Ayın Notları

0
Sayı: Mayıs 1988

TRT-Duna  Liberalizmi / Mart-Nisan 1988

Türkiye, geçtiğimiz ay, "Çanakkale şehitleri" ile birlikte hatırlanacak bir "TRT Operasyonu" yaşadı... Faysal Finans tarafından hazırlanan ve Mehmet Akif merhumun şiirini esas alan "Çanakkale Şehitleri" belgeselinde "Mustafa Kemal" adı geçmedi diye bir kısım basın ve politikacı ayağa kalktı. Arkasından "zinde güçler" devreye sokuldu. Hayalî komutanlardan demeç alındı... Bütün bunlar, TRT'deki yönetim değişikliği prosedürünün içinde cereyan ediyordu. Sonunda Tunca Toskay gitti, Cem Duna geldi. Olay "TRT'de liberalleşme" olarak yorumlandı. Toskay'ın TRT'si ne idi ki, Duna'nınki ona göre "Liberalleşmiş" olacaktı? Ama aklı erenler, "Kuruluş" gibi bir-iki küçük parıltının bile "Türk-İslam sentezi" diye yorumlandığını ve Toskay'ın, bu küçük parıltıları tahammül edemeyen çevrelerin kurbanı olduğunu söylediler.

Ya Duna'nın TRT'si nasıl olacak? Rivayet oldur ki Duna, Toskay'ın "Uydurukça" kullanma yasağını kaldırmış. Bu herhalde "Dilde liberalleşme" olmalı. Yine rivayete göre Duna, kendisini ziyarete gelen İnönü'nün 'Türk-İslam sentezi" istikametindeki yayınlarla ilgili eleştirilerine "Ben de Türk-İslam sentezine karşıyım" diye cevap vermiş. Eh der ya... Liberalleşme yalnız "Dilde kalırsa olur mu?


SÜPER GÜÇ

5 Nisan 1988

İngiliz gazetesi The Daily Telegraf'tan bir yorum:

"Türkiye'nin nüfusu bu asrın sonunda 75, yirmi yıl sonra da 100 milyona çıkacak. Nüfus ve coğrafya olarak Türkiye, hızla bölgesel bir süper güç olma yolunda."


İKİ OLAY İKİ İBRET

6-7 Nisan 1988

Fener Patrikhanesi'nde "Büyük Perşembe", "Büyük Cuma" adları altında paskalya ayinleri düzenlendi. Bu normal. Çünkü, Türk milleti oldum olası bu tür ayinleri inanç hürriyeti çerçevesinde değerlendirmiştir. Ama o da ne? Yunan Radyosundan bir ekip ayinleri, Yunanistan'a naklen yayınlamak için tertibatını almış bile. Bir süredir, Moskova-Vatikan-İstanbul arasında Patrikhane'nin "evrensel" gücünü kanıtlamak için tur atan Patrik Dimitrius'a, Atina'dan, koltuk çıkılmış olmalı. Yunan Radyosu birinci kanalı EPA naklen yayın için ne arar değilse... Olayın bir başka boyutu, Ankara'ya yeni tayin edilen Yunan Büyükelçisi Dimitrius Makris'in Fener'i ziyareti. Ekselans Makris, Patrik Dimitrius'a gelerek "Hayır duasını" almış... Ne denir? Bizim TRT'nin Hac naklen yayını için kılının kıpırdamadığı bir zamanda EPA'nın davranışı, diplomatlarımızın camilere gitmeyi ar telakki ettikleri bir zamanda ekselans Makris'in tutumu ilgi çekici değil mi?


HÜRRİYET GERÇEĞİ

7 Nisan 1988

İstanbul Milli Eğitim Gençlik ve Spor Müdürü Şener Birsöz bir öğretmene tebliğde bulunuyor:

"Sınıflara girerken "selamünaleyküm" diyormuşsunuz. Bunun için hakkınızda soruşturma açılmış. Soruşturmada yaptığınız savunma yeterli bulunmadı ve "kınama" cezası aldınız. Haberiniz olsun. Bir daha da böyle yapmayın..."

Sevgili öğretmenim, ülkemizde inanç hürriyeti var! İnancımızın görgü şeklindeki davranışları bile ambargo altındadır, bu hürriyet gereği! Lütfen, hangi zeminde bulunduğunuzu unutmayın...


GENÇ NESİL ve DİN

9 Nisan 1988

Prof. Dr. Atalay Yörükoğlu demiş ki:

"Gençliğin eğitiminde en büyük tehlike dine yönelmektir. Türkiye'de genç kuşak, bilimsel eğitimle dini eğitimin çelişkisini yaşamaktadır."

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Dr. Yıldırım Aktuna ise, Prof. Yörükoğlu'ndan farklı düşünüyor:

"Aile toplumun temelidir. Din bilgisi ise ailenin temelidir. Din bilgisi almadan büyüyen çocuklar, ileri yaşlarda ya anarşist oluyor, ya da esrarkeş olup bize geliyor. Cinsel sapıklıklara yönelenleri de az değil."

Ne dersiniz, acaba sayın Yörükoğlu'nun hasta ettiklerini sayın Aktuna tedavi mi ediyor?


BAŞÖRTÜSÜ MECLİSTE

10 Nisan 1988

Başörtüsü yine Meclis'te. Milli Eğitim bütçesi görüşülürken ANAP İstanbul Milletvekili Namık Kemal Zeybek "İlim zihniyetinin en ileri olması gereken üniversitelerimizde bir takım ilmi ünvan sahiplerinin insanları kılık-kıyafetlerinden dolayı, inançlarının gereği sayarak örttükleri örtülerden dolayı ilim edinme imkanlarından mahrum edecek kadar skolastik kafaya sahip olmaları son derece hazindir" dedi. Bakan Hasan Celal Güzel de "Başörtüsü, yüksek öğretimde eğitimden önemli hale gelmiştir. İnsanın başının örtüsüne değil, kafasının içindeki bilgilere değer verilir. Kıyafetiyle bir öğrenciyi eğitim kurumuna almamak çağ dışıdır." şeklinde konuştu.

Bakanı böyle, milletvekili böyle düşünürken, hala üniversite kapısında, "başörtüsüne yasak" ceberutluğunu gösteren zihniyet hangi zihniyettir? Hele şunu bir anlasak?


ANNE ve ÇOCUK

11 Nisan 1988

İstanbul Emniyet Müdürlüğü, sokağa bırakılan çocuk sayısında yüzde yüz artış olduğunu belirterek, sadece İstanbul'da, bir yıl içinde 0-3 yaş arasında 100 çocuğun sokağa atıldığını açıklamış. Annelik ve bebeğin sokağa bırakılması, bizim kültürümüzde bir arada düşünülemeyecek iki vakıa. Demek, değer yargılarında annelik duygularını aşındıracak kadar geniş bir törpüleme var. Yazık! Yazık oluyor memleketin çocuklarına, memleketin geleceğine!

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook