KÂFİRLERLE DOSTLUĞUN SONU

İmam Rabbani küfür ehline sevgi gösteren ve onlar ile dost olan bir Müslümanın son halini şöyle anlatır: Bir defasında ölüm döşeğinde bir hastayı ziyaret etmiştim, onun durumuna teveccüh ettiğimde kalbinin çok şiddetli zulmetlerde olduğunu gördüm.

İmam Rabbani küfür ehline sevgi gösteren ve onlar ile dost olan bir Müslümanın son halini şöyle anlatır: Bir defasında ölüm döşeğinde bir hastayı ziyaret etmiştim, onun durumuna teveccüh ettiğimde kalbinin çok şiddetli zulmetlerde olduğunu gördüm. O karanlıkların kalkması için ne kadar teveccüh ettimse de o zulmetler bir türlü kalkmadı. Sonra birçok teveccühten sonra anlaşıldı ki, o zulmetler bu şahıstaki gizli olan bir küfür sıfatından kaynaklanmıştır. Ondaki kötülüklerin kaynağı hayatı boyunca kâfirlerle olan dostluğudur. Nihayet anladım ki, bu tür şahıslardaki manevi karanlıkları kaldırmak için teveccüh etmek doğru değildir. Zira onların arınması ancak küfrün cezası olan cehennem azabına uğramalarından sonra olacaktır.

ACI HAYÂYA MÂNÎ DEĞİLDİR
Kurayza gününde Ensardan Hallad isimli bir kişi öldürülmüştü. Annesine: “Ey Hallad’ın annesi! Oğlun öldürüldü!” dediler. Kadın yüzünü kapatarak geldi. “Oğlun ölmüştür, sen ise yüzünü kapatıyorsun?” diyecek oldular, kadın cevap olarak: “Ben Hallad’ı kaybetmiş isem de hayâmı da kaybetmedim ya!” diye cevap verdi. (Mehmet Köprülü, 365 Sahabe Ölçüsü, Erkam Yayınları)

EZAN OKUNUR HAYAT DURUR
Rasûlullah (s.a.v) zamanında iki müslüman vardı. Bunlardan biri tüccar, diğeri de kılıç yapan bir demirci idi. Tüccar olan sahâbî, ezanı duyduğun- da terazi elinde ise hemen kenara koyar, yerde ise olduğu gibi bırakıp doğruca Mescid-i Nebevî’ye giderdi. Kılıç ustası da, çekiç örsün üzerindeyse o vaziyette bırakır, kılıca vurmak üzere kaldırmışsa ar kasına atar ve hemen Mescid-i Nebevî’ye giderdi. İşte bu ve benzeri kişileri medhetmek üzere Allah Tealâ şu âyet-i kerimeyi indirdi: “Onlar, ne ticaret ne de alışverişin, kendilerini Allah’ı zikretmekten, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin dehşet içinde kalarak allak bullak olduğu bir günden korkarlar.” (Nûr 24/37) (Kurtubî, Tefsîr, XII, 184)

KÖTÜLÜK NASIL SADAKA OLUR?
Allah Rasûlü sahâbeleri sadaka vermeğe teşvik ettiğinde her kişi gücü yettiği kadar sadaka getirdi. Fakat Ulbe b. Zeyd b. Harise’nin getireceği birşey yoktu. O akşam ellerini açtı ve şöyle duâ etti: “Ey Allah’ım! Benim yanımda sadaka verecek birşey yoktur. Ben namusuma, şerefime saldıran her kulun için onu sadaka yapıyorum.” Sabah olduğunda Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem: “Dün akşam izzet ve şerefine dokunanlara, bunu sadaka eden nerede” diye çağırttı. Bunun üzerine Ulbe ayağa kalktı. Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem: “Senin sadakan kabul edildi” dedi. (Mehmet Köprülü, 365 Sahabe Ölçüsü, Erkam Yayınları)

HER HÂLE RIZÂ
Hz. Ali’ye: “Ebû Zerr el-Gıfârî ‘Benim yanımda fakirlik zenginlikten, hastalık da sıhhat ve âfiyetten daha sevimlidir!’ diyor. Siz ne buyurursunuz?” diye soruldu. O da şunları söyledi: “Allah Ebû Zerr’den râzı olsun! Bana gelince, ben diyorum ki insan Allah’ın kendisi için vermiş olduğu şeylere râzı olup bundan başkasını temenni etmemelidir. Kaza ve kaderin tasarrufuna râzı olmanın sınırı budur.” (Mehmet Köprülü, 365 Sahabe Ölçüsü, Erkam Yayınları)

...

 

Yazının Devamını Altınoluk Dergisinden Okuyabilirsiniz.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle