Sami Efendi (k.s.) Hazretlerinin Çevresinde Vefat Acısıyla

0
Sayı: Temmuz 2000

"Evet!.." diyerek, gözünün ucuyla Uludağ'ın tarif olunmaz güzel görüntüsüne kısa bir süre baktı, dudaklarında tatlı bir tebessüm belirdi, sonra, yine kendi iç âlemine daldı, o kâmil ve mükemmil zat, muhterem Samî Efendi (k.)...

Bu anekdot çok eskilere ait... Musa Efendi Hazretleri bir kaç muhibbân ile Uludağ'da bir piknik tertiplemişti. Halılar serilmiş, Musa Efendi (k.) titizliğiyle, gerekli düzen ve tertib alınmıştı. Sami Efendi Hazretleri (k.) arabadan inince, bir ağaç altına serili halının üzerine oturması için yer gösterilmiş, o da zuhûrâta uyma sırrını hayatî bir umde haline getiren şahsiyet yapısıyla hemen itirazsızca oraya diz çökmüştü. O, arabada bile olsa hep dizüstü otururdu. Mekan Uludağ ya!.. Dereler şırıl şırıl akıyor, kuşlar cıvıl cıvıl ötüyor, kelebekler uçuyor, gök masmavî, hafiften bir nesîm-i bahar esiyor, çiçekler rengârenk, orman, zümrüd yeşili çayırlar ve etrafında yanık gönüllü sevenleri... Musa Efendi Hazretleri (k.) o eski İstanbul Efendisi nezaket ve zarafetiyle, Üstazının yanına oturuyor. Biraz sonra ona "Efendim!" diyor, "bakınız, manzara ne kadar güzel". Sami Efendi Hazretleri (k.) iç âlemindeki tefekkürden bir an sıyrılıp, manzaraya bakıyor, tebessüm ediyor ve sadece kısa bir "evet!" diyerek tekrar iç âlemindeki güzelliğe dönüyor.

Mâlumdur, dıştaki güzellik mecâzîdir, geçicidir. Gerçek güzel, kalıcı, mutlak güzel, Allah'dır (c.c.). Geçici güzeller ve güzellikler, gerçek, mutlak ve sürekli güzel Allah'dan (c.c.) aldıkları ödünç güzellikleri bize yansıtırlar. Arifler, iç âlemlerindeki hakîkî güzeli ve güzelliği buldukları ve onu yaşadıkları için, Uludağ'ın o nefis gibi görünen manzarasına sadece bir "evet" miktarı iltifat buyurur, bakarlar. Zira içerdeki âlemde, daha güzel bir varlık var: Allah! Yunus Emre Hazretleri (k.) şöyle der.

Ballar balını buldum

Kovanın yağma olsun!

Yani kovan gibi sebebler dünyasından geçici ballar yerine, kudret âleminin balına ulaşmak! işte irfanda ulaşılan en yüce zirve... Fakir, elli yıllık hayatımızda, Yunus'un (k.) bu şiirini okuyup da, Sami Efendi, Musa Efendi ve sevenleri gibi kovanı yağma eden pek az insan gördük. Yani söylemek ayrı yaşamak ayrı!.

İçerdeki, hepimizin içindeki o güzel, varlık, keşfedilmeyi bekliyor, ulaşılmayı ve yaşanmayı bekliyor.

Ahmed bin Ferîdun Sipehsalar, Risâle-i Sipehsâlâr'ında kaydeder: "On yıl Hazret-i Hünkar'ın (k.) (yani Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî'nin) meclislerinde bulundum. Gecenin ilerleyen vakitlerinde dervişlerin uykusu gelirdi.

Mevlana, bu durumu farkeder, oturduğu yerde dizüstü, gözünü yumarak murakabeye dalar, o halde, kımıldamadan iki üç saat kalırdı. Bu durumdan istifâde ile hemen olduğumuz yere uzanır, kendimizi uykuya terkederdik. Teheccüd vaktinde Hazret-i Hünkâr'ın tatlı 'Sübhanallah' sözüyle uykumuzu almış olarak uyanırdık. On yıl hizmet ettim, onun uyuduğunu hiç görmedim."

Allah dostlarından biri şöyle demiş:

"Yâri güzel olanın gece gözüne uyku girmez!"

Dervişin başlangıç halinde "yârî" yani sevdiğe o yüce varlık kalbinde kemâl halinde güzelliğe ulaşmadığı için teheccüde zor kalkar, gece tatlı tatlı uyur. Ama ilerdeki hallerde, iç âleminde o varlık, güzellikte olgunlaşır, insanda uyku kalmaz. Yanılmıyorsam Abdulkâdir-i Geylanî Hazretleri (k.) bu konuda şöyle der: "Başlangıçta, sâlik yeni doğan bebekler gibi uyur; ona, uyu denir. Derken bir zaman gelir, büyür, olgunlaşır; ona da, artık kalk denir." Olgun dervişin gece uykusu, derin tefekkürden ibarettir, yattığı yatağında sancılıdır. Döşeği dikenlidir. Hali yakazadır, yani bir tür uyanıklıktır. Ve bu hal, Hz. Peygamber Efendimizin (s.) "Tenâmu aynâye ve lâkin lâ yenâmu kalbî" (iki gözüm uyur gibidir, ancak kalbim uyumaz.) hadisiyle ifâdesini bulur. Yine bir başka hadis-i şerifte, Rabbânî âlimin uykusunun, câhilin sabaha kadar ibâdet etmesinden daha hayırlı olduğu, anlatılır.

Alim şuurla uyumakta, câhil şuursuz ibâdette!.. Her ikisi de hayr üzeredir. Ancak, Allah'ı zikir ve Resûlüne salavatla derin tefekküre gömülerek (yakaza) yatan âlim daha hayırlıdır.

Ya Rab! Ne yüce bir din, ne yüce bir peygamber... Şuursuzluğa uykuda bile yer verilmiyor; Acaba, uyanıkken şuurlu olmanın sırrı nice olur?! Ya müfettiha'l-ebvâb iftah lenâ hayra'l-bâb, âmin. Fakir, bu incelikler gündeme geldiğinde dönüp kendime soruyorum: "Yani bu hâlinle sen... şimdi... bu hâlinle... hâlâ kendini dervişten mi sayarsın?" Aaah! Yâ hasretâ alâ hâlî, Ya müte'âlî irham halî (Ey Yüce, müte'âl olan Allah'ım, halime acı). Tabi bu satırlar kendi otokritiğim, sizinki nasıl? Bilemem ama bu fakir, hâlâ kul olamadık! Aaahh nefsim, Hû Allah, ya Gaffar, Ya Settâr, Ya Hûûû!..

Muhterem Sami Efendi Hazretleri, bir keresinde, yanında Sadık dostu Musa Efendi, Alemdar ve Ömer Ağabeyle memleketine ziyarete gider. Orada Ahmed adlı bir talebesinin Namrun (veya Tekir) Yaylası'ndaki hanesinde misafir olur. Ev ziyâretçilerle dolar taşar. Sohbetlerde, maneviyat ve irfan pırıltıları ile gönüller aydınlanır, tefekkürler yapılır, dualar edilir, namazlar kılınır. Ve bütün bir hereketli günün sonunda gece olur istirâhat vakti gelir. Ev sahibi, Sami Efendi Hazretlerine bir oda tahsîs eder. Onun hemen yanındaki odaya da Musa Efendi Hazretlerini ve diğer iki kişiyi yerleştirir. İşte o gecenin maneviyat coğrafyası ruhanî ibret-âmîz manzarası: Adana'lı gönül dostlarından Bakkal Hasan Efendi, o gece, Samî Efendi Hazretlerinin (k.) kaldığı odanın kapısının önüne bir seccade atar ve bütün gece diz üstü, sabaha kadar nöbet bekler. Acaba, Musa Efendi Hazretleri ve yanlarındaki iki arkadaşı, o gece hangi haldedir? İşte bundan sonrasını bize ev sahibi Ahmed bey, şöyle anlatır: "Gece yarısı hizmet söz konusu olur diye, bir kaç kez Musa Efendi Hazretleri (k.) ve arkadaşlarının odasına girdim. Hiç birisi yatağa girmemişti. Yataklar, akşam hazırladığım gibi duruyordu. Hiç dokunulmamıştı. Musa Efendi Üstadımız (k.) seccade üzerinde, diz üstü, başını kalbinin üzerine eğmiş, hiç kımıldamadan sürekli olarak Allah'ı (c.) tefekkür (yani murakabe) halinde... Alemdar Efendi tesbihatla, Ömer Bey de Kurân tilâvetiyle meşgul... Sabah, Sami Efendi Hazretlerinin yatağını toplamak üzere odasına girdiğimde onun da bozulmamış olduğunu farkettim. Yorgun olmalarına rağmen Samî Efendi Hazretleri de uyanık bir gece geçirmiş, sevgili dostları da..." Gecesi uyanık geçen bir Peygamberin (s.a.) izinden giden ümmetin de uyanık olması... Bilmem, bundan daha ulvî ve çarpıcı bir manzara olur mu? Geceler, zikre aç, geceler dualara aç, geceler namazlara aç. geceler gözyaşlarına aç... Ve geceler vuslata aç...İşte ayetler: "Gece ona secdeye kapan ve uzun bir gece (boyunca, Allah'ı) tesbih et" (el-İnsan / 26); "(Ey Muhammed s.a!) Rabbın senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalk(ıp namaz kıl)dığını; Seninle beraber bulunanlardan bir topluluğunda böyle yaptığını biliyor" (el-Müzzemmil / 20); "Gecenin bir kısmında da, Sana mahsus bir nafile namaz kılmak üzere uyan; böylece Rabbinin seni güzel bir makama (makâm-ı Mahmûd'a) ulaştırması umulur." (el-İsra / 79).

1998'de Musa Efendi Hazretleri (k.) geçirdiği ağır rahatsızlık sonucu hastahaneye kaldırılmış, tüm sevenlerin yüreği ağzına gelmişti. Çiçek baba'ya o günlerde, bir umutla bakmış, "ne oluyoruz, efendim!" demiştim. "Korkma" diye karşılık vermiş, gönüllere ferahlık veren tebessümüyle bu fakiri rahatlatmıştı: "Hastanehaye ziyarete gittim" dedi çiçekçi Baba, Efendi Hazretleri (k.) yanına aldılar. Çok zor konuşuyordu. Yoğun bakım odasında... Yanındayım başbaşayız. Dostlarımız dışardan pencereden ikimize bakıyor. Eğildim Efendi Hazretlerinin (k.) kulağına, "Sultanım! Şu ihvana söyleyin de, bu fakirin ömrü uzun olsun diye benim için dua etsinler" dedim. Yorgun gözleriyle şöyle bir baktı, biz de kendisini tebessüme garkeden şu açıklamayı yaptık. "Sami Efendim (k.) rüyâ âleminde, bu fakire, 'evlâdım İbrahim Efendi, önce siz vefat edeceksiniz, ardınızdan da Musa Efendi' demişti. Bu evladlarınız ömrümüz uzun olsun diye fakire dua ederse, dolayısıyla sizin de ömrünüz uzun olur!"

Çiçek Baba 1999 yılının başlarında aralanan ahiret kapısından Rabbimizin huzuruna çıktığında, fakirin kalbine hemen az önceki anekdot geldi. İçimiz cızz etti. Sami Efendisine (k.) o denli inanmış ve rüyadaki ölüm haberine öyle şeksiz ve şüphesiz teslim olmuştu ki... Kendi ifadesiyle "önden gidecek, orayı hazırlayacak, sonra Musa Sultanımız gelecek" idi. Aralarında altı ay vardı.

Allah (c.) âhirette buluştursun cümlemizi.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook