İsrail’in Resmileşen “ApartheId*” Rejimi

0
İsrail’in Resmileşen “ApartheId*” Rejimi
İsrail’in Resmileşen “ApartheId*” Rejimi - Beytullah Demircioğlu
Sayı : 390 - Ağustos 2018 - Sayfa : 60

 

-İsrail’in “Yahudi Ulus Devlet Yasası” bir etnik temizlik hazırlığı mı?
-İsrail başbakanı Netenyahu’nun “İsrail devleti ve Siyonizm tarihinin en önemli adımı” diye nitelediği bu ırkçı yasa “Asrın anlaşmasının” bir parçası mı?
-İsrail’in hukuk tanımamazlıktaki özgüveni nereden kaynaklanıyor?
-Netenyahu ve Putin, Suriye’nin geleceğine ilişkin hangi konularda anlaştı?
-Rusya ve İran’ın imdadına koşmasıyla bugün düzlüğe çıkmış gibi gözüken Esed rejimi, bundan sonra kimin sözünü dinleyecek, Rusya’nın mı, İran’ın mı yoksa “Esed’le bir sorunumuz yok” diyen İsrail’in mi?
- Tahran yönetimi yayılmacı dış politikasının bedelini mi ödüyor?
-ABD’nin işgalinden bu yana gün yüzü görmeyen Irak’ta Şiileri sokaklara döken olayların perde arkasında ne var?
- Bir adım ileri iki adım geri giden Türkiye-ABD ilişkilerini yeni dönemde neler bekliyor?
Geçen ayın dünya gündemine ilişkin ön plana çıkan sorulardı bunlar. Dünya Gündemi sayfalarımızda hem bu soruların cevaplarını hem de genel anlamda küresel siyaset arenasında neler olup bittiğini yerimiz ölçüsünde tahlil etmeye çalışacağız. İlk durağımız Ortadoğu, tam olarak da işgal altındaki topraklar.
İşgal devleti İsrail, işgal altındaki topraklardaki gaspını, Filistin halkına yönelik baskıcı politikalarını sürdürüyor. Yıllardan beri yaptığı gibi... Ancak bu sefer bunu İslam âleminden ya da dünyadan gelebilecek tepkilere hiç umursamadan daha bir fütursuzca yapıyor. Bu anlamda adeta müthiş bir özgüven patlaması yaşıyor denebilir.
Beyaz Saray’da artık en az İsrail’in sağcı siyasileri kadar Siyonist fikirlere sahip bir kadronun işbaşında olmasının bunda önemli bir payı var kuşkusuz. Neo-conlardan müteşekkil Trump yönetimi, İsrail’in gelmiş geçmiş en sağcı hükümetine, amiyane ifadeyle “Siyonist idealler doğrultusunda yürüyün, biz arkanızdayız” diyor. Onlar da yürüyor.
 Trump yönetimi ile birlikte Batı Şeria ve Golan Tepeleri’nin de ilhak edilmesinden tutun da “Filistin Devleti” çağının artık sona erdiğinin ilân edilmesi gerektiğini dillendirebilecek kadar fütursuzlaşmış durumdalar İsrail’deki “milliyetçi” koalisyonun üyeleri.
Neredeyse tüm dünyayı ABD’nin düşmanı ilan etmesine mukabil, “Hiçbir yerde İsrail’den daha iyi bir dostumuz yok” diyen Trump onlara müthiş bir özgüven aşılıyor çünkü. O özgüvenle Knesset’den geçirdikleri yasalarla Batı Şeria’da yüzlerce yeni yerleşim yerlerinin inşasının önünü açtılar nitekim.
Diğer başkanların sınadığı ama Donald Trump’ın ilk icraatı olarak hayata geçirdiği ABD Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşımasının ardından ise Netenyahu hükümeti bu fütursuzluğu geçen ay daha da ileriye taşıdı. İşgal edilmiş Filistin topraklarını “Yahudi ulusunun devleti” olarak tanıyan tasarıyı meclislerinden geçirdi.
Bu yeni ve eski İsrail Cumhur­baş­kanları Reuven Riv­lin’in ve Şimon Peres’in bile itiraz ettikleri, 2011 yılından beri aşırı sağcı siyasetçiler tarafından gündeme getirilmesine rağmen itirazlar nedeniyle meclise sunulamayan ırkçı bir yasa.
Büyük İsrail projesinin önünde duran ‘iki devletli çözümü’ ortadan kaldırmayı hedefleyen, Arapları, dinleri ve dilleri sebebiyle ikinci sınıf vatandaş konumuna düşüren korkunç bir hamle.
Hâlihazırda uygulamada var olan ayrımcı politikaları resmiyete kavuşturan yasanın tepki çeken diğer maddeleri arasında şu hükümler de yer alıyor:
“Ülkede kendi kaderini tayin etme hakkı sadece Yahudilere aittir. İsrail bir Yahudi devletidir. İsrail dünyadaki tüm Yahudilerin tarihi anavatanıdır. Hukukta bir boşluk olduğunda Yahudi şeriatı referans alınacaktır. Dünyadaki tüm Yahudilerin İsrail’e dönme hakkı vardır. Yahudilerin dini günleri resmi tatil sayılacaktır ve İsrail’in başkenti Kudüs’tür.”
“İsrail tüm dünyadaki Yahu­dile­rin tarihi anavatanıdır” denilerek Filistinlilerin bu topraklar üzerindeki tarihi varlığı ve hakları da görmezden gelinmiş oluyor. İsrail dünyanın değişik bölgelerinde bulunan Yahudileri İsrail’e gelip yerleşmeye teşvik ederken, 1948’de vatanlarından sürdüğü Filistinlilere geri dönme hakkını tanımayı ise reddediyor.

“YASA ETNİK TEMİZLİĞE HAZIRLIK ADIMI”
Filistinliler “Yahudi ulus devlet” yasa tasarısının onaylanmasını, “etnik temizliğe hazırlık adımı” olarak değerlendiriyorlar ki bunda da son derece haklılar. Bundan sonra İsrail’deki Filistinlilerin, çok daha fazla ayrımcılığa, çok daha fazla baskıya maruz kalacakları açık. Çeşitli tanımlamalar altında Filistinlilerin bireysel veya kitlesel tehcirini hızlandıracak.
Doğu Kudüs’ün de dâhil olduğu Batı Şeria’yı İsrail’e ilhak etmek ve Gazze’de ayrı bir devlet kurmak şeklindeki Netanyahu’nun planının hayata geçirilmesini hızlandıracak. Bundan sonra Doğu Kudüs’ten Ölü Deniz’e kadar uzanan araziden Filistinliler yavaş yavaş çıkartılacak ve Yahudi yerleşimlerinin birleştirilmesinin önünü açılacak.
Yasa ile birlikte işgal altındaki topraklarda yaşanacaklar işte böyle özetleniyor.

YAHUDİ ULUS DEVLETİ YASASI “ASRIN ANLAŞMASI”NIN BİR PARÇASI MI?
İsrail Parlamentosu’ndaki (Knesset) Ortak Arap Listesi Blo­ku’nun lideri Dr. Eymen Avde’ye göre, evet. “Yahudi Ulus Devleti Yasası” ABD’nin kimi Arap rejimleriyle birlikte, İsrail’in lehine olacak şekilde hayata geçirmeye çalıştığı, Filistin davasının, dini, tarihi ve siyasi bütün boyutlarıyla tasfiyesini öngören “Asrın Anlaşması”nın bir parçası olarak görülüyor. Arap rejimlerinin bu yasa karşısındaki tepkisizliği ya da zevahiri kurtarmaya yönelik cılız tepkileri de bu tespiti doğruluyor.
 Dolayısıyla, Netenyahu hükümetinin itirazlara rağmen bu ırkçı yasayı İsrail meclisinden geçirmedeki ısrarını sadece Trump yönetimindeki neo-conlara duyduğu güvenle izah etmek mümkün değil. Bunda, Siyonist işgali meşrulaştırma gayretindeki kimi Arap rejimlerinin de büyük payı var. Netenyahu’nun, işgal altındaki topraklarda yapıp ettikleri Mısır’ın darbeci lideri Abdulfettah Sisi’nin umurunda değil. Hatta, “İslamcıları adam ediyor” gözüyle bakıyor Netenyahu’nun Gazze’yi boğmasına. Filistinlilerin dünyaya açılan tek kapısı olan Refah sınır kapısını sürekli aç-kapa yaparak o da elinden geldiğince Netenyahu’ya yardım ediyor. Sisi’nin umurunda olsa bile İsrail’e karşı çıkabilecek ne gücü var ne de iradesi. Başta ekonomi olmak üzere kendi derdi başından aşmış durumda.
Suudi Arabistan ve BAE’nin de önceliği bambaşka. Yemen’de Husiler üzerinden İran’la savaşıyorlar. Arap halk isyanlarını desteklediği için Körfez’deki kardeşleri Katar’ı boğmakla meşguller. Katar’ın yanında durduğu için Türkiye’ye de fena halde öfkeliler. İçeride ise başta “İslamcılar” olmak üzere muhaliflerin seslerini kesmekle meşguller. Başları bu kadar belada iken Filistin sorununu kendileri için ayak bağı olarak görüyorlar. Önceledikleri konular için İsrail’i memnun edecek çok daha hayati adımlar atacaklar ama şimdilik daha mahcup, daha dolaylı, daha gizli kapaklı yürütüyorlar İsrail ile normalleşme sürecini…
İsrail, kendisi için büyük fırsatlar ortaya çıkartan İslam dünyası ve Ortadoğu’daki bu konjonktürden, en büyük destekçisi Trump döneminde maksimum derecede istifade etmek istiyor. Bu noktada Rusya ile kurduğu iyi ilişkiler de Netenyahu hükümetini daha bir cesaretlendiriyor kuşkusuz. Yani İsrail’in fütursuzluğunun bir başka gerekçesi Rusya. Putin yönetimi kendi bölgesel çıkarlarına zarar vermediği sürece İsrail’in elini rahatlatacak adımlar atmaktan geri kalmıyor.

HELSİNKİ ZİRVESİNİN
KÂRLI ÇIKANI DA İSRAİL
NATO Zirvesi ile başlayıp Rusya Devlet Başkanı Putin ile bir araya geldiği Helsinki Zirvesi ve peşi sıra İngiltere ziyareti ile son bulan geçen ayki Avrupa seferi Donald Trump açısından hiç de iyi sonuçlanmadı. Züccaciye dükkânına giren fil edasıyla hareket etmekle suçlanan Trump yine kırıp döktü.
Trump’ın, Rusya’nın seçimlere müdahale ettiği iddialarıyla ilgili kendi istihbarat servisi yerine Rusya’nın yanında yer alıp Vladimir Putin’e destek çıkmasına ABD’den sert eleştiriler geldi. Amerikalılar kendi başkanlarını “hain”, “ahmak” ve “aptal” gibi ağır sıfatlarla eleştirdiler. Avrupa Birliği’ni düşman ilan eden Trump’a Avrupa ülkelerinden de büyük tepki geldi, İngiltere’de de geniş çaplı protestolarla karşılaştı ABD başkanı.
Velhasıl Avrupa seferi Trump açısından pek de verimli geçmedi. Ziyaret daha çok Rusya ve İsrail’in işine yarayacak sonuçlar doğurdu. Helsinki’de bir araya gelen Trump-Putin zirvesinin en önemli sonucu her iki liderin İsrail’in güvenliği konusunda hemfikir olduklarını açıklaması oldu. Putin, İsrail’in güvenliği için Tel Aviv’e yardımcı olacağı sözü verdi. İsrail ve Rusya arasında yapıldığı belirtilen anlaşmaya göre, Rusya, Suriye’deki İran etkisini kıracak, İsrail ise buna karşılık rejimi hedef almaktan vazgeçecek. Hatta, İsrail gerek gördüğünde Suriye içerisinde İran hedeflerine yönelik operasyon yapabilecek. Rusya’nın bu ruhsatına karşılık İsrail de Esed yönetimini hedef almayacak. Nitekim Netenyahu da Esed rejimi ile bir sorunu olmadığını açıkladı…

ABD’NİN, İRAN’A YÖNELİK YAPTIRIMLARI VE
TAŞIDIĞI RİSKLER.
Ortadoğu gündeminin bir diğer sıcak başlığı İran’a yönelik yaptırımlar…
Amerika Birleşik Devletleri’nin İran ile yapılan nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından Tahran-Washington hattında tansiyon iyice artmış vaziyette. ABD, Tahran yönetiminin en önemli gelir kaynağı olan petrolün dünya pazarlarına ulaşmasını engellemek için yoğun bir çaba içerisinde. Bu durum, hem İran ve bölge açısından hem de küresel ekonomi açısından çok ciddi sonuçlar doğuracak potansiyele sahip. İran dini lideri Hamaney, ülkesinin petrol ihracatının engellenmesi durumunda bölgedeki hiçbir devletin petrol satamayacağı tehdidinde bulundu. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ise “Sayın Trump aslanın kuyruğuyla oynamayın, buna pişman olursunuz. ABD şunu bilmeli ki İran ile savaş bütün savaşların anasıdır” diyerek bu tehdidi daha ileri boyuta taşıdı. İran’ın bu tehditlerinin altını doldurup dolduramayacağı sorusu bölgeyi ve küresel ekonomileri bir hayli tedirgin ediyor…

İRAN’IN BÖLGESEL
NÜFUZU KIRILIYOR MU?
Yönetimlerinin başta Suriye ve Yemen olmak üzere bölgede yürüttüğü vekâlet savaşları nedeniyle hem ekonomik hem de insan kaybı açısından İran halkı gerçekten çok büyük bedeller ödedi. ABD yaptırımları sebebiyle ekonomik açıdan zor günler yaşayan İranlılar, yaptırımların etkisinin derinleşmesi ile daha zor günleri yaşayacaklarını biliyorlar. Tahran yönetiminin İslam dünyasından da çok büyük eleştiri alan bu dış politika yaklaşımı, içeriye de toplumsal huzursuzluk olarak yansıyor. Tahran sokaklarında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz protesto edilirken atılan: “Suriye’yi bırak, halimize bak” “Bizim düşman burada ABD’nin düşmanlığı yalan” ve “Filistin, Suriye bedbahtlığımızın sebebi” gibi sloganlar Tahran yönetiminin dış politikasının İranlılar tarafından da (en azından önemli bir kesimi açısından) onaylanmadığının işareti olarak okunuyor.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemde hem içeriden hem dışarıdan gelen baskıların, İran’ın bölgedeki etkinliğine önemli bir darbe vuracağı beklentisi dillendiriliyor küresel analizlerde. Ancak bu durum Tahran’ın Suriye’deki etkinliğini sıfırlayacağı anlamına gelmiyor kuşkusuz. İran’ı Suriye’den ve bölgeden çıkartacağı konusunda büyük gürültü koparan Trump’ın İsrail’e yakın bölgeler hariç Suriye’de kalmasına göz yumacağı ya da yummak zorunda kalacağı dillendiriliyor Ortadoğu medyasındaki analizlerde.

IRAK HALKININ
AÇLIK İSYANI
İran nüfuzunun sarsıldığı bir başka ülke Irak. Ülkenin ikinci büyük kenti Basra’da başlayıp diğer şehirlere de sıçrayan gösterilerde protestocuların hedefinde Bağdat merkezi yönetimi ve İran vardı. Şiilerin etkin olduğu Irak kentlerinde, İran’ın dini lideri Hümeyni’nin posterlerinin yakılması, protestolarda en çok, “İran dışarı” ve “katil Süleymani” sloganlarına dikkat çekiliyor.
Ortadoğu medyasında yer alan analizlerde Irak’taki gösterilerin bazılarının zannettiği gibi, belli bir siyasi çizginin muhalefeti veya belli bir siyasi parti, grup veya oluşumun çağrısı üzerine başlamadığı bu isyanın kelimenin tam manasıyla bir açlık isyanı olduğunun altı çiziliyor. Irak’ın, ABD işgalinden bu yana petrol denizi üzerinde yüzmesine rağmen 15 yıldır gün yüzü görmeyen Irak halkının isyan etme konusunda geç bile kaldığı tesbitinde bulunuluyor.

İRAN’A YÖNELİK YAPTIRIMLARIN TÜRKİYE ÜZERİNDEKİ ETKİSİ
İran’a yönelik yaptırımların özellikle de İran petrolünün dünya pazarlarına ulaşmasını engellenmenin küresel ekonomiyi olumsuz etkileyeceği muhakkak. Bu süreçte en çok etkilenecek ülkelerin başında ise Türkiye geliyor.
Ankara, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarından rahatsız. Bunun, tüm bölge açısından olumsuz etkileri olacağını belirtiyor. Türkiye, sadece Birleşmiş Milletler yaptırımlarını uygulayacağını, başka hiçbir yaptırım uygulamayı kabul etmeyeceğini Amerika’ya ilettiği ifade ediliyor. Amerika ise Türkiye’ye gönderdiği heyet ile Türk işadamlarına “İran’la iş yaparsanız ABD pazarında iş yapamayacaksınız” tehdidinde bulunuyor.
Uzun lafın kısası, FETÖ liderinin iadesi, Türkiye’de yargılanan ABD vatandaşı Papaz Brunson meselesi, Amerikalıların F-35’lerin Türkiye’ye satışını engelleme çabası, Türkiye’nin Rusya’dan almaya hazırlandığı S-400’lerden duyulan rahatsızlık, Suriye’deki terör örgütlerine ABD desteğinin sürmesi gibi Türkiye-ABD ilişkilerindeki onlarca kriz alanına yeni bir kriz alanı daha eklenmek üzere…

“APARTHEİD*” REJİMİ
Güney Afrika Cumhuriyeti’nde 1948 ve 94 yılları arasında uygulanan siyah beyaz ayrımcılığına dayanan aşırı ırkçı rejime Apartheid rejimi denmektedir. Apartheid, Afrika dilinde Ayrılık anlamına gelir. Bugün demokrasi ve insan hakları denince dünyaya ahkâm kesen batılı ülkelerin desteklediği bu ırkçı rejim, fiilen 1994 yılında sona ermiştir.

 

Yorum Yazın

Facebook