Tünel İşçileri

0
Sayı: Nisan 1989

Nifak illetinden sıyrılmak için, mü'minin İslâm'ı iyi bilmesi, nifak konusunu da en ince ayrıntılarına kadar öğrenmesi gerekir.

Nifak; arapça "Ne-fe-ka" fiilinden türemiş "işlek yol, yer altında bir ucundan girilip öbür ucundan çıkılan yol, izbe, tünel" mânâsına gelen bir kelimedir.(1)

İşte buradan da "canavarın kendi inine girip-çıkması gibi -çünkü bu in karşılıklı iki kapılıdır- İslâm'a bir kapıdan girip öbüründen çıkan, içi ve dışı başka olan kimse" mânâsına "münafık" kelimesi türemiştir.

KELİMENİN KISACA TARİHÇESİ

"Münafık"a bu isim; Jerboa denilen -köstebek diyen de olmuştur-hayvana benzetilerek verilmiştir. Bu hayvan (nüfeka) tünel yaparak oradan geçen ve "kâsiâ" denilen ikinci deliği toprağın yüzünde bırakır. Dışarıdan gören orada delik olduğunu bilmez. Fakat o sıkışırsa oradan çıkar, gider."(2)

NİFAKIN ÇEŞİTLERİ

Nifak alâmetleri gözönünde bulundurularak yapılmış olan bu sınıflama karşımıza iki türlü nifak çıkarmaktadır. Bu sınıflamanın birisi ebedî cehennemde kalmayı gerektirirken, diğeri belli bir zamana kadar azabı gerektirmektedir. Bu bakımdan nifak iki kısma ayrılmıştır.

İTİKADÎ NİFAK

Tarihçesinde de kısaca belirtildiği gibi inanmış göründükleri halde kalben imân etmeyen ve bu mânâda kâfir olan münafıkların en tehlikelisi itikadî nifak sahipleridir. İnanmadıkları halde özellikle "inandık" demeleri onların hâin ve yalancı olduğunu gösterir. Kur'ân onların yalan söylediklerini bildirir bize. (3)

İslâm, bu tip insanlara dünyada iken herhangi bir tavrın takınılmasına izin vermemiştir. Çünkü "inandık" diyen bir insanın kalbinden geçenler, başka bir insan tarafından bilinemeyeceğinden onun söylediği doğru kabul edilir. Fakat İslâmî bir sistem içinde yaşayan kişiye İslâmın bütün hüküm ve hadleri uygulanır ki; bu ona zaten en büyük cezâlardan biridir. Çünkü inanmadığı bir düzenin hükmüne muhatap olmaktadır. Onun öldükten sonraki yeri ise cehennemde ebedî olarak kalmaktır. (4)

İtikadî nifakın ancak peygamber (s.a.v.) devrinde olduğunu bildiren Hüzeyfetül Yemanî (R.A.) bu konu üzerindeki sözlerimizi sınırlamaktadır. Ancak nifakın ikinci kısmı olan ameli nifakın alâmetleri aşikâr olduğu için dikkatleri bunun üzerinde teksîf etmek istiyoruz. Çünkü, mü'minlerin en çok kaçınması gereken, ancak en çok mü'minleri etkileme tehlikesi olan nifak da bu olmaktadır.

AMELÎ NİFAK

İtikadî nifak içinde bulunanın durumu kalbî olduğundan ne kadar gizli ise; amelî nifak içinde bulunanın durumunu o kadar açık buluyoruz.

İdeal bir toplum yapısı peşinde koşan mü'minlerde bulunmaması gereken amelî nifak; sadece dünya hayatımızı değil, âhiretimizi de tehlikeye soktuğundan dolayı bu nifak üzerinde daha çok durmamız gerekmektedir.

Kur'ân'da daha çok itikadî bakımdan münafık olanların vasıfları olarak bildirilen yalan yere yemin etme (5) tûl-i emel sahibi olma (6) ölümden çok korkma, (7) devamlı maddi hesap peşinde koşma, (8) riya (9) kalblerindekine Allah'ı şahit tutmaları gibi hususlar aynı zamanda -bir kısmı da olsa- amelce münafık olanlarda da görülmektedir.

İbâdetlerde iki yüzlülük mânâsına gelen riya ile itikatta iki yüzlülük demek olan nifak, münafıkların tesbitini kolaylaştırmıştır. Çünkü her münafık aynı zamanda müraîdir. Böylece münafık cennet yolu ile cehenneme giden bir zavallıdır.

Amelce münafıklığın bir başka göstergesi de namaza üşene üşene kalkmaktır.(10) Bu münafıklara en ağır gelen namazlarda yatsı ve sabah namazları için camiye gitmektir. (11) Bugün imamların sabah namazlarını iki-üç kişiyle kılmaları, bizi acı acı düşündürmektedir. "Arası bozulduktan sonra arkadaşlarının ayıplarını ifşa eden münafıktır" diyen İmam-ı Şafiî (R.A.) nin sözü ile meşhur hadiste geçtiği gibi yalan konuşma, emanete hıyanet etme, va'dinden dönme ve tartışmada haddi aşma gibi vasıfların yaygınlık kazanması meselenin boyutlarını derinleştirmek bakımından üzerinde hassasiyetle durulması gereken esaslar getirmektedir.

Yani karşımıza "yarısı nifaklı" bir mü'minler topluluğu çıkmaktadır ki; bu, mü'minler için içler acısı bir durumdur. Zaten münafıklara en ağır gelen söz kendilerine "münafık" denmesidir. Kur'ân'da kâfirlere "Ey kâfirler!" diye hitap edilirken münafıklara "Ey münafıklar!" diye hitap edilmemiştir.

Zira herkes tarafından bilinen böyle bir kesim yoktur. Sadece yukarıdaki gibi vasıfları vardır.

Dünyada cennetle müjdelenmesine rağmen, Peygamber (s.a.v.) tarafından münafıkların isimleri kendisine öğretilen Hz. Huzeyfe'ye (R.A.):

"Ya Huzeyfe! Münafıkların listesinde ben de var mıyım? Allah aşkına söyle!" diyen Hz. Ömer (R.A.) bize bir ölçü olmalı ve amalce bizi münafık durumuna düşüren durumlardan kurtarmalıdır.

Biz her ne kadar iman etmişsek bile amelce de olsa nifak izleri taşıdıkça imânı kâmil sahibi olamayacağımızı bilmeliyiz. İdeal İslâmî toplumun yolu ancak bundan sonra açılacaktır.

NETİCE

Münafıkların cenaze namazlarının kılınmasını yasaklayan Cenâb-ı Hak (c.c.) onları daha dünyada iken cezalandırırken, âhiretteki hallerinin daha kötü olacağını bildiriyor. Bu hüküm her ne kadar itikad açısından münafıklar için geçerli ise de amel bakımından onlara benzeyen mü'minlerin de tehlikeli bir noktada bulundukları bilinmelidir. Böylece; İtikad bakımından tam olan mü'minler amel bakımından da "tam" olmaları sayesinde ebedî saâdete nâil olacaklardır.

Yoksa; İslâmı içten yıkmanın planlarını yapan, iki müslümanı birarada görünce tüyleri ayağa kalkan sonra da "Ramazan ilâveleri" veren "tünel işçilerinden" bizi ayıran gözle görünür bir farkımız olmayacaktır. Mü'min her şeyiyle küfürden nasıl sıyrılmak mecburiyetinde ise yine aynı şekilde nifak illetinden de sıyrılmak mecburiyetindedir.

Ama bu; mü'minin İslâm'ı iyi bilmesi ve kısaca incelemeye çalıştığımız nifak meselesini de en ince ayrıntılarına kadar öğrenmesi ile gerçekleşir.


Dipnotlar: 1- Müfredât, 502, 2- Kurtubi, EI-Câmî Li Ahkâmi'l-Kur'ân I, 95, 3- Münafikûn sûresi, I, Tevbe 66, 4- Nisâ 145, 5- Tevbe 74, 6- Muhammed 25, 7- Bakara 17-20, 8- Tevbe 107, 9-10- Nisâ 14,11- Sahîh-i Buharî, C. II, s. 615,

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook