Kendini Aşmış Bir Nesil

0
Sayı: Ağustos 2003

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi “Sahâbe kıvamı”nı konu alan yazı dizimizde biz, o ilk neslin bütün vasıf ve özelliklerini tespit ve takdim etmek gibi bir yolu seçmiş değiliz. Her yazıda onların en önde gelen özellik ve güzelliklerinden bir-iki noktayı okuyucularımızla paylaşmayı ve böylece bu sütunda sahâbe olgunluğu (kıvamı) üzerinde birlikte düşünmeyi (i’mal-i fikr) yeğlemiş bulunmaktayız. Bu kez de sahâbe kıvamının beşerî ve sosyal (insanî ve içtimâî) yönü üzerinde yüce kitabımızın öne çıkardığı üç özelliği bir başka ifade ile üç anlamlı ve örnek tavrı değerlendirmeye çalışacağız.

1. Kâfirlere karşı zorlu ve tavizsiz, kendi aralarında yumuşak ve merhametli

Allah Teâlâ öncelikle sahâbe neslini sonra da onlarla aynı imanı paylaşan tüm Müslümanları beşerî ve sosyal açıdan genel tutum ve davranış olarak şöyle tanımlamaktadır: “Muhammed Allah’ın elçisidir. Onunla beraber olanlar kâfirlere karşı pek zorlu ve sert, kendi aralarında ise oldukça merhametli ve yumuşaktırlar.1

Hemen işaret edelim ki burada, kâfirlere karşı söz konusu olan sertlikten (şiddet) maksad, kaba bir katılık olmayıp onlar karşısında tavizsiz olmak, kendi değerlerine sonuna kadar sahip çıkmak, asla düşman tehditlerinden yılmamak ve tekliflerine kanmamaktır. Nitekim bu tavrın ilgi çekici birçok misalini İslâm tarihi eserleri günümüze ulaştırmıştır. Sahâbîleri tanıtmak için yazılmış eserler de bu açıdan zengin örnekler içermektedir.

Dışta kararlı ve tavizsiz, içte merhametli ve yumuşak olmak bir tür çelişki sayılmaz mı diyecekler olabilir. Unutulmamalıdır ki her milletin ve ümmetin iç düzeni ve ilişkileri ile dış mihrak ve düşmanlarına karşı tutum, tavır ve tarz-ı siyaseti mutlaka az çok farklıdır. Her toplumda ve her dönemde bu böyle olagelmiştir. Sahâbe neslindeki müminlere karşı alçak gönüllü ve yumuşak, kâfirlere karşı zorlu ve tavizsiz (ezilletin ale’lmü’minin, e’izzetin ale’l-kâfirîn)2 yada kâfirlere karşı kararlı ve zorlu, kendi aralarında merhametli ve yumuşak (eşiddâu ale’l-küffâr, ruhamâu beynehum) olma özelliği, her şeyden önce onların, vasıflı ve tavırlı bir İslâm nesli olduklarını göstermektedir. Bu özellik ve tavır merhum Âkif’in şu beytinde ifadesini bulmuş gibidir:

“Yumuşak başlı isem kim dedi uysal koyunum,

Kesilir belki fakat çekmeye gelmez boyunum!3

Bu “içte yumuşak, dışta tavizsiz, kararlı ve zorlu” diye de ifadesi mümkün olan tavrın, mutlak olarak sulh ve sükûnun asgarî şartı olduğu; böylesi bir sosyal tavır ve düzeyden uzaklaşan veya bu iki tavrı tersine çeviren yani içte aslan, dışta süt dökmüş kedi tavrı takınan yönetim ve toplumların yaşadığı kaostan açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu acınası hali Âkif şöyle dile getirir:

“Zulme tapmak, adli tepmek, hakka hiç aldırmamak,

Kendi âsûdeyse, dünya yansa, baş kaldırmamak;

Enseden aslan kesilmek, cepheden yaltak kedi

Müslümanlık bizden evvel böyle zillet görmedi.4

Merhum Âkif’in tespit ve tasvir ettiği bu tavrı paylaşan bir sosyal yapının güvenli olması, içte ve dışta saygınlığının bulunması her halde mümkün değildir.

Pek tabiî olarak bugün Müslümanlık ve müslümanlar, sahâbe döneminde gördüğü izzeti hâlâ büyük bir hasretle aramakta, o “devr-i nûra nûr”un yâdıyla teselli bulmaya mahkum olmanın buruk sevincini ve derin acısını paylaşmaktadırlar.

2. Mallarıyla canlarıyla cihat ederler

Kâfirlere karşı sert ve tavizsiz olmanın doğal sonuçlarının başında, İslâm’ı insana ulaştırma görevinin, özel şartlar çerçevesinde (silahlı-fiilî) uygulaması demek olan cihad gelmektedir. Onu canla başla yerine getirmek de o vasfa yakışan yegâne tavırdır. Sahâbîlerin bu noktadaki durumu âyet-i kerîmelerde şöyle ifade edilmiştir:

“Fakat Peygamber ve onunla aynı inancı paylaşanlar (Allah yolunda) mallarıyla ve canlarıyla cihat ettiler. İşte bütün hayırlar onlarındır ve onlar kurtuluşa/sonu gelmez mutluluğa erenlerdir.”5

“(Gerçek) müminler, yalnızca Allah’a ve Resûlüne iman edenler sonra bu konuda aslâ şüpheye düşmeyenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte imanlarında doğru olanlar onlardır.6

Burada görüldüğü gibi cihat ile ilgili çoğu âyette mal candan önce zikredilmektedir. Herhalde böylece, malını Allah yolunda fedâ edemeyenin canından hiç vaz geçemeyeceği ortaya konulmaktadır. Öte yandan malla cihadın daha yaygın olduğu da vurgulanmış olmaktadır.

3. İhtiyaç içinde de olsalar kardeşlerini kendilerine tercih ederler

Dışa karşı cihat kelimesinde odaklaşan tavrın içe dönük tarafında ise, yumuşak ve merhametli olmanın zirvesi demek olan din kardeşini -kişisel ihtiyacına rağmen- öz nefsine tercih etmek (îsâr) erdemi gelir. Özelde ensar genelde sahâbîlerin tümündeki bu erdem ve güzelliği de yüce kitabımız şöylece ilan etmektedir;

“Onlardan önce Medine’yi yurt ve iman evi edinenler, kendilerine hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı kalplerinde kıskançlık duymazlar. Muhtaç da olsalar, muhâcir kardeşlerini kendilerine tercih ederler…

Aslında yukarıdan beri özetlemeye çalıştığımız beşerî ve sosyal vasıfların özü iyi tahlil edildiğinde îsâr kelimesinde topluca ifadesini bulduğu görülecektir. Bu da herhalde kendisini aşmış olmak diye özetlenebilir. O halde sahâbe nesli, “kendisini aşmış” bir toplum, sahâbe kıvamı da beşeri ve sosyal yönden en üst düzeyde “kendini aşma olgunluğu” diye anlaşılabilir.


Dipnotlar: 1) Fetih suresi (48), 2) 29. Mâide suresi(5), 54. 3) Safahat, s. 4) Safahat, s. 5) Tevbe (9), 88. 6) Hucurât (49), 15.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook