MÜSİAD Genel Başkanı Erol Yarar ile MÜSİAD ve Türkiye'nin Meseleleri Üzerine... "Türkiye Faiz Batağında"

0
Sayı: Şubat 1994

Konuşan : Abdullah SADIK

ALTINOLUK:Efendim Tüsiad, Tügiat gibi kuruluşlar varken siz Müsiad'ı kurmaya neden ihtiyaç duydunuz?

YARAR: Bahsetmiş olduğunuz kuruluşları üç sınıfta incelemek mümkündür. Odalar dediğimiz her sanayi ve ticaret erbabının kanuni zorunlulukla üye olması gereken yapılar var. Bundan dolayı bir işadamının buralara üye olmaması gibi bir durum söz konusu olamaz. Bütün Müsiad üyeleri de Ticaret ve Sanayi Odaları'nın üyeleridir. İkinci yapı derneklerdir ki bunlar iki türlüdür. İlki Busiad, Gasiad gibi şehirlerdeki işadamlarını temsil eden mahalli dernekler, ikinci olarak da Tüsiad, Tügiat gibi Türkiye geneline yayılmış işadamı dernekleridir.

Bütün bunları incelediğimiz zaman bizim bunlardan çok farklı bir konumumuz var. Biz bütün Türkiye'yi temsil eden gönüllü bir kuruluşuz. Ayrıca Türkiye'nin yüzde 99.9 diye ifade edilen müslüman insanımızın taşımış olduğu değerlere ve milli kültürümüze sahip çıkan ve bu görüşler çerçevesinde gerek yurt içindeki işadamlarımızın kaynaşması gerek yurt dışındaki kardeşlerimizle tanışmasına yönelik bir organizasyonuz. Türkiye'de böyle bir organizasyon mevcut değildi. Bunlar ya sadece ticari endişelerle kurulmuş ya da hükümetlerle diyalog için lobi maksadıyla kurulmuş veyahut zorunlu olarak üye olunan yapılardı. Biz bütün bunları aşarak ve ticari faaliyetleri, hükümetle işadamlarının görüştürülmesi gayelerini de içine alan ve manevi yönü de bulunan derneğimizi kurduk.

ALTINOLUK: Bölgelere göre dağılımınız nasıl?

YARAR: Türkiye'de 1500'e yakın üyemizin yaklaşık 450 kadarı İstanbul'da. Anadolu'daki 1000 civarında bulunan üyemiz 22 vilayete dağılmış durumda. İstanbul haricinde 5 tane şubemiz var. Dernekler kanununa göre şube yetkisi verdiğimiz bölgeler asgari 100 üyesi bulunan vilâyetlerdir. Ankara, Kocaeli, Konya, İzmir ve Kayseri şube statüsündedir. Zannediyorum yakın zamanda buna Bursa ve Adana da katılacaktır.

ALTINOLUK: Üye alırken ne gibi ölçüleriniz var? Üyeleriniz de hangi özellikler arıyorsunuz?

YARAR: Üye alırken ana kriterimiz Türkiye'de ticari ahlâkıyla tanınan, ödemelerinde sadık, bu memleketin değerlerine sahip çıkan insanlar olmasıdır. Bir de tüzüğümüzdeki üye şartlarını ve aidatlarını kabul etmesi gerekir. Bunları kabul ettiği zaman ayrıca bölgesinden bizim kabul ettiğimiz üç tane referansı vara onları üye olarak alıyoruz.

ALTINOLUK: Müsiad faaliyetlerini hangi çerçevede yürütüyor?

YARAR: Müsiad'ın bir işadamı derneği olmasından dolayı kendi bünyesinde çeşitli organizasyonları var. Bizleri hedefimize yaklaştırıcı veya üyelerimize hizmet götürücü faaliyetlerin hızlanması için çeşitli komisyonlarımız kuruldu. Meselâ Dış İlişkiler Komisyonumuz yurtdışından gelen yabancı heyetleri Müsiad da ağırlama, işadamlarımızla tanıştırma veya Müsiad üyelerinin yurt dışındaki iş faaliyetlerinin, yurt dışı gezilerinin, fuarların organizasyonunu yapıyor. Araştırmalar Komisyonu, işadamlarımızın problemlerini araştıran, ülkemizin ekonomik meseleleri ile ilgili (şimdiye kadar özelleştirme, bürokrasi gibi) konularda araştırmalar yapıyor. Eğitim Komisyonumuz, işadamlarımızın veya elemanlarının eğitimi ile meşgul oluyor. Basın ve Halkla İlişkiler Komisyonumuz kamuoyu ile irtibatımızı sağlıyor. Bu tür komisyonlarla organizasyonumuzu hem üyelerimize hizmet götüren hem de dış dünya ile irtibatımızı sağlayan bir yapıya kavuşturmaya çalışıyoruz.

ALTINOLUK: Özelleştirme ile ilgili bir rapor hazırladınız. Bu konu makro ekonomik problemler içinde sadece bir bölüm. Ekonominin çıkış yolu için daha genel mânâda bir araştırma yapıyor musunuz? Mesela çeşitli iş çevreleri tarafından 1994 yılı "kâr yapma yılı değil ayakta durma yılı" olarak nitelendiriliyor. Çiller "1994 bizim için zor bir yıl olacaktır" diyor. Şu anda ekonominin çıkış yolu oldukça daralmış durumda. Müsiad çözüm için araştırmalar yapıyor mu?

YARAR: Türkiye'nin ekonomik meseleleri ile ilgili araştırma yapmak bizim ağırlıklı konularımızdan birisi. Şu anda 93 yılında Türkiye ekonomisinin problemleri ve 94'deki görünüşün ne olacağı ile ilgili Müsiad raporunun hazırlanma toplantısından çıkıp buraya geldim. Bizim gayemiz Türkiye'nin problemlerini tesbit ve çözüm yolları geliştirmektir.

Türkiye'nin problemleri çok değişik açılardan değerlendirilmesi gerektiği için böyle sohbetlerde detaylı olarak izah edilebilecek bir konu değildir. Ama Türkiye'nin ana problemlerinin en önemlilerinden bir tanesi bürokrasidir. Yani Türkiye'yi kurtaracak çözümleri üretmesi ve uygulaması beklenen bürokrasi, sanayi ve ticaret erbabı ile uyumlu değildir. Bu kopukluk büyük sıkıntı doğurmaktadır. Sanayicimiz tüccarımız bir alacağını veya KDV iadesini aylar sonra büyük mücadelelerden, uzun mahkemelerden sonra alabilmektedir.

İkinci mesele Türkiye'deki iktisadi yapıda bütçe açıkları diye izah ettiğimiz büyük bir faiz batağı vardır. Türkiye esasında kendi inancıyla çelişen bir ekonomik sistem içinde büyük bir faiz batağına saplanmıştır. Bundan çıkış yolu aramaktadır.

Bunun yanında Türkiye'de üretime, sanayiye yatırım yapmak bir enayilik haline gelmiştir. Parasını bankada tutanlar borsa da oynayanlar arsaya yatıranlar çok daha büyük paralar kazanıyorlar.

Böyle bir ortam içinde Türkiye ekonomisinin üretici vasfının güçlenmesine imkan yoktur. Üç başlı olarak izah edersek bürokrasi, ekonomik sistemdeki borca dayalı kalkınma modeli ve üretimden kaçırıcı spekülasyona açık bir ekonomik sanayi modeli Türkiye'nin ana problemleridir diye özetleyebiliriz.

ALTINOLUK: Türkiye'de şahıs bazında faizli uygulamalar, sebebiyle bir çok işadamı battı veya boğazına kadar borç içinde. Devlet ise gelirleriyle, borçlarının faizini karşılayamadığını açıklıyor. Siz bu ekonomik sistem içinde faiz hadisesine nasıl bakıyorsunuz?

YARAR: Bir mevcut durum açısından değerlendirmek var ki dünyada faizli ekonomik sistemi uygulayanlar çoğunlukta. Ama bunun Türkiye'deki gibi uygulandığını gördüğümüz başka bir ülke yok. Japonya'da da Amerika'da da liberal ekonomiyi icrâ eden kapitalist ülkelerde faiz var. Faiz komünist ülkelerde yoktur. Ve İslâm ülkelerinde olmaması gerekir.

Fakat Amerika'daki faiz oranlarının yüzde üç buçuk olduğunu, Türkiye de yüzde seksen doksan kredilerde yüzde yüzlere vardığını düşünürsek demek ki Türkiye'deki faizin gerek toplumu, gerek üreticiyi sömüren hatta kanını emen bir yapısı vardır. Hastalığın dozajı da önemlidir. Bazı hastalıklar kötüdür ama bunun AİDS olması durumunda kurtuluş ümidiniz yoktur. Nezle de hastalıktır ama ondan kurtulmak daha kolaydır.

Şu anda ekonomik sistem içinde Müsiad mevcut durumu dünyadaki örneklerine bakarak çok çarpık görmektedir.

Kendi inancımız yönünden ise tamamen çarpık olarak değerlendirmektedir. Onun için Türkiye'nin bu ikilemi aşması kendi inancı ile çelişmeyen, dünyada da fonksiyonel ve örnek olabilecek ekonomik yapıyı oluşturması gerekir.

Altınoluk: Hükümet de bizzat ilânlar vererek "ekonomik terör budur" diyor. Borçlanmanın, faiz batağının içinden çıkılamaz boyutlara geldiğini söylüyor. Fakat liberal kapitalist yapının getirebileceği çözüm teklifleri bellidir. Farklı bir dünya görüşünün etrafındaki müesseseler olduğunuz için biz sizden çözüm için ipuçları istiyoruz.

YARAR: Türkiye'nin en büyük meselesi kendi insanının şuurlanmasıdır. Siz toplumlara zorla bir şeyi enjekte edemezsiniz. Ancak toplum kendini düzelttikten sonra, kendi üzerinde ki hükmünü değiştirdikten sonra Rabbül âlemin de o zaman hükmünü değiştireceğini ifade ediyor. Demek ki önce milletin şuurlanması gerekir. Bu aşamada net bir teorik çözümü önermekten ziyade toplumu, memleketin meselelerini dikkatle izleyen, bu konuda herkesin fikir ürettiği, üretmek için kurumlaştığı bir vasata getirmek gerekiyor. Bu çerçevede şuurlu ve dinamik bir toplumun uygulamalar içinde geliştireceği çözümler bence çok önemlidir. Bir makineyi önceden düşünüp dizayn etmek vardır. Bir de makineyi ürettikten sonra onun üzerindeki aksaklıkları görüp ona göre yapmak vardır. Her zaman ilk önce üretmek, sonra geliştirmek çok daha etkin neticeler verir. Biz teorilerden ziyade memleketin insanının konulara hassas olmasının, kendilerini geliştiren insanlar olmasının aşılması gereken en önemli handikap olduğuna inanıyoruz.

Zaten Müsiad olgusu da memleketimizdeki sanayicilerde bu bilinci uyandırmaya çalışmaktadır. Bizim öyle hazır, her derde uygulanan çözümlerimiz yok. Veyahut genel çözümler konuşulabilir. Ama uygulama geldiğinde bir sürü alt detaylar, uygulamadaki sorunlar çıkacaktır. Geçmişimizde İslâm âlimleri de hepsi belli konularda uzmanlaşmışlardır. Herkes genel konuşmaktan ziyâde özel ilimlere dalmış, eserler ortaya koymuş, toplum o eserlerin hepsini toplayınca bir çözüm ancak üretilmiştir.

Çözüm için bazı ipuçları söylemeye çalışacak olursak, Enine boyuna düşündüğüm zaman şu sonuca varıyorum. En ideal ekonomik sistem çarpık bir toplumla bozulur. Türkiye de çoğu kanunların uygulaması yoktur veya rüşvet ile kanunlar çarpıtılmaktadır. Rüşvetin olması kanunun varolmadığını değil çarpıtıldığını gösterir. Bu husus İslâm toplumlarında bile olmuştur. Bu yüzden mesele insanı iyi eğitmekten başlıyor.

Ekonomik sistem olarak ise biz dünyanın gelişmeleri Işığında toplumumuzun yüksek teknolojiyi elde edebileceği bir mekanizmayı da kurmamız gerekiyor. Türkiye'de devlet sanayiciden kopuk, üniversite devlet ve sanayiciden kopuk, işçi, çiftçi devletten, üniversiteden, sanayiciden kopuktur. Oluşturacağımız sistemin ipucu çok iyi bir koordinasyon ve diyalogdan geçiyor. Toplum olarak diyaloğa açık her kesimle konuşabilen çözümleri ortak oluşturan bir toplum olmamız lâzım.

Üniversitelerimizdeki gençlerin çoğu dünya meselelerinden bihaberdir. Teknolojinin nasıl elde edileceği noktasında teknik hocalarla sanayici arasında bir işbirliği yoktur. Demek ki insanın şuurlanması teknolojinin elde edilmesi ve yoğun bir çabaya girişilmesi noktasında gayretlerimizi artırırsak o zaman Türkiye'nin ufukları umduğumuzun fevkinde neticelerle karşılaşacaktır.

ALTINOLUK: Müsiad'ın getirdiği yorum ve tekliflerin hükümet politikaları üzerinde müşahhas etkileri oldu mu?

YARAR: Üç buçuk yılda belirli birikimlerimiz oldu Hükümet ile diyaloglarımız belirli seviyelerde devam etmektedir. Özelleştirme raporumuzun birçok bürokratımızı etkilediği kanaatindeyim. Bu noktada Türkiye'deki problemlere Müsiad çözümler ürettikçe bunun neticesi olarak aklı olan insanlar bizimle diyalog içine girecek ve uygulama dönemine geçilecektir.

ALTINOLUK: TOBB Başkanı Yalım Erez, Çiller üzerinde oldukça etkili, Tüsiad'in bir açıklaması hükümetteki tansiyonu aniden yükseltiyor. Ekonomik etkileşimden bir adım daha ileri atarak Müsiad için ekonomi ile politika arasında nasıl bir ilişki düşünüyor sunuz? Müsiad'ın böyle yaklaşımları var mı? Mesela insan hakları, anayasa, ülkenin iç ve dış politikaları üzerinde planlarınız var mı?

YARAR: Ekonomik ağırlıklı kalmak istemekle beraber ekonomi ile siyaset et ve tırnak gibidir. Bundan dolayı ekonomik olarak güçlü olan bir yapının siyasi olarak etki gücü yoktur. Neticesine gelmek mümkün değildir. Ekonomik güç siyasi gücü daimi olarak etkiler. Siyasi güç de ekonomik gücü etkiler. Bunlardan biri olmaz ise diğerinin değeri kalmaz. Eğer siyasi otoritenin ekonomik gücü yoksa o siyasi otorite olamaz. Ekonomik gücü olan bir insanın arkasında bir devleti yoksa o insan çabuk yutulur. Mesela Amerikalı bir işadamı Türkiye'ye geldiği zaman güçlüdür. Onun zenginliğinden de önemlisi arkasındaki devlet gücüdür. Ekonomik güç ile siyasi otorite uyumlu çalışmak durumundadır. En azından birbirleriyle fikir teatisinde bulunmak zorundadırlar. Müsiad'ın da etkinliği oranında siyasi otoritelerle ilişkisi artacaktır.

ALTINOLUK:İşadamı size göre işkolik mi olmalıdır? Yoksa Bosna Hersek hadisesi ile veya kültürel bir faaliyet ile ilgilenebilmeli midir?

YARAR: Muhakkak ki dünyadaki gelişmeleri iyi takip etmek gerekir. Sadece Bosna-Hersek konusunda değil bütün müslüman ve Türk toplumlarını ilgilendiren meselelerde, dünyadaki genel ekonomik meselelerle ilgilenilmesi gerekir. Ben şahsen Türkiye'nin Bosna-Hersek meselesine gösterdiği ilgiyi az görmekle beraber Bosna Hersek meselesine gösterilen ilginin kendi memleketimizin meselelerine de gösterilmesi gerektiği kanaatindeyim. Çünkü bir insan kendi meselelerine ilgi göstermezse, başkasının meselesine hiç ilgi göstermez. Bizim toplumumuzda genel olarak kendi meselelerine ilgi göstermemek şeklinde bir hastalık vardır. Akşamleyin karnı doyduktan sonra tatmin olan bir toplum Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi koyundan daha aşağı olmuştur. Toplumumuz tepkisiz bir toplumdur. Bu konuda Müsiad olarak aktif bir rol alıp üyelerimizi bilinçlendirme ve onları da aktif birer "İslâm" elemanı haline getirme çalışmaları yapıyoruz.

ALTINOLUK: En son okuduğunuz kitap hangisidir?

YARAR: Ben kitaptan ziyade dökümanlar, aylık ve haftalık yayınlar okuyorum. Kitap olarak en son bioteknoloji konusunda bir kitap okudum. Ali İzzetbegoviç'in "İslâm" isimli kitabının da bazı bölümlerini okudum.

Altınoluk: Efendim teşekkür ederiz..

YARAR: Biz teşekkür ederiz. Allah razı olsun. Altınoluk Dergisi'ne başarılar diliyor, okuyucularına istifadeler temenni ediyorum.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook