Ayın Notları

0
Sayı: Şubat 1993

VAHŞET ZİNCİRİ

Kış şartlarında Sırp zulmü, Cenevre'de kurulan tuzak ve BM - Sırp işbirliği

Bosna-Hersek'te vahşet olayları artarak devam ediyor. Feci kış şartları yeni dramatik olaylar ekledi Bosna'ya. Açlık ve şiddetli soğuk, insanların canlarını alan bir canavar gibi. Bütün evlerin camları kırık. Karton ve plastik gibi şeylerle pencere ve kapılar örtülmeye çalışılıyor. Isınmak için yakacak bir şey yok. Elektrik ve su yok. Açlık kol geziyor Bosna'da. Hastanelerde kaloriferler yanmıyor ve ancak mum ışığıyla aydınlatılabiliyor. Basına yansıyan haberler arasında beşyüz insanın açlık ve soğuktan öldüğü bildirildi. En çok ihtiyar ve çocukların zor şartlara yenik düştüğü söyleniyor. Üzerinizde sizi sıcak tutacak bir paltonuz, ayağınızda botunuz varsa, uzanabileceğiniz bir yatak ve battaniyeniz varsa Bosna'da en kıymetli şeylere sahipsiniz demektir. Soğuktan ayakları ya da elleri kangren olanların uzuvlarını kesmekten başka tıbbi operasyon yapılamıyor.

Diğer yandan Hitler'e parmak ısırtacak bir vahşet ve cinayet haberi de şöyle. Sırplar hamile olan müslüman kadınlara düşük yaptırıp rahimlerine köpek embriyonu yerleştiriyorlar. Hamile olarak ölü bulunan pek çok kadının karnından köpek yavrusu çıktığı bildiriliyor. Boşnak müslümanlara yapılan bu dehşet işkence ve katliama karşı Batı suskun ve hala ayağını sürüyor.

Yaşanan bir diğer cinayet Bosna-Hersek Başbakan Yardımcısı Hakkı Turajliç'in öldürülmesi. Turajliç, kendisini Saraybosna'ya götüren Barış Gücüne bağlı askeri korumaların gözleri önünde Sırplarca araçtan indirilerek kurşuna dizildi. Sırpların BM zırhlı aracındaTurayliç'in bulunduğunu nereden bildikleri ayrıca Barış Gücüne bağlı askerlerin olaya hiçbir müdahalede bulunmamaları olayın vahametini bir kat daha artırdı. Gelen haberler arasında Barış Gücünde Sırp kökenli pek çok askerin bulunduğu ve Sırp çetelerle birlikte hareket ettikleri yer alıyor.

CENEVRE'DE BM'DEN SIRPLARA ÖDÜL

Aylardır Sırp katliamına maruz kalan Müslüman Boşnaklar bu kez de, BM tarafından, Sırpların yaptıklarını ödüllendiren bir anlaşmayla karşı karşıya bırakıldılar. BM gözetiminde yürütülen Cenevre Barış Konferansı Eşbaşkanları Cyrus Vance ve Lord Owen tarafından önerilen çözüm planına göre Bosna-Hersek'in ancak yüzde 31'i savaş öncesinde nüfusun yüzde 50'sini oluşturan Boşnaklara, yüzde 43'lük bölümü Sırplara, yüzde 26'sı da Hırvatlara bırakılıyor. Geniş yetkilere sahip on ana eyalete bölünen Bosna-Hersek'in devlet başkanlığını ise üç etnik kesimin temsilcileri oluşturacak. Bu on eyaletten üçer eyalet Müslüman, Hırvat ve Sırpların her birine veriliyor. Saraybosna ise açık şehir oluyor. Ayrıca Bosna-Hersek BM ve AT denetiminde silahsızlandırılacak.

Vance-Ovven planı, Sırpların katliamı neticesinde büyük kıyıma uğrayan müslüman bölgeler Sırplara bırakılıyor. Yani Sırplar katliamla elde etmek istedikleri neticeleri kazanmış oluyorlar. BM'nin, müslümanların kanı üzerine oturmak isteyen Sırp'ları hizaya getirmesi beklenirken hukuken de onları desteklemiş olması oldukça anlamlı. Ayrıca bu eyaletlerde etnik temizlik adı altında Sırpların bundan sonra yapacakları katliamı önleyecek bir otorite de bulunmuyor. Dikkatlerden kaçmayan bir diğer gelişme ise Sırp kasabı Karadziç'in barış planını Sırp parlamentosundan geçirme isteğinin Vance-0wen tarafından kabul edilmesi. Bu, Bosna-Hersek'te bunca aydır dehşet uyandıran katliam ve tecavüzlere önderlik eden çeteler gürühunu hukuken kabul etmek anlamına geliyor. Batının işlediği vahşetin bir yönü de bu. BM kuzu postuna bürünmüş kurt mu acaba?

BATININ HESABI

Basından beri Bosna-Hersek'teki katliamlara göz yuman Batının, müslümanların böyle bir anlaşmaya boyun eğecek bir zaafa sürüklenmesini beklediklerini söylemek mümkün. Batı, silah ambargosu adı altında Boşnakları silahsız ve savunmasız bıraktı. Çağlar boyu unutulmayacak büyük katliam ve sistematik tecavüzler Batının insanlık duygularını harekete geçirmeye yetmedi. BM sekreteri Gali Saraybosna'da ancak çelik yelek, miğfer ve zırhlı araçların koruması altında dolaşırken müdahale edilsin isteklerini "müdahale barış sürecini olumsuz etkiler" gibi gülünç ifadelerle geçiştirdi. Batı, nihayet müslümanların yeterince kıyıma uğradığına inandı. Denize düşen yılana sarılır türünden kendilerine dayatılan anlaşmaları çaresiz kabul etme durumuna düşünce de Cenevre'de hazırladıkları anlaşmayı önlerine koydular. Tüyler ürpertici vahşete aylarca seyirci kalan batı, üç-beş füzenin yeri değişti diye bir islam ülkesinin topraklarını cehenneme döndürebiliyor. Sade suya tirit bahanelerle Somali'ye hemen asker gönderebiliyor. Peşine bazı islam ülkelerim de takip, onların eşliğinde bir başka İslam ülkesine müdahale edebiliyor, işgal edebiliyor. Batı Irak'a müdahale eder, çünkü tepesine bomba yağdıracağı insanlar Müslüman. Batı Bosna'da işlenen vahşete seyirci kalır çünkü başına bomba yağıp tecavüze uğrayanlar Müslümanlar, işin asıl giran gelen yönü, bütün bu olanlara karşı islam ülkelerinin basiretsiz tavrı.


BOSNA ACISI-İSTANBUL SOKAKLARINDA ÖFKE ÇİÇEKLERİ

"AL YAZMALIM"

Bosna-Hersek'te  yaşanan acı. Türkiye'de gencecik yürekleri kavuruyor. Gözlerde önlenemeyen damlalar, boğazda tıkanmış yumruk gibi öfkeler ve vahşete mani olamamanın çaresizliği içinde çırpınmalar... Öfke günden güne büyüyor ve yeni bir diriliş dalgası haline geliyor. Denirdi ki, Sırp zulmü. Bosna'da islam'ı yeniden diriltti, islam, bir anne kucağı gibi sardı Boşnakları .. Şimdi artık, aynı dirilişin ülkemize de, tüm İslam dünyasına da yansıdığını görüyoruz.Tüm islam ülkelerinde sokaklar  yepyeni bir dirilişle ayağa kalkıyor.

Baykal'ın götürüp Bosna'lı genç kızların başlarına örttüğü "beyaz yaşmak"lar, şimdi dalga dalga islam ülkelerinin sokaklarını bürüyor. Baykal, "Kimliğimiz üzerinde yeniden düşünmeliyiz" diyor. Batılılaşmış aydınların bir çığlığını seslendiriyor adeta... Hadiseler geliştikçe, bu çığlık, tüm İslam dünyası aydınlarının bağrında kopacak, buna inanıyoruz.

Üsküdar bölgesindeki orta dereceli okulların kız öğrencilerinin yaptığı "Al Yazmalım" yürüyüşü, bu heyecanın, gencecik yüreklerde
nasıl fırtına gibi koptuğunu Hersek'teki kız çocuklarına sergiledi... Başlarına, Bosna- Hersek'te kız çocuklarına yapılan vahşeti temsil etmek üzere al yazmalar takmış on binlerce kız çocuğu, nasıl da haykırdılar öfkelerini. .Nasıl da sıktılar yumruklarını... Nasıl da lanetlediler çağdaş görünümlü zalimleri... Nasıl da kınadılar duygusuzlukları... Nasıl da seslendirdiler mutlu çağ özlemlerini... Bu çocukların yüreğinde açan çiçekler, zulümleri er geç sona erdirecektir. Yarının güzel dünyası, bu çocukların pırıl pırıl gözlerinde, arı-duru yüreklerindedir. Amerika'ya da, Avrupa'ya da, tüm dünyaya da verecek çok şeyimiz var.


IRAK VE TÜRK DIŞ POLİTİKASI

"BOSTAN KORKULUĞU

Körfez krizinin yıldönümünde yani geçtiğimiz ay Irak uzerinde yaşanan olayları dikkatlice değerlendirmek gerekiyor Çünkü olayların tüm islam ülkelerini hatta tüm dünyayı ilgilendiren çok hayatî anlamları var

- Bir kere dünya liderlığine oturan Amerika bir ülkeye müdahale etmek istediği zaman bunun gerekçesini de hiç yoktan oluşturabileceğini göstermiş bulunuyor. Bu tam bir kurt-kuzu hikayesi "Yan baktın, al sana bomba.. " Eğer Saddam gibi birisini bulursa ne ala. Ama bulamasa da gam değil. Çünkü CNN gibi uluslararası yayın kuruluşları her zaman cınayete gerekçe bulabilir. Bu gerekçeleri insanlar yutmasa da gam değil çünkü süper gücün insanların manevi değeı yargılarını göz önünde bulundurmak gibi bir geleneği yok.

-Ayrıca Amerika'nın ve yedeğindeki diğer Batılı ülkelerin dünya meseleleri karşısında hiçbir ahlakı kaygı taşımadığı da anlaşılmıştır. Amerika ya Bosna-Hersek ve Filistin açışı anlatmak boşuna çaba sarfetmek demek Sırp canileri ile israil canileri de Washington dan pek fazla görülemiyor. Çünkü her ikisine karşı da yamukluğu var. Amerika'nın Üstelik Bosna-Hersek in petrolü yok Filistin in ise Amerika ya vadedeceği bir başka rüşveti Üstelik Bosna ile Filistin Müslüman Dünya politikasında hiçbir ahlakî umdesi olmayan bir ülke için bu şartlar altında bugün görünen çirkin yüz gerçekçi değil mi?

-Ayrıca Amerika'nın BM gibi uluslararası kuruluşları nasıl kendi politikası istikametinde kullanacağı da ortaya çıkmıştır. Bosna Irak, Filistin Somali bunun çok çarpıcı örnekleridir. BM şu kısa sure içinde olağanüstü yıpranmış ve dünya milletleri için inandırıcılığını kaybetmiştir. Bundan sonra ülkeler Amerika gibi BM ye karşı da müteyakkız olmak zorunda hissedeceklerdir, kendilerini...

-Son olaylar, Amerika ile işbirliğinin, son derece müteyakkız bulunulması gereken bir ilişki türü olduğunu da ortaya koymuştur. Burada Türkiye örneği çok çarpıcı bir örnektir. Türkiye adeta, elini vermiş kolunu kurtaramayan bir ülke konumuna girmiştir. Bir yandan Amerika ya büyük borçları vardır ve Demirel in ifadesiyle "bağımsız politika güdemeyecek bir etki altındadır." Bir yandan Çekiç Güç gibi bu belaya düçar olmuştur. Bir yandan Ortadoğu politıkasını Amerikanın dümen suyuna sokmuştur. Bu çerçevenin Türkiye ye şahsiyetli bir adım attırması oldukça güçtür. Nitekim Irak olayları Türkiye yi büyük açmazlar içine itmiştir. İktidar olmadan önce "Çekiç Güç"ü taş yağmuruna tutan iktidar ortaklarının son olaylarda kamuoyunu tatmin için "Amerika'nın ürettiği gerekçeler"i sığınması yüzkızartıcı, bir tutum olmuştur. Bu yüzden incirlik in kullanılması konusunda çelişkili demeçler veren önce İncirlik in kullanılmadığını açıklayan sonra Washington'dan farklı açıklamalar gelince incirlik in kullanıldığını kabul etmek zorunda kalan Demirel in "Çekiç Güç bostan korkuluğu mu?" sorusu "Türkiye'de kimin bostan korkuluğu olduğu"    konusunda ciddi sorular ortava koymuştur. Anlaşılmıştır ki  ya Amerika Çekiç Güç'ü hükümetin bilgisi dışında kullanmıştır ya da hükümet kamuoyuna bile bile yanlış açıklama yapmıştır. Eğer incirlik in kullanıldığını önceden bilmiyorduysa o zaman Çekiç Güç ün bostan korkuluğu olmadığı ancak Ankara da birilerinin bostan korkuluğu olduğu ortaya çıkmış olmakta... yok eğer kasten yanlış açıklama yapılmışsa hükümetin kendi halkına Amenkalılar kadar bile saygı göstermediği sonucuna varılmaktadır. Her iki halde de gerçekten utanç verici bir tutumla karşı karşıya bulunmaktayız.

Türkiye nin Batı ya endeksli dışpolitikası günden güne daha açık biçimde tıkanmaktadır. Bu politika daha uzun süre devam edemez Devam etmesi Türkiye için çok daha ağır bedellerin ödenmesi demek olacaktır. Türkiye her şeyi yeni baştan değerlendirmek zorundadır.


Yahudi Zulmü BM'nin ve Batı'nın Kılını Kıpırdatmıyor.

SÜRGÜNDE CİHAD

İsrail hükümeti 17 Aralık 1992'de 418 Filistinliyi sınırdışı etti. Gerekçe Filistin .islamî Hareketi HAMAS île ilişkileri olduğu iddiası idi. 418 kişi evlerinden işyerlerinden ve okullarından alınıp elleri ve gözleri bağlı vaziyette otobüslere doldurularak mahkeme kararı arkadan gelmecesine sınırdaki güvenlik bölgesine terk edildi. Sürgün edilen Filistinliler arasında 88 öğrenci ve 17 de profesör bulunuyor.

İsrail hükümeti hiçbir soruşturma yapmadan sınırdışı ettiği Filistinlilerden 16 sında yanlışlık yapıldığını bunların isterlerse geriye dönebileceklerinim açıkladı. Böylece sınırdışı kararının ne kadar keyfi olduğunu da açıkça görülmüş oldu. Halen israil in tek taraflı ilan ettiği güvenlik bölgesiyle Lübnan arasında bekleyen Filistinliler açlık susuzluk ve soğuğa karşı yaşama mücadelesi veriyorlar. İsrail insani yardıma bile izin vermezler. Lübnan hükümeti de Filistinlileri kabul etmiyor

İsrail Başbakanı İzak Rabin İsrail işgali altındakı Filistin topraklarında devam eden ayaklanmanın durması halinde sürgündeki Filistinlilerin geri dönebileceğini söylüyor israil yıllardır işkence ve cinayetle bastıramadığı intifada hareketini sürgün yoluyla yok etmek İslamî direnişi kırmak istiyor İsrail'in zulüm politıkasını ne batılı devletler ne ABD ve ne de Birleşmiş Milletler durdurabiliyor. Batı Irak a karşı aldığı tavrı İsrail e karşı gösteremiyor ve İsrail dünyanın gözünün içine baka baka zulmünü sürdüyor.

Fakat sürgündeki Filistinliler her türlü zorluğa rağmen inançlarından taviz vermiyor. Cemaat halinde kıldıkları namazlarla adeta sürgünü bir cihad ve tebliğe dönüştürüyorlar. Öte yandan yahudi zulmünü dünyaya teşhir ediyorlar. Sonuçda Filistin mücadelisinde HAMAS İslamî hareketini öncülüğü alması FKÖ ise Filistin topraklarında güç kaybına uğruyor.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook