Kuba'daki Evinde Muhâcirleri Ağırlayan Sa’d İbni Hayseme radıyallahu anh

0
Kuba'daki Evinde Muhâcirleri Ağırlayan Sa’d İbni Hayseme radıyallahu anh
Kuba'daki Evinde Muhâcirleri Ağırlayan Sa’d İbni Hayseme radıyallahu anh - Mustafa Eriş
Sayı : 383 - Ocak 2018 - Sayfa : 54

Kuba'daki Evinde Muhâcirleri Ağırlayan Sa’d İbni Hayseme radıyallahu anh - Mustafa Eriş

Sayı : 383 - Ocak 2018


Sa’d İbni Hayseme el-Evsî radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’le ikinci Akabe’de buluşan bir iman eri!... İkinci Akabe görüşmelerinde biat edenler arasından temsilci (nakîb) olarak seçilen bir bahtiyar!... Hicrette bekar muhâcirleri Kuba’daki evinde misafir eden bir genç sahâbî!.. Cihada katılmak için babası ile arasında kura çekip Bedir’e katılan ve savaş meydanında şehid düşen bir kahraman!...

Sa’d İbni Hayseme el-Evsî radıyal-lahu anh, Me-di-ne-i Mü-nev-ve-re’de doğup büyüdü. Evs kabilesinin Benî Amr ibni Avf koluna mensubtur. Annesi, Hind binti Evs binti Adî radıyallahu anha’dır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz’e biat etmiş bir hanım sahâbîdir.

Sa’d İbni Hayseme el-Evsî radıyallahu anh, ikinci Akabe biatı’na katılan yetmiş kişilik ensar heyeti içinde yer aldı. Oniki nukebâdan biri olarak seçildi. Evs kabilesine mensup Benî Amr ibni Avf’ın temsilcisi (nakîbi) oldu. O, Cemile binti Ebû Âmir ile evlendi. Ondan Abdullah adında bir oğlu dünyaya geldi. (İsâbe, III, 46-47)

O, İslâm’a hizmetlerinden dolayı “Sa‘dü’l-hayr” lakabıyla anıldı. Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in hicreti esnasında bekâr olarak hicret eden Mekke’li Müslümanlara evini açtı. Muhacirler Kuba’ya ulaştıklarında, henüz evlenmemiş olan Sa’d İbni Hayseme radıyallahu anh’ın Kuba’daki evinde konakladı. Bu hizmetlerinden dolayı onun evi “beytü’l-uzzâb” (bekârlar evi) diye meşhur oldu. (İbn Sa‘d, I, 233) Hazreti Hamza radıyallahu anh, Zeyd ibni Hârise ve Abdullah ibni Mes‘ûd radıyallahu anh gibi meşhur sahâbîler onun misafiri oldu.

İki Cihan Güneşi Efendimiz onun Kuba’da bulunan evini ayrıca sohbet evi olarak kullandı. Efendimiz Kuba’da, Külsûm ibni Hidm’in evinde konaklayıp misafir kaldı. Bu evin bitişiğinde yer alan Sa’d İbni Hayseme radıyallahu anh’ın evine geçerek de ashâbıyla sohbet etti. (İbn Sa’d I, 233)

Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Kuba’da ondört gece kaldı.(İsâbe, IV, 343) Burada ilk faaliyet olarak bir mescid inşâ etti. Külsûm ibni Hidm’den, mirbed’ini (hurma serme ve kurutma yerini) alıp Kuba Mescidini yaptı. İçinde namaz kıldı ve kıldırdı. (Buhari, I, 111; Müslim, I, 323; Müsned,III, 212) Bu mescid yapılırken İki Cihan Güneşi Efendimiz bilfiil çalıştı. Taş ve kaya parçaları taşıdı. (Üsdülğâbe, VII, 166)

Ensar kadınlarından Şemus binti Numan radıyallahu anha Efendimiz’in bu çalışmasını bizzat görmüş ve şöyle nakletmiştir:

“-Kuba Mescidi yapılırken, Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem güçlükle kaldırabildiği ağır bir taş veya kaya parçasını almıştı. Kureyşli’lerden veya Ensar’dan bir sahâbî bu vaziyeti görüp hemen yanına koştu ve: “Babam, anam sana feda olsun yâ Rasûlallah! Onu bana ver! Senin yerine ben taşıyayım” dedi.

 İki Cihan Güneşi Efendimiz ona: “Hayır! Sen de git, bunun gibisini al, taşı!” buyurdu. Mescid tamamlanıncaya kadar Efendimiz böylece çalışmaktan geri durmadı. Sonra kıble tarafında kalan Sa’d İbni Hayseme radıyallahu anh’ın evinden mescide bir kapı açıldı. (Köksal, İslâm Tarihi, c. 3, s. 20)

Sevgili Peygamberimiz Kuba’ya geldiği zaman, Evs ile Hazrec kabileleri arasında büyük bir düşmanlık vardı. Hazrec’den bir kimse Evs’den birinin evine, Evs’den olan bir kimse de Hazrec’den birinin evine girmekten korkardı. Bir gün Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “Es’ad ibni Zürâre nerededir?” diye sordu.

Sa’d ibni Hayseme ile Mübeşşir ibni Abdulmünzir ve Rifâa ibni Abdulmünzir radıyallahu anhum birlikte bu soruya cevab vermek üzere: “Yâ Rasûlallah! O, Buas günü bizden bir zâtı öldürmüştü!” dediler. Ertesi günü gece olunca, Es’ad ibni Zürâre radıyallahu anh, başını sarmış olduğu halde, akşamla yatsı arasında İki Cihan Güneşi Efendimiz’in huzuruna geldi. Sevgili Peygamberimiz onu görünce: “Ey Ebu Ümâme! Seninle şu kavim arasında geçmiş ne var?” buyurdu.

Ebu Ümâme: “Yâ Rasûlallah! Seni hak din ve kitabla gönderen Allah’a yemin ederim ki, bir şey yok” dedi. O gece, Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in yanında kaldı. Sabah olunca Efendimiz, Sa’d ibni Hayseme ile Rifâa ibni Abdulmünzir ve Mübeşşir ibni Abdulmünzir’e, Es’ad ibni Zürâre hakkında: “Onu himayenize alınız, koruyunuz!” buyurdu. Onlar da: “Yâ Rasûlallah! Onu siz himayenize alın! Sizin himayenizdeki, bizim himayemizde demektir!” dediler. Sevgili Peygamberimiz onlara tekrar: “Bazınız onu himaye ediyordur” buyurdu.

Bu söz üzerine Sa’d ibni Hayseme radıyallahu anh: “O, benim himâyemdedir yâ Rasûlallah!” dedi. Sonra Es’ad ibni Zürâre radıyallahu anh’in evine gitti. Birbirlerinin koruyucusu ve yardımcısı olduklarını anlatmak için, onunla el ele tutuşup, Amr ibni Avf oğullarının mahallelerine kadar yürüdüler. Bu manzarayı gören Evs kabilesi mensupları hep birlikte: “Yâ Rasûlallah! Hepimiz onun himayecisiyiz!” dediler. Bundan sonra Es’ad ibni Zürâre radıyallahu anh, Sevgili Peygamberimiz’in yanına sabah akşam gitmeye başladı. (Köksal, İslam Tarihi III, 13)

Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Kuba’da, Amr ibni Avf oğulları nezdinde bulunduğu sırada, cenaze teşyiinde bulundu. Hastaları ziyaret etti ve dâvetlere icabet etti. (Üsdülgâbe II, 99)

Kubâ’dan Medine’ye geldiğinde ikinci önemli bir faaliyet olarak İslam kardeşliğini tesis etti. Ensar ile Muhacir arasında kardeşlik kurdu. Sa’d İbni Hayseme radıyallahu anh ile muhacirlerden Ebû Seleme el-Mahzûmî radıyallahu anh’ı birbirine kardeş ilan etti.

Sa’d İbni Hayseme radıyallahu anh, cihad aşkıyla dolu bir gönle sahibti. Şehidlik mertebesinin yüceliğine inanmış ve şehid olma hasretiyle yaşayan bir genç sahâbî idi. Şehidliğin, peygamber ve sıddîklık makamlarından hemen sonra geldiğini öğrenmişti. Zira Cenâb-ı Hak âyet-i celilede şöyle buyurmuştu:

“Kim Allah’a ve Resûl’e itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır.” (Nisâ: 69)

O, bu yüce mertebeye erişebilmek için hep şehid olma hasretiyle hayatını geçirdi. Nihayet o arzu ve isteğinin gerçekleşme zamanı geldi. Yeryüzünde Müslümanların ilk savaşı, İslâm’ın müşriklerle ilk karşılaşması Bedir Gazvesi vuku buldu. Mekke’li müşrikler Müslümanları yok etmek için yola çıkmış, kin, kibir, gururlarıyla Medine’ye doğru gelmekteydiler.

İki Cihan Güneşi Efendimiz, Kureyş müşriklerinin savaşmak üzere yola çıktıklarını haber alınca ashâbına hemen hazırlanmalarını emir buyurdu. Ashâbıyla istişare neticesinde Kureyş müşriklerini Medine dışında karşılamaya karar verdi. Bütün sahâbe-i kiram efendilerimiz kılıncını, okunu, yayını, zırhını ve diğer levâzımâtını hazırlayıp Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in huzurunda toplandı.

Sa’d İbni Hayseme radıyallahu anh ile babası Hayseme radıyallahu anh arasında ibretlik şöyle bir hadise yaşandı. Bedir Gazvesi’ne katılmak üzere Efendimiz’in huzuruna gelmişlerdi. Babası Hayseme radıyallahu anh, bu savaşa katılma konusunda adeta pazarlık edercesine oğluna:

“- Ey Sa’d! İkimizin birlikte savaşa katılması muvâfık değildir. Zira geride bıraktığımız ailemizin kadınları ve çocuklarına bakmak, onları himaye için birimizin Medine’de kalması lazımdır” dedi. Bir de kendisinin savaşa katılması hususunda ısrar etti. Hatta bu konuda oğlundan kendisini tercih etmesini istedi.

Sa’d İbni Hayseme radıyallahu anh babacığına ne diyeceğini bilemedi. Zira o da böylesi bir fırsat gözlüyordu. Bunu kaçırmayıp değerlendirmek istiyordu. Şöyle dedi:

 “Babacığım!..Mesele cenneti kazanma dışında bir şey olsaydı seni kendime tercih ederdim” dedi. Babasının isteğine peki diyemedi. Kimin cihada katılacağını tesbit için aralarında kura çekmeye karar verdiler.

Sa’d İbni Hayseme radıyallahu anh kurada kazanınca Bedir Gazvesi’ne katılma hakkına sahib oldu. Onun bu derece şehidlik arzusu, hasreti, savaş meydanında sergilediği kahramanlıklarla ortaya çıktı. Müşriklerle şiddetli bir çarpışmaya girdi ve hasretini çektiği şehadete bu esnada nâil oldu. Amr ibni Abdüved ya da Tuayme ibni Adî’nin attığı bir okla şehâdet şerbetini içti. Sa’d İbni Hayseme radıyallahu anh’ın çok sevgili babacığı Hayseme radıyallahu anh da Uhud Gazvesi’nde şehid düştü. (İstiab, II, 588; İsâbe, III, 46-47)

Allah her ikisinden de râzı olsun.

Rabbimiz cümlemize Sa’d İbni Hayseme radıyallahu anh’ın o yüce duygu ve düşüncelerinden, şehidlik özleminden hisseler nasib eyleyip şefaatlerine nail eylesin. Âmin.

Yorum Yazın

Facebook