Kurban ve Teslimiyet

0
Kurban ve Teslimiyet
Kurban ve Teslimiyet - Kerim Buladı
Sayı : 390 - Ağustos 2018 - Sayfa : 12


Kurban kelimesi sözlük olarak yaklaşmak, yakınlık, Allah Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine manevi yakınlığa sebep olan şey1 demektir. Terim anlamı, Kurban Bayramı günlerinde Allah Teâlâ’ya yaklaşmak maksadıyla kesilen ve belirli şartları taşıyan hayvana verilen addır.2 Daha genel anlamda Allah’a yaklaşmak için kesilen kurban, verilen sadaka ve benzeri şeyler için de zikredilmiştir.3 Türkçe’de kurban, dinin buyruğunu veya bir adağı yerine getirmek için kesilen hayvan” şeklinde tarif edilmiş ve deyim olarak çeşitli kalıplarda kullanılmıştır ki, bütün bunlarda “feda etmek” anlamı ortak bir anlam olarak ortaya çıkmaktadır.4
Tariflerden de anlaşılacağı gibi Kurban, Allah Teâlâ’ya yaklaşmak maksadıyla yapılan bir ameldir. İnsan, psikolojik olarak önce kendine, ailesine, akrabasına, komşularına, arkadaşlarına ve tanıdıklarına yakın olmayı ister. Aslında insanların menfaat beklemeksizin birbirlerine yaklaşmak için gerçekleştirdiği faaliyetler, Allah Teâlâ’ya yaklaşmak için birer basamak teşkil eder. Ancak bütün bunları yaparken en büyük ve üstün yakınlığın Allah’a olan kurbiyet ve bağlılık olduğu unutulmamalıdır. Bu değerlendirmelerden sonra birkaç madde ile Kurbanın dini hayatımızdaki yerine değinmek istiyoruz.
1) KURBAN VE MUTTAKİ İLİŞKİSİ
Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Âdem’in iki oğlunun Allah Teâlâ’ya kurban takdim ettiklerinden şöyle sözedilir. “(Ey Muhammed!) Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, “Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki, “Allah, ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder” demişti.5
Âyette açıkça ifade edildiği gibi Allah Teâlâ, muttakilerin/Allah’ın emirlerini yapıp yasaklarından kaçınanların ve O’na derin saygı duyanların kurbanını kabul etmektedir. Sırf O’na yaklaşmak ve O’nun rızasını elde etmek için kesilen kurbanlar Allah katında makbuldür. Kurban ya da diğer amellerin bir bakıma kabul olmasının temel kuralı muttaki olmaktır.
2) KURBAN KESMEK VE TAKVÂ BAĞLANTISI
Kurban, sadece dış görünüşü ile değerlendirilmemelidir. Allah Teâlâ her şeyden münezzehtir. O, Kurbanın ne etine ne kanına ne derisine ve kısaca hiçbir şeyine muhtaç değildir. O’nun, kulunun hiçbir ibadetine, yalvarış ve yakarışına, zikir ve tefekkürüne ihtiyacı yoktur. Esas bunlara ihtiyacı olan kuldur. Bu yüzden mümin, kurban kesmekle Allah’a olan bağlılığını ifade etmiş ve o’na olan derin saygısını ortaya koymuş olur. Kurban ibadetinin özünü takvâ, yanî Allah’tan korkma ve O’na olan derin saygı teşkil eder. Nitekim bu konuda şöyle buyurulmaktadır: “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Fakat O’na sadece sizin takvânız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi...”6
3) KURBAN KESMEK HER ÜMMETE MEŞRU KILINMIŞTIR.
“Biz her ümmete (Kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah’ın adını ansınlar diye kurban kesmeyi meşrû kıldık…”7 âyeti, insanlık tarihi boyunca ilahî dinlerin hepsinde kurban uygulamasının var olduğunu göstermektedir. “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes”8 ilâhî fermanı ile de ümmet-i Muhammed’e kurban kesmek meşru kılınmıştır. Kurban’ın, peygamberlerin sünneti/yolu/uygulaması olduğunu hadislerden de anlamaktayız. Ashâb-ı kirâm, kurbanların kesilmelerinin sebeb-i hikmetini Peygamber (s.a.v)’e sorduklarında Hz. Peygamber “Bu, babanız İbrahim (a.s)’ın sünnetidir”9 buyurmuştur. Demek ki, kurban peygamberlerin bizzat yaptıkları bir ibadettir.
4) KURBAN KESMEK TESLİMİYETİN BİR İFADESİDİR
Kurban ibadeti, bütün ümmetlere meşru kılındığına ve peygamberlerin sünneti olduğuna göre, şer’an kurban kesme şartlarına haiz olan müminlerin bu görevi icra etmeleri, onların imanlarının bir alameti ve Allah’a bağlılıklarının ve teslimiyetlerinin bir tezahürüdür. Öncelikle mümin, Allah’ın emri karşısında “semi’nâ ve eta’nâ/işittik, itaat ettik ve teslim olduk” şeklinde tereddütsüz bağlılığını ve inkıyadını gösterir. Kurbanı da bu çerçevede anlamak gerekir. Kurban ibadeti hakkında ileri geri laf etmek, aldatıcı propagandalara kanarak bu ibadetin ifasında gevşeklik/zafiyet göstermek müminlik sıfatına yakışmaz. Her mümin Kurban konusunda öncelikle İbrahim (a.s)’ın teslimiyetini örnek almalıdır. Kur’an onun ve oğlunun bu teslimiyetini şöyle haber vermekte ve bu konuda onun örnek alınmasını istemektedir.
“Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla. Biz de ona, uysal bir oğul müjdeledik. Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi. Nihayet her ikisi de teslim olup/Allah’ın emrine boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: “Ey İbrahim!” Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız. “Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır.” Biz, (İbrahim’e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail’i) kurtardık.10
Görüldüğü gibi kurban, bir boyun eğişin, Allah’ın emrine tereddütsüz teslim oluşun bir ifadesidir.  Sadakatin ve bağlılığın göstergesidir. Apaçık bir sınavdır. Bütün bunları başardıktan sonra da Allah’tan gelen büyük bir vaade kavuşmak ve teselli olmakta. Kurban bu duygularla kesilir ve anlaşılırsa hedefine erişir ve neticede İbrahîmî bir tefekkür ve inkıyadla Allah’a adanışın zirvesine ulaşılır.
5) KURBAN KESMEK DİĞERGAMLIĞIN BİR ALÂMETİDİR
Kurban kesmek, infak etmenin ve sehâvetin tadını yaşamaktır. Kurban, yoksulları, garipleri ve muhtaçları sevindiren, akraba ve komşular arasındaki irtibatı ve sıla-ı rahmi temin eden bir ibadettir. Bu sebeple daha fazla imkâna sahip olanlara kurbanlarını büyük hayvanlardan seçmelerini Hz. Peygamberimiz şöyle tavsiye etmiştir: “Kurbanlarınızı semiz (büyük) olanlardan kesiniz. Çünkü onlar, Kıyamet gününde Sıratta sizin bineğiniz olacaktır.”11 Peygamber (s.a.v), hali vakti yerinde olanlara kurban kesmeyi teşvik etmiş ve şartları tuttuğu halde kesmeyenleri de uyarmıştır. “Kim imkânı olduğu halde kurban kesmezse, bizim mescitlerimize yaklaşmasın”12, “Ey insanlar! Her sene, her ev halkına kurban kesmek vâciptir”13, “İnsan, Kurban Bayramı günü, Allah katında kurban kesmekten daha sevimli bir amel yapamaz.”14 gibi hadisler, kurban kesmenin önemine işaret etmektedir. Hicretin ikinci yılından itibaren kurban kesmeye başlayan Peygamber Efendimiz, hayatı boyunca kurban kesmeyi hiç terk etmemiştir.15
Mü’minler, kurban keserlerken Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in Allah yolunda gösterdikleri fedakarlığı ve teslimiyeti hatırlarlar; onların sadakatini yaşayarak, gerekirse Hak uğrunda itaate hazır olduklarını gösterirler. Kardeşliğin, dayanışmanın ve paylaşmanın mutluğunu ve güzelliğini yaşarlar.
Allah için kesilen kurbanlar, toplumda kardeşlik bağını kuvvetlendirir ve birlik ruhunu canlı tutar. Sosyal adaletin gerçekleşmesine katkıda bulunur. Kurbanın etlerinden ve derilerinden birçok muhtaç insan istifade eder. Kurban Bayramı, Allah’a yakınlığın zirveye ulaştığı bir zaman dilimidir. Bu sayede Mü’minler, yakın ve uzakta bulunan Müslüman kardeşleriyle maddî ve manevî yakınlaşma yaşarlar.
6) KURBAN’A SAYGI GÖSTERMEK VE İNCİTMEMEK
Kurban kesmek bir ibadet ve Allah’a yakınlaşmanın bir vesilesi olduğuna göre Kurbanlık hayvanlara saygılı olmak, onları incitmemek ve eziyet etmemek de ibadetin bir parçasıdır. Ayrıca onların gerek eti, gerek derisi, gerekse sakatat olarak ifade edilen bütün kısımları zayi edilmemeli, yenilmeyecek kısımları ulu orta sokaklarda bırakılmamalı ve toprağa gömülmelidir. Bu şekilde hareket etmenin de ibadetin bir cüzü olduğu unutulmamalıdır. Aşağıdaki âyetlerde Kurbanlık hayvanlara hürmet etmenin ve onları incitmemenin gerekliliğini açıkça görmekteyiz.
“İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler. Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin. Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atik’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler. Bu böyle. Kim Allah’ın hükümlerine saygı gösterirse, bu, Rabbi katında kendisi için bir hayırdır. Haramlığı size okunanların (bildirilenlerin) dışında bütün hayvanlar size helâl kılındı. Artık putlara tapma pisliğinden kaçının, yalan sözden kaçının.”16 “Bu böyle. Her kim de Allah’ın nişanelerini (kurbanlıklarını) yüceltirse/tazim ederse/saygı gösterirse, şüphesiz ki bu kalplerin takvasından (Allah’a karşı gelmekten sakınmasından)dır.”17
Dipnotlar: 1) İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, Beyrut, 1999, XI, 83; Asım Efendi, Kamus Tercümesi, Asitane Yayınları (tıpkıbasım), İstanbul, tsz, I, 226-227. 2) Mevsılî, Abdullah b. Muhammed b. Mevdûd el-Mevsılî, el-İhtiyâr li Tâlili’l-Muhtâr, İstanbul, 1980, V, 16. 3) Zemahşerî, Ebu’l-Kasım Carullah Muhammed b. Ömer, el-Keşşâfü an Hakâiki Gavâmid’it-Tenzîl ve Uyûni’l-Ekâvîl fî Vücûhi’t-Te’vîl, Tashîh, Mustafa Hüseyin Ahmed, Beyrut, ts. 624. 4) Şükrü Haluk Akalın ve arkadaşları, Türkçe Sözlük, Türük Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2009, s. 1258. 5) Mâide, 5/27. 6) Hac, 22/37. 7) Hac, 22/34. 8) Kevser, 108/2. 9)https://docviewer.yandex.com.tr/view/1130000024077727/?*=e92ZxrMSUnICfry8wmGyuWF8ndl7InVybCI6InlhLW1haWw6Ly8xNjI5NzQwMTE1MTU0NzE1MjcvMS4yIiwidGl0bGUiOiJLVVJCQU4gdmUgVEVTTMSwTcSwWUVULmRvY3giLCJ1aWQiOiIxMTMwMDAwMDI0MDc3NzI3IiwieXUiOiI2NjMwNDYxNDgxNDkyNzIxNTUzIiwibm9pZnJhbWUiOmZhbHNlLCJ0cyI6MTUwNjUxNTk2NjA1M30%3D - sdfoot-note9anc İbn Mâce, Edâhî, 3. 10) Sâffât, 37/100-107. 11) Nisâbûrî, Muhammed b. Hüseyn el-Kummî en-Nîsâbûrî, Tefsîru Ğarâibi’l-Kur’ân ve Rağâibü’l-Furkan, Kahire, 1987, I, 314 (Taberi tefsirinin kenarında basılmıştır). 12) İbn Mâce, Edâhî, 2, Ahmed b. Hanbel, II, 321. 13) Tirmizî, Edâhî, 18; İbn Mâce, Edâhî, 2. 14) Tirmizî, Edâhî, 1. 15) Ali Bardakoğlu, DİA, Ankara, 2002, XVI, Kurban maddesi, s. 436; Diyanet İlmihal, Ankara, 2001, s. 2. 16) Hac, 22/27-30. 17) Hac, 22/32.

 

Yorum Yazın

Facebook