Âbid ve Âbidlik

0
Sayı: Ağustos 1989

ÂBİD VE ÂBİDLİK

Âbid, ibadete düşkün, çokça ibadet eden kimse demektir.

Kur'an'da tekil ve çoğul (ubbad, Âbidin) haliyle, toplam on iki yerde geçer. Bir ayet-i kerime şöyledir: "Ey Muhammed, Allah'a tevbe eden, ibadete düşkün (Âbidleri), O'nu öven, O'nun uğrunda gezen.... mü'minleri müjdele!" (et-Tevbe, 9/112). Âbid kelimesi hadis-i şeriflerde de "ibadete düşkün" anlamını ifade eder. Ancak hadislerde, ilimsiz ibadet düşkünlüğü ile ahlakî olgunluğa ulaşmamış bir âbidliğin değerinin olmadığı anlatılır; "Alim kişinin, (alim olmayan) Âbid üzerine üstünlüğü, ayın yıldızlara olan üstlüğü gibidir. Ya da benim, sahabilerimden en aşağı seviyede bulunana üstünlüğüm gibidir." (Ebu Davud, İlim, l; Tirmizî, İlim, 19; İbn Mâce, Mukaddime, 39: İbn Hanbel, V, 196) "Cömert fakat cahil olan kişi, Âbid fakat cimri olan kimseye nazaran Allah nezdinde daha makbuldür." (Tirmizî, Birr, 40)

Hazreti Peygamber ve hulefa-i râşidin devrinden sonra İslâm devletinin sınırlarının genişleyerek, müslümanların büyük bir servete malik olması, devlet idarecileriyle halkın zenginlerinden bir kısmının dünya malına fazlaca rağbet etmeleri, samimi müslümanların tepkisini doğurdu. Hazret-i Peygamber ve ashabının sade, gösterişsiz, külfetsiz zühdî yaşantısına özlem duyan bazı insanlar, dünyaya değer vermeden, halkın arasından uzaklaşarak kendilerini Hakk'a ibadete verdiler. Halkın büyük bir bölümünün lüks ve refah peşinde koştuğu bir dönemde böyle bir hayatı ihtiyar ederek kendilerini ibadete verenlere bir ayrıcalık olmak üzere "âbid", "zâhid" ve "nâsik" gibi adlar verildi. İlk süfîler diyebileceğimiz bu kişilerin çoğu, ilim ve amellerle meşgul kimselerdi. Şu kadar var ki, "âbid" kelimesi tasavvuf literatüründe pek tutulmamış ve tasavvuf lügatlerine girmemiştir. Tasavvufta "âbid" yerine daha çok "ârif" ve "âşık" terimleri benimsenmiştir. İlk mutasavvıflardan Bâyezid Bistâmî "Âbid hâl ile ibâdet eden, vâsıl-ârif îse içinde bulunduğu hâl, ibâdet olan kimsedir" der. (Sülemî, Tabakatu's süfiyye, Kahire 1986, s. 69) İbnul-Cella, "Zâhid, övme ve yerme, nazarında eşit olana, âbid farzları ilk vaktinde kılana, muvahhid her şeyî Allah'tan bilene denir" (a.e., s. 178) diyerek "âbid", "zâhid" ve "muvahhid" arasındaki çok ince nüansı ifade etmektedir.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook