İslam’da Ruh İlmi Tasavvuftur

0
İslam’da Ruh İlmi Tasavvuftur
İslam’da Ruh İlmi Tasavvuftur - Süleyman Derin
Sayı : 384 - Şubat 2018 - Sayfa : 41

Psikolog Abdullah Eric Rothman ile

Süleyman DERİN: Abdullah bey İslam’a gelişinizi anlatır mısınız?
Abdullah E. ROTHMAN: Psikoloji bölümünden mezun birisi olarak ben daima ruhi gelişim peşinde olan bir kimseydim. Her tür manevi/spiritüel gelişimi deneyimlemek, kendimi zor durumlara atarak bunları aşmasını öğrenmek, kendimi gerçekleştirmek istiyordum. Şahsi zafiyetlerimi, bağımlılıklarımı sonlandırmak, gerçek hürriyete kavuşmak istiyordum. Zaten eğitim olarak psikolojiyi seçmemin ardında da bu niyetim vardı, zira psikoloji insanın kendini anlamasını, kişisel gelişimi önceleyen bir ilim dalı idi. Bu noktada beni İslam’a getiren, İslam’ın psikoloji sahasındaki eşsiz gücü oldu. Zira psikolojinin yapmak istediğini İslamiyet hiçbir beşeri ilim dalı ile kıyas edilemeyecek şekilde mükemmel bir tarzda yapıyordu. Ruh ile Allah Teâlâ arasındaki ilişkinin ilmini en detaylı ve fıtri şekilde ortaya koyan tek din, İslam idi.
S. DERİN: Bu hükmünüzü verirken acaba diğer dinleri de inceleyerek mi bunu söylüyorsunuz?
A. ROTHMAN: Evet, ben bu hükmü verirken diğer tüm dinleri araştırmış biri olarak konuşuyorum. Dünyanın pek çok ülkesini dolaşmış, Budist felsefeyi incelemiş biriyim. Psikoloji, benlik ve duygu kontrolü gibi konular gündeme geldiğinde insanların aklına ilk gelen din Budizm oluyor. Ne var ki bu sadece bir ironi, evet Budizm’in ana hedeflerinden biri düşünceleri temizlemek, ben de bunu başarmak için saatlerce hareketsiz oturur meditasyon yapardım. Budistler düşüncelerinizi gözünüzün önünden geçip giden bulutlar gibi seyredin derler, ama işin ilginç yanı bu bulutlar hiçbir zaman bitip tükenmek bilmiyor, biri gidince diğeri geliyor, birini temizliyorsunuz diğeri geliyor, bu düşüncelerin kaynağına inmediğiniz sürece pasif şekilde gelen düşünceleri analiz etmek pek işe yaramıyordu. Ayrıca Budistlerin bu düşünceye verdikleri önem batı felsefesinde “düşünüyorum öyleyse varım” fikrini çağrıştırıyordu yani onlar da Batı paradigmasından farklı bir şey söylemiyorlardı. Bu sebeple ben Budizm’i bırakıp Hinduizm’e geçtim, bu dini detaylı bir şekilde çalıştım, bunun neticesinde panaya yani nefes alıp verme tekniklerinde ustalaştım, aslında bu tekniğin insanda ruhun farkına varması açısından bazı faydaları da var, zira nefes teknikleri akciğerlerde yani göğüs kafesinde oluyor burada da kalp yani ruhun merkezi olduğunda bu teknikleri uygulayanlar belki hemen Allah Teâlâ’yı bulamasalar da ona gitmekte en önemli aracımız olan ruhu keşfediyorlar. Ne var ki bu dinin tanrı anlayışına baktığınızda buradaki manasızlığı insan kolayca görebiliyordu. Psikolojik verileri hiçbir şekilde tevhid anlayışı ile bağdaşmıyordu. Kısacası ulaşabildiğim her dini bu açıdan inceledim. Hepsinde hakikatin küçük bir parçasını bulsam da insan ruhu ile alakalı kâmil ve hakiki bilginin İslam’da olduğu içime doğdu.
S. DERİN: Bu gerçeklere ulaşırken tasavvufun bir rolü oldu mu?
A. ROTHMAN: Evet, konuyu tam da buraya getirmek istiyordum, İslam’ın ruh ile ilgili bilgilerini kamil manada tasavvufta buldum. Aslında şöyle demem lazım İslam’da ruh ilmi demek tasavvuf demektir. Daha açık söylersem; tasavvufun ruh ile ilgili bazı görüşleri var demiyorum, tasavvuf İslam’ın ruh ilminin ta kendisidir, diyorum. Tasavvuf ruhu anlamanın hakiki yoludur, insanın manevi/psikolojik gelişiminin makamları, insanın kendisini keşfetmesinin yöntemi, insanın fıtratıyla yüzleşmesi tasavvufun asli konularıdır. Ben bunları söylerken de kitabi konuşmuyorum, zira sufilerin ruh ile ilgili tecrübelerini şeyhlerin dizi dibinde bizzat yaşayarak öğrenmeye gayret ettim. Sufilerin yanında iken ruhumu nasıl daha iyiye götürürüm diye kitap okumaktan ziyade şeyhimin bana verdiği vazifeleri yapıyordum. Mesela bir örnek vereyim, Virginia (ABD) da bir dergâh inşa etmiştik ve şeyhim bana direklerin tümünü yeşile boyamamı söyledi, ben de dondurucu soğukta birkaç günlük yoğun bir çalışma ile tüm direkleri boyadım. Ama bu arada egom şişmeye başladı, kendimle ve yaptığım işle gurur duyuyordum, Şeyhin beni çok öveceğini belki de beni önemli bir konuma koyacağını düşünmeye başlamıştım. İşleri bitirince şeyhimi çağırdım, ondan övgü beklerken o bana: “bu renk istediğim gibi olmamış tüm direkleri senden yeniden boyamanı istiyorum” dedi, hâlbuki o rengi bana kendisi söylemişti, bir anda nefsim paramparça oldu. Ağzım açık kalmış bir anda, şeyhim yaptığım işi beğenmediği gibi o zor işi benden tekrar yapmamı istiyordu. Böylece şeyhim bana sabrı ve tevazuu öğretiyordu, daha bunun gibi pek çok hal yaşadım. Böylece benim İslam'a girmem tasavvuf yolu ile oldu. Önce psikolojik gelişimim için tasavvufu buldum oradan da İslam’a girdim yaklaşık 13 yıl önce.
S. DERİN: Şeytanın en bilgili psikolog gibi hareket ettiği herkesin zafiyetine göre bir menfi yol gösterdiği söylenir, mesela namaz kılma dediğinde kendini dinlemeyen kimseye bu sefer sağdan yaklaşır ve “sen ne güzel namaz kılıyorsun, senden daha büyük bir Müslüman yoktur” diyerek ona ucub verir, bu konuda ne dersiniz.
A. ROTHMAN: Bu kesinlikle doğrudur, şeytan her insanın içine kolayca düşeceği en tehlikeli tuzağı kurar, birine yaptığı tavsiyeyi başkasına yapmaz, herkesin şahsiyetini zaaf ve üstünlük noktalarını şeytan çok iyi bilir, bu sebeple sufiler de aynı metodu uygulamalı kişiye özel dini çözümler geliştirmelidirler. Her insanın hastalığı için farklı bir tedavi muhakkak vardır. Hatta bence tarikatların her biri farklı bir psikolojik tedavi metodudur. Nasıl ki seküler psikolojide, kognitif (bilişsel), psikanaliz, gibi onlarca farklı metot varsa, sufiler de tarikatlar vasıtası ile farklı ruh sağlığını koruma ve geliştirme yolları geliştirmişlerdir. Dışa açık veya içine kapalı her tür insan için illaki onların yapısına uyan bir tarikat bulunur.
Bu sebeple tarikatların hak yolda olmak koşulu ile farklı metotlar tavsiye etmeleri son derece yerinde ve normaldir. Nasıl ki birisi için yazılan bir reçete başkasını tedavi edemiyorsa, bir insan için iyi olan bir tarikat başka birine tam fayda vermeyebilir. Bu sebeple sufi yoluna girmek isteyen kimseler kendilerine uygun bir tarikatı bulmalıdırlar.
S. DERİN: Siz terapilerinizde İslami ve sufi ögeleri nasıl kullanıyorsunuz?
A. ROTHMAN: Bu konuyu ne zamandır düşünüyorum, acaba Kuran ve Sünneti açıkça söylesem mi yoksa söylemesem mi? diye. Burada sıkıntı şudur, bazı gayri müslimler, İslam, Kuran, tasavvuf gibi kelimelerden korkmaktadırlar, Müslümanlara gelince, maalesef tasavvuf kelimesi onların çoğunda bidat hurafe düşüncesini akla getiriyor, böylece her iki kesimden bazıları bize kulak tıkıyor. Selefi veya vahhabi olmayan pek çok Müslüman da tasavvuf hakkında negatif şeyler duyduklarından bu konuda önyargılı davranmaktadırlar. Hâlbuki psikolojik sıkıntı çekenlerin İslami ve sufi kaynaklardan istifade etmesi kaçınılmazdır, bu sebeple ben özellikle gayri müslimlere verdiğim terapilerde İslam ve sufi konseptlerini açıkça kullanmıyorum, bunu söylemekle birlikte şunu ifade edeyim ki benim terapim hiçbir şekilde değişmiyor, hep islami kalıyor, hatta bazı gayrimüslimler benim Müslüman olduğumu bildikleri halde yine de bana geliyorlar. Bu da beni çok sevindiriyor zira gayrimüslimlerin İslamın psikolojik çözümlerine açık olması dinimizin gücünü gösteriyor. Zira ben bu kişileri terapi yaparken dinimizin ortaya koyduğu akıl, nefis, ruh paradigmalarını kullanıyorum, sadece onlarla kullandığım dili biraz değiştiriyorum. Benim hedefim ilk planda onları Müslüman etmek değil, ama onların halini İslam’a yaklaştırmak. Biliyorsunuz çağımızda İslam’ı yaşamadığı halde pek çok kimse ben Müslümanım diyor ben de ilk planda bunun tersini yapmaya çalışıyorum. İslam’ı açıkça deklare etmeden önce onların İslam’ı halleri ile kabullenmelerini sağlıyorum.
Bir örnek vermek gerekir ise bazıları önce başını kapatır, sonra tesettürün hikmetini anlar, başka bazı hanımlar da önce işin hikmetini anlar, ona iman eder ve sonra başını örter. Meseleyi buna benzetebiliriz. İslam ve sufi ismini duymadan dinimizin kavramlarına muhatap olanların daha sonra bir kısmı Müslüman da oluyor.
S.DERİN: Sizce psikoloji ilmi tasavvuftan bir şeyler öğrenmeli ve istifade etmeli mi?
A. ROTHMAN: Bence psikoloji ilmi tasavvuftan istifade etmelidir. Zira sufilerin ruh konusunda eşsiz bilgi ve tecrübeleri vardır. Hatta tasavvuf batılı psikologların ruh konusundaki hatalı bilgilerini düzeltecek bir güce sahiptir. Zira sufilerin bu sahadaki bilgi ve tecrübeleri psikologlarınkinden yüzlerce kere daha güçlüdür. Psikolojinin tasavvufa faydası ise sufilerdeki bu bilgilerin modern zamanlara aktarımı hususunda olabilir. Zira bazen şeyh efendiye gelenler ondaki muazzam bilgiden sadece ufak bir kırıntıya taliptirler veya güçleri ancak bir kırıntı taşımaya yeter. Ayrıca sufilerin yaptıkları sohbetler tam bir psikoterapi gibidir. Bu sohbetlerde harikalar ortaya çıkar, buralara devam edenler pek çok psikolojik hastalıklarına çare bulurlar. Sohbetler büyük bir eczane gibidir ve ihtiyacı olanlara gerekli ilaçları buradan farkına varmadan alır.
Bununla beraber tasavvuftan istifade konusunda psikologların en büyük sıkıntısı onların her şeyi data ve veri olarak görmeleri, imanı hatta takvayı ölçmeye cüret etmeleridir. Mesela tasavvuf psikolojisi kongrelerinde “benim huşum 10. seviyede, takvam 7. seviyede, huşuda tamama ermişim, ama takvamı geliştirmeliyim” diyen Müslüman psikologlar gördür. Bence bu normal değildir, zira dinde sadece Allah ile kul arasında olan bir bağlantı vardır ki psikoloji bu sahada bir söz söyleyemez. Yani insanın takvasını, huşunu, ihlasını ölçemez. Bazı kimselerin iddiasının aksine biz tasavvufu bu manada bir psikoloji ilmi yapamayız. Her şey objektif olacak dediğinizde bu hataya düşersiniz, zira din yüzde yüz sübjektiftir. İnsanların kalbinde olanı ancak Allah bilir.
S. DERİN: Psikolojinin en büyük sorunu herhâlde hala ruhu kabul etmemesidir. Batılı Psikologlar hala Freud’u takip ediyorlar mı, hâlâ insanı bir tür hayvan olarak kabul ediyorlar mı? Ayrıca biz Müslümanların bu sahada kendi psikoloji terapilerimizi geliştirmemiz gerekmiyor mu?
A. ROTHMAN: Bugün psikolog ve psikiyatrların pek çoğu Freud’un peşinden gitmediklerini söylüyorlar ama şuuraltında istemeseler de Freud’u takip ediyorlar. Onun çizdiği çemberden çıkamıyorlar. Yani insanı ruhu olmayan, hayvan ama biraz akıllı bir hayvan olarak görüyorlar. Bu sebeple biz Prof. Bedri Malik beyle uluslararası Müslüman psikologlar derneğini kurduk. İki değişik üniversitede hatta ileride belki Türkiye’de de bu “İslami psikoloji” programını öğretmeyi düşünüyoruz. Biz bu sahanın İslami parametrelerini ortaya koymak istiyoruz. Biz kurduğumuz dernek ile İslami psikoloji metodolojisini ortaya koymaya çalışıyoruz, böylece bu sahada ortaya çıkanları kontrol etmeye de gayret edeceğiz.
Derneğimizin başka bir hayali ise ciddi araştırmalar yapmaktır. Organize gruplar kullanarak, farklı fikirleri, ilginç planları olanlardan istifade edeceğiz. İnsanlar tezkiye, ihsan ve pek çok isimler altında farklı İslami psikoterapi paradigmaları geliştirecekler. Bu meyanda biz tarikatları da farklı psikolojik ihtiyaçlara cevap veren okullar gibi incelemeye çalışacağız. Zira her tarikat farklı psikolojik özellikleri olan insanlara hitap etmektedir. İnsanlar dışa veya içe dönük olmalarına göre tarikat seçmektedirler, kadiri olan ile Nakşi olan veya bir başka tarikata müntesip olanların ortak yönlerini tespit etmek son derece faydalı olacaktır. Hatta bazı şeyh efendiler kendisinden beyat almak isteyenlere, “sana ancak geçici bir beyat verebilirim zira senin gerçek şeyhin ben olamam, sen seni irşad edecek gerçek şeyhi buluncaya kadar bana mürid olabilirsin” demektedirler.

 

Yorum Yazın

Facebook