Lillâh Sana Geleceğim!

0
Lillâh Sana Geleceğim!
Lillâh Sana Geleceğim! - Neslihan Nur Türk
Sayı : 384 - Şubat 2018 - Sayfa : 28

 

Sanki sen gün ışığısın ben dalımda şemşamer,
Yüzümü sana dönüşüm, hem tabii hem mûteber.

Cân u gönülden niyetlendiğim günden beri, içimde sevinçle karışık bir hüzün, gün sayıyorum. Geç kaldım, demeyeceğim. Çünkü yıllar evvel kavradım ki her şey, olması gerektiği gibi oluyor. Bizim yaptığımız erken, geç, iyi, kötü, az, çok gibi yorumlar ise çoğu zaman nefsimizin zanlarını dile getirmek oluyor.  
Doğrusunu söylemek gerekirse, kendimden, kendi sıkıntılarımdan başımı kaldırıp da sana bakabilecek gücü yeni buldum. Gündemime pek yeni; fakat şaşırtıcı bir kuvvetle girdin. Tuhaf; lâkin doğru düzgün tanımadığım hâlde şevkle derdine düştüğüm ve tez zamanda kavuşmak istediğim bir dost gibisin. Sanki daha bir yıl evvelinde yabancın olan kişi ben değilim de seni ezelden tanıyıp sevmiş, sonra da kavuşup ayrı düşmüş sevgilinim.
Telâşım: Sana bâr olmayayım! Yükün zaten dağlar aşmış. Kendi kendime şunu telkin ediyorum hep: Yâr olacaksan da dikkat et! Yâr oluşun ancak, Yâr’dan ötürü olsun. Şükür ki hadîs-i şerifler gücüme güç katıyor:
-İbâdet için sadece şu üç mescide yolculuk yapılır: Mescîd-i Haram, Mescîd-i Nebî, Mescîd-i Aksâ. (1)
-Mescid – i Aksâ’ya gidin ve içinde namaz kılın. Eğer oraya gidemez ve içinde namaz kılamazsanız, kandillerinde yakılmak üzere zeytinyağı gönderin.(2)
İçime dert olup düştüğünden beri, sanki bana diyorsun ki “Gel!”. Üstelik sesin çok hüzünlü. Nâmahremin hoyratça yaraladığı bağrın, acılı. Düşmanları bin türlü oyunla yıkmaya çalışırken, yine de vakarla ayakta duran, kalan son gücüyle inlercesine çağıran bir kederlinin sesine benziyor sesin. Tanıyorum.
Ya ben? Benim sesim neye benzemiş yıllarca? Anlatayım: Hani, kendisine çok ihtiyaç duyduğum bir zamanda, bir arkadaşıma gel, desem… Gel; fakat lütfen bir şey sorma, her işini bırak, başka hiçbir şey istemiyorum, yeter ki gel! Çok âcil gel! …Ve o sesimi duymazdan gelse veya duysa da umursamasa, yola çıkıp gelmek yerine, makineli tüfekle yaylım ateşi açar gibi sıralasa:
-“İyi de nereye geleceğim, ne diye geleceğim, hangi yoldan geleceğim, kaç günlüğüne geleceğim, geldiğimde ne yaşayacağım, kimlerle karşılaşacağım, ya şöyle olursa, ya böyle olursa, ya başımıza bir iş gelirse, hem yol parasını nereden bulacağım, gel demesi kolay tabii, çoluğu çocuğu kime bırakacağım, çok işim var, onları ne yapacağım, ya anam göndermezse, ya babam izin vermezse, kocam da istemezse, benim de pek gelesim yoksa, canım istemiyorsa, zaten ben gelince ne olacak ki, hem sen kimsin, sahi, tanımıyorum bile seni, beni neden çağırıyorsun ki, aman canım, senden bana ne ki???!!!”
…………
Anlıyorum. Beklentim, arkadaşımın tam bir îman ve îtimat ile çağrımın gereğini yapmasıyken, bunca sorgulama, bunca vesvese ve bunca unutulmuşluk zoruma giderdi. Kendisine en çok muhtaç olduğum anda, önüne çıkabilecek bütün setleri aşıp gelsin isterdim. Mâzeret öne sürmeden yola çıkabilen, iki elim kanda olsa gelirim, diyebilen candan bir arkadaşın varlığına hasret çekerdim. Çağrın kalbime ulaşınca aklettim ki sen de benzer bir hasret içindesin.
Nicedir zordasın! Ben de zor günlerden geçtim! Yaşadıklarım, dostluğun böyle günlerde lâzım olduğunu öğretti. İşte bu sebeple, niyet ettim! Bayramını kutlamadan evvel acını bölüşmek, zayıf bir umut sızıntısı değil, kuvvetli bir zafer coşkusu olmak için geleceğim!  
Müreffeh bir hayat güzeldir. Ondan çok daha güzeli ise onurlu bir hayattır. Rahatından vazgeçip de sıkıntıyı bölüşmeye gelemeyen birinin arkadaşlığını kim ister?
Hele hele insanlara ahmak muamelesi yapan, keyfine, safâsına, nefsinin arzularına esir düşmenin adını “Cennet hayatı” koyan, yaşadığı rezillikleri “Kaliteli İslâm” diye yutturmaya çalışan, haramları helâl gibi sunarak fitne yayan şeytan avânesinden hiç hazzetmezsin! İyi bilirim ki ihlâslı müminlerin firâseti dipdiridir ve gözleri, kimin kime hizmet ettiğini görecek kadar keskindir. Mahzûn olma! Allah bize yeter! Ve şüphesiz Allah o nankörlere de yetecektir.
Kefere, hâline bakmaz da büyüklenir. Onları bu hâlleriyle hep gürültülü ve yapılı uçaklara benzetirim. Akıl almaz; lâkin Allah’ın hikmeti işte… Kocaman bir uçak, küçücük bir kuş topluluğuyla çarpışınca afallayıp dehşete kapılır da ya en kısa yoldan geldiği gibi geri döner ya da çakılırcasına düşer! Üstelik kuşlar Allah’ın izniyle çarparlar ve Müslüman sivillerin yaşadığı bölgeleri vurup da “Yanlışlıkla vurmuşuz” diyen gâvurlar gibi nâmertlik yapmazlar. Hakk’a teslim olmuş Müslümanlar, işte o kuşlar gibidir. Allah, kibirli ve zâlim düşmanı devirecek kuvveti, onlara verir.
Hastalığının da ustalığının da farkında olmalı insan. Müslümanlığın her türlü gereğini yerine getirebilmeye çalışmalı. Öyleyse çalış, dedim. Bilmeye çalış. Önce, sen seni bil nefsim. Çünkü sen seni bilirsen, Rabbini de bilirsin. Sen seni görürsen, etrafı da görürsün. Sen senin yükünü kaldırabilirsen, başkalarının yükünü de hafifletebilirsin. Sen senin kıymetini takdir edersen, sana emredilenin, sana tavsiye edilenin de kadrini takdir edebilirsin. Sen senin zaaflarını görebilirsen, sana getirilen yasakların da hikmetini görebilirsin.
Öyleyse hadi! Rabbinin mübâ­rek kıldığı, Peygamberinin “Ziyâret et!” dediği yeri de bil! Git! Bu kadar rahatına düşkünlük hayra alâmet değil! Mâzeret üretenler çoğalmaktayken, sen yol almak için kımılda! Varlığımıza, birliğimize, dirliğimize muhtaç olanlar, mâzeret dinlemeye değil, tam bir teslimiyetle yola çıkıp yanlarında olmamıza ihtiyaç duyuyorlar.
… Ve karar verdim: Lillâh geleceğim!
Sanki sen gün ışığısın, ben dâneleri olgunlaşmış şemşamer. Yüzümü sana dünüşüm işte öyle tabii. Hangi bahçıvan bir çiçeği günışığına dönmekten alıkoyar ki? Sanki sen rızıksın, ben helâlinden doymak ve doyurmak isteyen bir er. Elimi sana uzatışım işte öyle fıtrî. Hangi komutan erinden helâl rızkı esirger ki? Sanki sen ecelsin, ben şehâdete hasret duyan bir nefer. Hazırlığım işte öyle sâfî. Hangi kuvvet, nasîbi şehitlik olan neferin yolunu kesebilir ki? Ve sen kadersin, benimki kaderden kadere bir sefer. Sana gelişim işte öyle gayr’i irâdî. Hangi fânî, alın yazısını değiştirebilir ki?
Yorgun ellerini tutup kuvvet katmak, “Dayan!” deyip derman vermek, mücâdeleni seyredip dayanıklılığın sırrını öğrenmek için… Hissetmek, hissettirmek, görmek, görünmek, ölmek, dirilmek, şükretmek, fikretmek, fark etmek, zikretmek için… Gönül gönüle gelmek, dertleşmek, hâlleşmek, helâlleşmek için… Bereketinden payımı almak, emânet edilen ikrâmı ulaştırmak ve illâ ki benden yana yalnız olmadığını gösterip sevincin olmak için geleceğim.
Sen Kudüs’sün! Dünya mâdem ki âhiretin tarlasıdır, yeryüzü mâdem ki Allah’ın mescîdidir, her hayra pek muhtaç olan nefsimin, sendeki hayırdan ve dersten de nasiplenmesi için… Atama, dedeme, ceddime, mürşîdime, Peygamberime vefâmın gereğini yerine getirmek için geleceğim! Geleceğim. Çünkü sen Mescîd-i Aksâ’sın! Ben Müslümanım! Elhamdülillah!  
Dipnotlar: 1) Tirmizî, Salât 126, 2) Ebû Dâvud, Salât 14

 

Yorum Yazın

Facebook