Kaba Bir Modernizm Üretildi

0
Kaba Bir Modernizm Üretildi
Kaba Bir Modernizm Üretildi - Altınoluk
Sayı : 393 - Kasım 2018 - Sayfa : 17

Prof. Dr. Şevket Kotan ile Tarihselcilik ve Modernizm Tartışmaları Üzerine...

Kaba Bir Modernizm Üretildi

 

Altınoluk: İslam hukukunda genel kabul gören “Ahkâmın zamana ve zemine göre değişebilirliği” yaklaşımı, uzunca bir süredir “tarihselcilik” ve “modernizm” gündemleriyle birleşerek, bir yandan yoğun hadis - sünnet eleştirisi, diğer yandan da Kur’an ayetlerinin irdelenmesi boyutlarına ulaştı. Gelinen noktayı nasıl görüyorsunuz? Öncelikle sizin çektiğiniz fotoğraf ne?

Prof. Dr. Şevket Kotan: 1980 lerin başlarından itibaren Türkiye’deki İlahiyat camiasında tanınmaya başlayan ve 1990’ların ortalarından itbaren de kendini iyice hissettiren Kuranın tarihselliği konusu ve konu etrafında dönen tartışmaların eski harareti kaybolmuşsa da daha duygusal bir evreye vardığı görülmektedir. Bunda tarihselliğe ümmetin kurtuluşu davasında kurtarıcı bir rol verilmesi ve İslam’a yönelik oryantalistik itiraz ve saldırılara kolaydan cevap üretebilme potansiyeli olduğuna kanaat getirilmesinin etkili olduğu söylenebilir. Kur’an’ın, hatta daha ileri giderek dinin tarihselliği kanaatine varan bazı tarihselciler, geçmişte ümmetin başına gelen şeyin tarihsellik bilincine sahip olmamaktan kaynaklandığını düşündükleri gibi, yanısıra hem ümmetin kurtuluşunun bu bilince bağlı olduğu ve hem de İslama yönelik itiraz ve saldırıların bu bakış açısı ve okuma biçimiyle kolayca savuşturulacağını savunmaktadırlar.

Kur’an’ın tarihselliği tartışmasının gündeme gelmesi, yüz yıllardır mecrasından saparak gücünü kaybeden kurucu İslâmi bilincin, Kur’an ve sünnet hakkındaki “evrenselci” ve “alt kanuncu” bakış tarzından kurtarılarak fıkhın ve usûlünün teşekkül zamanlarında ilim geleneğine egemen olan ve özellikle Şatıbî’de zirvesine ulaşan gaye ve maslahat temelinde yükselen fıkhî anlayışa geri dönmeye yol açabilirdi.

 Gaye, maslahat temelli amelî, yani ümmetin pratiğinden doğan ihtiyaçları esas alan, pratik olanla ilgilenen bir tefakkuh bilinci gelişebilirdi. Ama ne yazık ki bulduğumuz bir şeyi hemencecik hoyratça kullanıp atma alışkanlığımız burada da devreye girerek hakkını vererek sürdüreceğimiz bu tartışmadan bir tarih bilinci yerine kaba bir modernizm üreterek böyle değerli bir tartışmayı tükettik. Tarihsellik konusunun mahiyetini kavramadan sürdürülen tartışma sonuçta bir tür oryantalistik mecraya doğru yol almaktadır. Buradan varacağı yer ise, muhtemelen Hırıstiyan din anlayışı olacaktır. Hırıstiyan vahiy anlayışında kutsal kitap azizler tarafından esin ile yazılan metinlerdir, dolayısıyla kutsal kitap yazarlarının tarihselliğine bağlı olarak metnin yazıldığı tarihin tarihselliği metnin karakteri olmaktadır. Bu nedenle metinde yazım hataları, mitoloji, yer alabilir, metinlerde yer alan tarihsel olaylar gerçek ya da anlatıldığı gibi olmayabilirler.

Altınoluk: Denir ki, bunlar geçmişte sınırlı bir ilim çevresinde tartışılmış konular. Sorular, cevaplar, eleştiriler, sorgulamalar, ithamlar vs. hepsi literatüre girmiş. Ama çok sınırlı alanda kalmış, geniş kitlelerin gündeminde yer almamış. Ama bugün televizyon ekranları ve sosyal medya ile bütün toplum katmanlarına taşınan bir din gündemi söz konusu. Tartışmalı bir gündem bu. Bunun din–toplum ilişkisi açısından nasıl bir sonuç vereceğini düşünüyorsunuz?

Prof. Dr. Ş. Kotan: Bu iddiaların hiç bir siyaset güdülmeden ulu orta ileri sürülmelerinin toplumsal sonuçları gelecekte ortaya çıkacaktır. Bunun, geçmişte batı dünyasında yaşandığı gibi özellikle konuyla bilimsel düzeyde ilgilenmeyen halkın dini duygularına büyük zarar vereceği kanaatindeyiz

Altınoluk: Tarihselci-modernist çizgide duranların gerek Rasulullah gerekse Kur’an’a yaklaşımlarını fikir tartışmaları çerçevesinde tabii mi görmek gerekiyor yoksa meselenin iman problemi haline geldiğini düşünüyor musunuz? Mesela hangi alanlarda?

Prof. Dr. Ş. Kotan: Bu tartışmaların ortaya çıkmasını tabii görmek gerekir. Zira hiç bir kültürün diğer kültürlerin menfi-müspet etkilerinden uzak kalamayacağı aşikardır. Kaldı ki İslam ilahiyatı içerisinde de dış etkiler olmaksızın farklı düşünce ve tartışmalar ortaya çıkabilir. Bunu bir imkan olarak görmek gerekir. Mühim olan bu imkanın nasıl bir usûlle ele alınacağı ve nasıl değerlendirileceğidir. Tarihsellik tartışmaları ile ortaya çıkan imkanı kötü kullandığımızı rahatlıkla söyleyebilirim. Çünkü daha konunun mahiyeti ve tarihsel arka planı anlaşılmadan bunun üzerine birçok kurtarıcı tez inşa edilirken, böyle bir tartışmanın toplumun değişik katmanları üzerindeki muhtemel tesirleri hesaba katmayı düşünmeden ulu orta yapılmaktadır. Dolayısıyla tartışmanın bir usûlü yoktur. Tarihselci tezleri savunanların fikirlerine saygı duymakla birlikte, tezlerinin haklı bir zemine oturmadığına ilişkin kitap ve makaleler yayınladım. Bu çalışmalarda böyle bir konunun hangi bakımdan ele alınacağı üzerinde de genişçe durdum. Diğer taraftan bu düşünceye sahip hocalarımızın bunu iyi niyetle yaptıklarını düşünmek gerekir. Böyle tartışmaları bilimsel bir tartışma yerine bir iman konusu olarak ele almak yanlış olur. Kur’an’ın tariselliği tartışmasını bir iman sorunu olarak ele almak en az tarihselcilik kadar sorunlu bir yaklaşım olur. Tarihimizde Mu’tezile ile Ehl-i Sünnet arasındaki tartışmalara bu günden baktığımızda ne demek istediğim anlaşılır. Ama bunları yaparken toplumsal etkilerini hesaba katan bir yöntemi ihmal etmemek gerekir. Nitekim bu ihmal edildiği için tartışmanın toplumda çeşitli sorunlara yol açtığını ve bazı toplumsal katmanlarda dini söylemin güvenirliliğini sorunsal hale getirdiğini gözlemlemek mümkündür

Altınoluk: Şöyle bir politik kurgudan söz ediliyor: Hedef İslam’ın insanlığın umudu olmasının önünü kesmek. Bunun için İslam’ı bütün alanları tartışmalı bir din gibi göstermek gerekir. Bunun için de iki ana kaynak tartışmalı hale getirilmelidir. Bu çerçevede, önce Rasulullah’ın dindeki konumunu sınırlamak için Kur’an kullanıldı, hadisler sorgulandı, şimdi de sıra Kur’an ayetlerinin sorgulanmasına geldi. Böyle bir politik –stratejik kurguyu gözlüyor musunuz?

Prof. Dr. Ş. Kotan: İslam düşmanlarından bazılarının böyle niyetleri olabilir. Fakat gerek Fazlurrahman ve benzeri ilim adamları olsun gerekse de Kur’an’ın tarihselliği tezini savunan yerli hocalarımız olsun, tarihselci tezleri savunanların böyle bir motivasyonla hareket ettiklerini söylemek ağır bir yakıştırma ve niyet okuma olur. Halbuki insanları niyetleri bakımından değil düşünceleri bakımından değerlendirmek gerekir. Bilimsel tartışmaları da yine bilimsel olarak ele alarak yanlış görülen düşünceleri bilimsel olarak eleştirmek gerekir. Bir bilimsel tartışmadan yeni bir çatışma alanı doğurmak, ayrıştırmaya, bölünmeye sebep olmak ta İslam’ın hedefleri ile örtüşmez.

İslam tarihselciliği olarak vücut bulan yaklaşımın en temel özelliklerinden birisi, edille-i şer’iyye olarak bilinen temellere dayanan içtihat yöntemini eleştirerek reddetmesidir. Bu eleştiri aslında İslam ilim geleneğinin tarihte ilk defa temelden eleştirilmesidir. Her ne kadar bu eleştiriler önemli oranda modernizmden kaynaklandığı ve beslendiği açıksa da yine de konunun tarihî, felsefî, fıkhî hatta siyasî olarak bilimsel düzeyde ele alınıp tartışılması gerekir.

Altınoluk: Din konusu insanlığın en hassas, en dinamik ilişki alanını oluşturmuş. İnsanlar soracak, öğrenecek, tartışacak. Farklı düşünceler ortaya çıkacak. Bu konuda sağlıklı diye nitelenebilecek bir çerçeve ortaya konabilir mi? Neleri dikkate almak lazım ekranda, sosyal medyada, yazılı basında, toplum önündeki tartışmalarda?

Prof. Dr. Ş. Kotan: Belki önümüze çıkan konular hakkında hemencecik fikir beyanında bulunmak ve çala kalem yazı yazmaktan önce aslında adap ve usûl meselelerine biraz kafa yorarak himmet göstersek çok daha hayırlı olacaktır. Kaldı ki bizim Hz. Peygamber’den itibaren gelen bir geleneğimiz ve bu tür konular hakkında sağlıklı çerçeveler ortaya koymak için zengin bir mirasımız var. Yüz yıllarca teşekkül süreci devam eden fıkıh usûlümüz ve başta kelam ilmi sahasında olmak üzere hadis gibi diğer ilim sahalarında yüzyıllar süren tartışmalarımız ve buradan çıkan değerli usûllerimiz vardır. Eğer bu gün bunlarda eksiklikler görüyorsak bu, ümmet olarak bir tarihten sonra bu sahalarda teşekkül sürecini kesintiye uğratmamız ya da zayıflatmamızdan kaynaklanmaktadır. Demek ki alıp kaldığı yerden geliştirmek gerekir. Özellikle fıkıh usûlü, ümmetin sabit dini ile değişen dünyası arasındaki irtibatı sağlama çabasına dair aklını ve hafızasını oluşturmaktadır. Ne var ki bu ilmi tartışmanın bazı kurallarla yapılması lazımdır. Nitekim bizim ilim geleneğimizde ilmi konuların, bu konuları anlamaktan ve bunları tartışma mertebesine sahip olmayan kitlelerin önünde tartışılmaması gerektiğine ilişkin bir “ilcamu’l-avam” kastının olduğunu görmekteyiz. İlmi konuların ilmi mahfillerde tartışıldıktan sonra eğer gerekiyorsa, fayda verecekse uygun bir usûlle halka sunulması gerekir.

Altınoluk: Türkiye’deki tarihselci-modernist çizginin Batı–Hind havzalarında İslam’a karşı oluşan politikalardan etkilendiğini düşünüyor musunuz, hangi ölçüde?

Prof. Dr. Ş. Kotan: Gerçek şu ki hiç bir tarihsel olay tek bir nedene bağlanamaz. Tarihsel her olay ancak bir çok tarihsel etkinin kesiştiği noktada meydana gelir. Bu nedenle İslam modernizmi ve tarihselcilik te bu bölgelerdeki hareketlenmelerden bağımsız ele alınamaz. Kaldı ki İslam modernizminin köken olarak buradaki fikri hareketlerden damarlara sahip olduğuna ilişkin bir çok bilimsel araştırma vardır. Fazlurrahman, Seyyid Ahmed Han ve benzeri şahsiyetlerin çağdaş İslam düşüncesi üzerindeki etkileri göz ardı edilemez.

Altınoluk; Toplumun bu tarihselci–modernist söylemin din algısında açacağı yaralar konusunda ilim adamları tarafından yeterince uyarıldığını düşünüyor musunuz?

Prof. Dr. Ş. Kotan: Malesef bu gün ortada bir tarafta tarihselciler, diğer tarafta bu fikri reddeden, hatta şiddetle reddeden ilim ve düşünce adamları var. Ama ne yazık ki iki taraf ta yaklaşık 300 yıldır batı dünyasının değer vererek araştırdığı, tartıştığı, mahiyetini anlamaya çalıştığı bu temel varoluşsal konunun mahiyetini anlamak için çok az şey yapıyor. Karşı çıkanlar geleneksel usûlün kabullerini esas alarak karşı çıkıyorlar. Halbuki tariselciler zaten bu usûlü yanlış buluyorlar. Dolayısıyla aynı konu, aslında tarafların iletişimini sağlama imkanından mahrum durumdaki farklı iki dille ele alınmaktadır. Bu da bir karşı tarafı itham, aşağılama ve bir miktar da hırçınlığa yol açmaktadır. Doğrusu modernizm ile İslam modernizmi ve tarihsellik ile tarihselcilik vakıalarının ayrı ayrı ele alınması gerekiyor. İslam dünyasında tarihsellik konusu bilinmezken modernizmin talepleri başka konu başlıkları altında İslam dünyasını meşgul etmekteydi. İdeolojik bir hal olarak tarihselcilik, oryantalistik/modernist dayatmaların/yaklaşımların bu sefer büyük oranda kendisini tarihselcilik olarak üretmesi hadisesidir. Bu nedenle uyarıdan önce konunun anlaşılması gerekir. Bu konunun hakkı verilerek ele alındığı kanaatinde değiliz.

Altınoluk: Diyanet’in, Din İşleri Yüksek Kurulu’nun bu konuda yeterli tavrı ortaya koyduğu kanaatinde misiniz?

Prof. Dr. Ş. Kotan: Diyanet İşleri Başkanlığının ilmi tartışmalara müdahale etmesi doğru olmaz. Bunun yerine belki meselelerin hakkı verilerek ele alınmasına katkı sağlayabilir, farklı konuların bir araştırma projesi olarak bilimsel usûllerle araştırılmasını destekleyebilir, bunun için söz konusu araştırmayı yapacak alt yapıya sahip gruplar kurmaya çalışabilir. İlmi konularda adap usûl konularını bilimsel toplantılarla gündeme getirebilir. Fakat asıl meselenin bu türden konulara ilişkin yetkin insan sorunu olduğu söylenebilir. Aksi takdirde Diyanetin çabası dayatmacılıkla neticelenebilir. Halbuki konumu icabı, Diyanet kurumunun tartışmalı konularda taraf haline gelmesi kurumu yıpratır.

Yorum Yazın

Facebook