve liberal bir bakış açısına sahipler.1
Büyüyememek, sosyalleşememek, yalnızlık, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” psikolojisi ve tedirginlik… Diğer taraftan herkese ve her şeye karşı temelsiz bir hoşgörü ve yine herkese ve her şeye karşı ilginç bir güvensizlik… İnternet ile şekillenen gençlerin söz konusu özellikleri onlar için teknolojinin bir araç olmaktan öte amaca dönüştüğünü göstermektedir. Her haddini aşan şeyin zıddına dönüşmesi gibi teknoloji iletişim engellerini kaldırarak sosyalleşmeyi sağlayacakken, tam tersi gençlerin yalnızlaşması ve asosyal tiplere dönüşmesine sebep olmaktadır. Tatmini, mutluluğu ve etkileşim ihtiyacını sosyal medya ile gidermeye çalışan gençler sanal ilişkiler, sahte kimlikler ve süfli muhtevalarla yalancı bir dünyanın tutsağına dönüşmektedirler. Bu dünya; doğal ve sahici etkileşimlere alternatif olarak pazarlanmasına rağmen, vaat ettiğinin aksine sosyalliği çürüten bir yalnızlık, yalıtılmışlık ve mutsuzluk üretmektedir. Gerçek insan ilişkilerinin gerektirdiği zahmet ve gayreti sözde sosyalliğin rahat, zahmetsiz ve lakayt laubaliliğini tercih eden bu gençlerin imtihanı, imkânlarını herkesten fazla kullandıkları teknolojidir.
TEKNOLOJİ FİTNEDİR
Teknoloji; hızı, yönelimi ve yoğunluğu ile kendi içinde ve kendine doğru bir hayat tarzı üretmekte, bu da başka gayeleri anlamsız hale getirmektedir. Gençlerin teknoloji ile ilişkileri, potansiyellerini gerçekleştirmek, haklarındaki muradı bulmak ve bu dünyada neden artı bir olduklarını keşfetmek şeklindeki varoluş amaçlarını gölgelemektedir. Teknoloji ve özelde sosyal medya kendisini; bizatihi bir değer, bir amaç, kerameti kendinden menkul bir kutsal olarak dayatmakta, bu açıdan gençlerin önündeki en büyük fitne kaynağı olarak durmaktadır. Fitne, imtihan konusu olan şeydir; teknoloji bu anlamda gençlerin kendi kendilerini gerçekleştirmeleri önündeki en büyük engeldir. Bu engel onları çepeçevre sardığına göre gençlerin işinin ne kadar zor olduğunu görmemek mümkün değildir. Peki, ne yapılmalıdır?
İlk yapılacak, sanal mekânlar­dan gerçek mekânlara hicretin sağlanmasıdır. Mekâna şerefini, kalitesini ya da kıymetini veren -genç dili ile söyleyecek olursak- oralara takılanlardır. Doğru sosyalleşmenin sağlanması için gençlerin, numune insanlar ve örnek şahsiyetlerle gerçek, sahici ve doğrudan ilişkiler kurmaları sağlanmalıdır. Gerçek ilişkilerin yerini sanal, sahte ve bayağının almaması için iyi, doğru ve güzel olanın cazibesinin artırılması gerektiği açıktır. Yeni iletişim düzeninin en büyük mahareti popüler olanı cilalayıp sunabilmesi ve süfli olanı ışıltılı gösterebilmesidir. Gücümüz ve avantajımız, gerçek ilişkiler dünyasına geri dönmektedir. Hakikatimizin tadını ancak halle fark ettirebilir ve bu halin transferini ise kaliteli ve amaçlı birlikteliklerle sağlayabiliriz. Güzel, ulvi ve faydalı buluşma ve görüşmeleri artırmalı, gençlerin eğitim, sosyallik ve ilişki ihtiyaçlarını teknolojik fitne ile ortaya çıkan iletişim düzenine havale etmemeliyiz. Sosyal medya ve benzeri mecraları sınırlı kullanmalı, buraları gerçek ilişkilere taşıyabildikleri ölçüde makbul görmeli ve ancak araç vasfını aşmadıkları sürece muteber saymalıyız. Teknolojik aletler dışında bir sosyalleşme yolu bilmeyen gençlere alternatifler sunmalı, onları ev ve okul dışındaki kaliteli ve faydalı üçüncü mekânlara yönlendirmeliyiz. İnternet gençlerinin en büyük imtihanı, içine doğdukları cazip sanal dünya iledir. Onlar bu dünyanın dışına çıkmak istememekte, çünkü alternatifine ihtiyaç hissetmemektedirler. Bu gençlere yapılacak en büyük iyilik alternatif gerçek mekânların varlığını, ihtiyacını ve tadını fark ettirmek, hakiki gelişme ve olgunlaşmanın bu mekânlardan geçtiğini göstermektir. Neşesi, şetareti ve samimiyeti ile sanal dünyanın panzehri olacak alternatif mekânların ne tür bir işlevinin olacağını “mağara” benzetmesi üzerinden anlayabiliriz.
KURTULUŞ MAĞARADADIR
Kitabımız Kur’ân-ı Kerim’in bir sûresinin ismi de Kehf yani mağaradır. Mağara, tevhid ehli bir grup gencin, tevhitten sapmış zalim hükümdar ve toplumunun şerrinden sığındıkları bir selamet yurdudur. Orada 300 seneden fazla uyutulan gençler sapkınlıktan hidayete, dalaletten hikmete ve günahtan rahmete intikal etmişlerdir. İçine doğdukları dünyanın akışına kapılmama iradesi onları alternatif bir dünya arayışına yöneltmiş, işte mağara tam da bu noktada bir can simidi gibi kendilerine sunulmuştur. Kur’anımızın yiğitler diye andığı o gençler kararlılıkları ve dirilikleri ile inkârcı kavimlerinden sığındıkları alternatif mekânda uyku ile muhafaza edilmişler, nasıl geçtiğinin farkında olmadıkları bir zaman sonra kendileri gibi saf, temiz ve duru bir zamana uyandırılmışlardır.
İnternetin içerisine doğmuş gençlerin kalplerinin selameti için iltica edecekleri alternatif bir dünya arayışları olmalıdır. Onlarda bu ihtiyacı, hevesi ve isteği uyandıracak olanlar evvelemirde büyükleri ve yakınlarıdır. Sanal, geçici ve sahte olandan, gerçek ve kalıcı olana yönelik istek ve irade bir kez belirdi mi gençlerin zamanın afetinden koruyacak mağara kendiliğinden açılır ve o mağara Kehf gibi, Hira gibi bir dirilme yerine dönüşür. Mağara, gençleri kendisi gibi sanal ve sahte yapmak isteyen dünyaya karşı bir anti-dünyadır aslında; Rabbimizin ve Peygamberimizin istediği insan olmanın iklim ve şartlarıdır.
Mağara, sanalın karşısına dikilmiş hakikattir. Yiğitliğin kaynağı ve bozulmamanın adıdır. Sadeliğin, sahiciliğin, duruluğun ve aklığın adresidir. Mağara, hikmet ve tevhit dershanesidir. İnkâr esintilerinden muhafaza olunmuş lahuti esintilerin olduğu her meclise mağara diyebiliriz. Mağara, neden bu dünyada olduğumuzu Hak penceresinden izah eden her mecradır. Mağara, Rabbimizle kurmamız gereken o biricik ve sadece bize has irtibatın ruhaniyetinin solunduğu atmosferdir. Mağara, sohbettir, hizmettir, aşktır, muhabbettir, derttir, Allah için gayrettir. Mağara, dergidir, dernektir, dergâhtır. Mağara dosttur, dostlardır, dostlarla buluşmadır; her buluşmada gönlü kıpır kıpır ettiren, sadra genişlik veren, sanal hiçbir mecranın vermeye muvaffak olamayacağı o feyiz esintileridir.
Sanal dünyanın haz ve hıza ayarlı, ilgi kumkuması ve çeldirici atmosferine alışmış gençlerinin ilk elde mağarayı sıkıcı ve daraltıcı bulmaları mümkündür. Hakkı ve sabrı tavsiyenin günümüzdeki adı, sanal dünyanın cazibesine karşı mağaranın sekinet ve sükûnetini fark ettirebilme ceht ve gayretidir. Gençlerin imtihanı içine düştükleri sanal tuzaksa, büyüklerin imtihanı da bu tuzağı fark ettirme ve alternatif mekânları gençlere sevdirme çabası içine girip girmedikleridir. Adam olmak isteyenin bir mağara derdine düşeceğini kabul ediyorsak adam etmek isteyenin de teklif edeceği mağarayı sanal dünyanın çeldirici cazibesine alternatif kılması gerektiğini bilmemiz gerekir.
Allah için gidilen, gelinen, buluşulan, görüşülen her mekân; yapılan, edilen her iş, her sebep, vesile ve faaliyet, akla gelecek ne varsa hepsi hikmetin, yiğitliğin ve rahmetin talim edildiği bir mağara olarak gençlerin sanal dünya tutsaklığına derman olacak kıvam, tat ve dokuda olmalıdır. İnternet gençlerini çıkarcı tüketicilere dönüştürmeye ayarlı çürütücü sanal iklimden kurtarmanın tek yolu gençlere her giriş çıkışlarında huzur soluyacakları mağaraların sayısını artırmaktan geçiyor. Mağaralarımız ne kadar çoğalır, buralarda geçirilen vakitlerin kalitesi ne kadar artırılırsa, gençlerimizin sanal dünyanın sahte, bayağı ve süfli ikliminden kurtuluşları da o kadar mümkün olacaktır.
Dipnotlar: 1) Jean M. Twenge, İ-Nesli, Kaknüs, 2018.
Ne Yapılmalı?
Anne babalar çağın fitnesi teknolojinin niye afet olduğuna kafa yormalı, mümkünse bu afetten masun kalacak derecede işleyişe hâkim olmalı, hangi sosyal medya mecrasının ne tür etkileşimler ortaya çıkarttığını takip etmelidirler.
Çocukların ve gençlerin sanal gezintilerinin onları ev ya da memleket dışına göndermekten daha çok teyakkuza geçmeyi gerektirdiği bilinmeli ve ona göre tedbir alınmalıdır.
İnternet kullanımı belli saatlerle ve ailenin ortak kullanımı şeklindeki kurallarla sınırlandırılmalı, altı yaşa kadar çocuklara akıllı telefon, tablet ve benzeri araçlar verilmemelidir.
Çocuklar ve gençler alternatif ve gerçek etkileşim yaşayacakları mekân, topluluk ve ortamlara yönlendirilmeli, buralarda şahsiyet ve karakter örnekliği sergileyecek ağabey ya da ablalarla buluşturulmalı ve kaliteli vakit geçirmeleri sağlanmalıdır.
Gençler, sosyal medya mecralarında adlarına fenomen denen ve en hafif tabiri ile malayani ile uğraşmaktan başka işleri olmayan tiplerin insafına bırakılmamalıdır. Ebeveynler gençlerin sosyal medyada kimlerle vakit geçirdiğine dikkat etmeli, girilen siteler ve oynanan oyunlar soruşturulmalı ve yerine göre sınırlama getirilmelidir.
Hayatta geçerli edep ve mahremiyet kurallarının sosyal medyada da geçerli olduğu telkini sık sık yapılmalı, teknolojinin bu mecralardaki her adımı izleyebildiği gerçeğinden hareketle belirsiz kimlikler ve kaçgöç mantığı ile yapılan tıklama ve ziyaretlerin acı ve pişmanlık verici faturasının er geç çıkabileceği sürekli hatırlatılmalıdır.
Sosyal medya ve sair sanal dünyalarda alternatif muhteva üretenler aranıp bulunmalı, özellikle çocuklar ve gençlere yönelik faydalı muhtevalar öne çıkartılmalı, desteklenmeli ve geri bildirimlerle daha faydalı ve verimli olmalarına yönelik katkı sağlanmalıdır.

 

Yorum Yazın

Facebook