KUR’ÂN-I KERÎM’DE DUÂ ÂYETLERİ

0

Duâ, insanla Yüce Yaratıcı arasında kurulan bağdır. Allah’ın azametini, şefkat ve merhametini hissederek kendi acziyetini bilmektir. Nitekim İmâm Râzî, “... duânız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?”1 meâlindeki âyet-i kerîmeyi îzâh ederken “İnsan, kendi aczini idrâk ederek tevazu ve istekle Allah’a yönelmesi sayesinde değer kazanır.” diyor. Bu sebeple “Duâda Allah ile kul arasında vasıta yoktur. Ve duâ, kulluk makamlarının en yücesidir.” denilmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’de duâ ile ilgili yaklaşık 200 kadar âyet-i kerîme var. Bunlardan bir kısmında insanlara duâ etmeleri emredilmekte, bir kısmında da duânın âdâb, usûl ve tesirlerinden söz edilmektedir. Ayrıca peygamberlerin ve sâlihlerin duâlarından örnek cümlelere yer verilmekte; Hz. Îsâ, Mûsâ, İbrâhim ve Nûh aleyhimüsselâmın duâlarıyla, Hz. Âdem, Şuayb, Yûnus, Yûsuf, Eyyûb ve Süleyman aleyhimüsselâmın duâlarından misaller getirilmektedir. Bununla birlikte bazı sûre ve âyetler de örnek duâ metinleri mâhiyetindedir.2 Meselâ Fâtiha sûresi; Yüce Allah’a vecîz bir övgü ile hamd ettikten sonra, O’na kulluk ve duâdaki ihlâsı, hidâyete ulaşma dileğini en içten ve en güzel üslupla bizlere talim etmektedir. Bakara sûresindeki “Ey Rabbimiz! Bize dünyada ve âhirette güzellik ver. Ve bizi cehennem azâbından koru.”3 meâlindeki cümleler, herhalde Fâtiha’dan sonra en çok okunan duâ âyetleridir. Enes ibn-i Mâlik (r.a.) Peygamberimiz’in duâlarında en çok bu âyetleri okuduğunu ve okunmasını tavsiye ettiğini bildirmiştir.4 İmâm Müslim Sahîh’inde bu mübârek âyetle duâ etmenin fazîleti hakkında hususî bir başlık açmıştır. Yine Bakara sûresinin “Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”5 meâlindeki son âyeti de en çok okunan duâ âyetleri arasındadır.

Gerek lafzını gerekse mânâsını kolayca ezberleyip okuyabileceğimiz diğer bazı duâ âyetlerini şöyle sıralayabiliriz;

“Rabbimiz! İman ettik; bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru!”6

“Rabbimiz! Bize, peygamberlerin vasıtasıyla va’d ettiklerini de ikram et ve kıyamet gününde bizi rezil-rüsvây etme; şüphesiz sen va’dinden caymazsın.”7

“Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin.”8

“Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl.”9

“Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle. Rabbimiz! Duamı kabul et. Rabbimiz! (Amellerin) hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve mü’minleri bağışla.”10

Görüldüğü üzere bu âyetlerde Allah’a en güzel hamd ve övgü var; dünya ve ahirete dair isteneceklerle sığınılacak şeylerin hulasası var. Demek ki biz de bunlarla ve buna benzer cümlelerle niyâz etmeliyiz. Bununla birlikte Kur’ân-ı Kerîm’deki duâ âyetleri içinde Hz. Eyyûb (a.s.)’a atfedilen sözlerin müstesnâ bir yeri vardır. Çünkü o, ağır bir hastalığa tutulduğu ve pek çetin musîbetlere maruz kaldığı hâlde, aslâ şikâyetçi olmamış ve Allah’tan bir şey istememiştir. Sadece hâlini arz etmek üzere “Başıma bu dert geldi. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin.”11 demekle yetinmiştir.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadîs­leri içinde de duâlar önemli bir yer tutar. Çünkü o (s.a.v.), Cuma saati, kadir gecesi, namaz sonrası, ezanla kamet arası ve günün belirli vakitlerindeki değişimi duâlarla karşıladığı gibi namaza başlarken, abdest alırken, yatağa girerken, kalkarken ve sefere çıkarken yani hemen her şeye başlarken duâ eder, bitirirken hamd ederdi.

Buna göre, duâları âyetlerle tahkim etmek için Allah Kelâmı’nın huzuruna oturmalı; Efendimiz’in gül dudaklarından dökülen sözlere denk düşürmek için hadîs külliyâtında açılan müstakil duâ bahislerini okumalı, bu ikisini selef-i salihinin duâlarıyla bereketlendirmek için de duâ mecmualarına müracaat etmelidir. Çünkü duâ ve ibâdet kulluğumuzun özüdür; yaratılış gayemizdir.12

“Bana duâ edin ki, duânıza icâbet edeyim.” diyerek kullarını duâ­ya teşvik eden Yüce Mevlâ, aynı âyetin devamında “Bana (duâ ve) ibâdet etmekten kibirlenip yüz çevirenler aşağılanmış olarak cehenneme gireceklerdir.”13 ihtarında bulunuyor. Ve en güzel duâ kalıplarını Kelâm-ı Kadîm’inde kullarına bildiriyor, dilimizi me’sûr ve makbûl duâlara alıştırmaya teşvik ediyor. “Duâ ibâdetin özüdür”14 buyuran Sevgili Peygamberimiz ise bunun nasıl tatbik edileceğini bizlere öğretiyor.

Allah Kelâmı’nı dilimize vird edinmeye, duâ âyetleriyle başlayabiliriz.

Dipnotlar: 1) Furkan sûresi, 25/77. 2) Mustafa Çağrıcı, TDV İslâm Ansiklopedisi, Duâ mad, s. 536. 3) Bkz; 2/201. 4) Buhârî, Deavât, 55. 5) Bkz; 2/286. 6) Âl-i İmrân sûresi, 3/16. 7) Âl-i İmrân sûresi, 3/194. 8) Âl-i İmrân sûresi, 3/8. 9) Furkan sûresi, 25/74. 10)  İbrâhim sûresi, 14/40-41. 11) Enbiyâ sûresi, 21/83. 12) Bkz; Zâriyât sûresi, 51/56. 13) Mü’min sûresi, 40/60. 14) Tirmizî, Deavât, 1.

Cennetle Müjdelenme Sebebi

Şuarâ sûresinde şöyle buyruluyor: “O gün, ne mal fayda verir ne de evlât. Ancak Allah’a kalb-i selîm (tertemiz bir kalp) ile gelenler müstesnâ. (O gün) cennet, takvâ sahiplerine yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara apaçık gösterilir. “15

Allah katında kıymet-i harbiyesi olacağı bildirilen kalb-i selim; şüphelerden ve şirkten temizlenip ihlasla îmân etmiş kalp demektir. Nitekim Said b. Müseyyeb (r.a.): “Kalb-i selim, mânen sıhhatte olan kalptir. Ve o da mü’min kalbidir.” diyor.

Şu rivâyet, konumuzu teşkil eden âyet-i kerîmeyi en güzel biçimde îzâh ediyor: “Peygamberimiz (s.a.v.) bazen, bazı insanların özel hallerini haber verirdi. Bu cümleden olmak üzere bir gün “Şu kapıdan içeri giren kişi cennetliktir.” buyurdu. Tam o sırada içeriye Abdullah b. Selâm (r.a.) girdi. Bunun üzerine ashâb-ı kirâm onun başına toplanıp durumu kendisine haber verdiler ve “Allah katında en çok ümitli olduğun amelini bize söylesen de bizde yapsak.” dediler.  Abdullah (r.a.); “Ben ameli zayıf biriyim. Allah katında en ümitli olduğum şey ise kalp temizliğidir. Mâlâyânî olarak bilinen boş ve faydasız söz ve davranışlardan uzak durmaktır.”16 dedi.

Sahibine Allah rızasını kazandıran, dolayısıyla cennetle müjdelenmesine sebep olan pek çok amel vardır. Bunlardan biri ve belki en önemlisi de kalb-i selîmdir. Mâlâyânî dediğimiz boş ve faydasız şeylerden arınmış kalptir. Bütün güzel hasletlerle süslenerek herkesin iyiliğini isteyecek kadar genişlemiş kalptir.

Ümitvâr olmak için sebeplere tutunmak lâzım.

Dipnotlar: 15) 26/88-91. 16) Rûhu’l-Beyân Kur’ân Meâli ve Tefsiri, Erkam Yayınları, c. 14, s. 87.

Yorum Yazın

Facebook