Güney Sudan Kime Emsal Olacak?

0
Sayı: Kasım 2010
Parçalanma Sürecindeki İslam Ülkesi; Sudan

Sudan, Afrika’nın ve Arap dünyasının en büyük ülkesidir. (2.5 milyon kilometrekare)

 9 Arap ve Afrika ülkesiyle sınırı bulunur. 40 milyonluk nüfusu, 600’ü geçkin kabileden oluşmaktadır. Ülke genelinde 115 farklı dil ve lehçe kullanılmaktadır...

Henüz randımanlı bir şekilde kullanmasına fırsat verilmese de suyu, petrolü, ormanları ile, uranyumdan, altına, bakırdan fosfora, manganezden kroma ve daha bir çok yer altı kaynakları ile göz kamaştıran bir zenginliğe sahiptir... 

 Kızıldeniz’e olan 644 km’lik kıyısı ile Ortadoğu ile büyük Afrika boynuzu arasındaki bağlayıcı konumu ile stratejik açıdan da dikkat çekici bir ülkedir...

 Sudan, Afrika’nın İslam’a açılan kapısıdır aynı zamanda. İslam’ı, başta Afrika boynuzu, Nil nehri ve göllerin kaynağı olan ülkelerin hepsine ulaştırabilecek potansiyeli fazlasıyla taşımaktadır…

Sudan’a dair bu bilgiler göz önüne alındığında, bu önemli İslam ülkesinin, arkasında emperyalist batılı ülkelerin olduğu bir proje nedeniyle bugün bölünmenin eşiğine gelmiş olmasına şaşmamak gerekiyor.

 O eşiğin aşılıp aşılamayacağı Ocak 2011’de netlik kazanacak. Hıristiyan azınlığın yoğun olarak yaşadığı Güney Sudan, Ocak 2011 yılında yapılacak referandum ile kuzeyden ayrılıp ayrılmayacağına karar verecek. Referandumun gerçekleşmesi halinde sonucun ayrılmaktan yana çıkacağı kesin gibi. Zaten referandum sonucundan ziyade gündemi meşgul eden konu, referandumun ertelenmesi ya da gerçekleşmesi halinde Sudan’ı nasıl bir gelecek beklediğidir… 

Referandum, Güney ile Kuzey Sudan arasında yarım yüzyıla yakın süren iç savaşı sona erdiren 2005 barış anlaşmasının sonucu. Binlerce insanın ölümüne neden olan iç savaş ise geçen yüzyıllarda misyonerler tarafından ekilen fitne tohumlarının eseri.

Misyonerlerin tüm Afrika’da olduğu gibi Sudan’da ektikleri fitne tohumları, emperyalist devletlerin üstün gayretleri ile birleşti ve semeresini verecek kıvama geldi. Güneyin, Sudan’dan kopartılma projesi hedefine ulaşırsa bunun çok ciddi sonuçlar doğuracağı, bölünmenin sadece güneyle sınırlı kalmayacağı, arkasının çorap söküğü gibi geleceği, hatta ortaya çıkan gerginlik ve istikrarsızlık ateşinin sadece Sudan’ı yakmayacağı, tüm bölgeyi derinden etkileyeceği dillendiriliyor siyasi analizlerde…

İsyandan De-Facto Devlete

Güney Sudan, Sudan'ın güney bölgesinde kurulan de-facto bir devlet. Güneyliler 9 Ocak 2005 yılında Kuzey/Güney iç savaşı sonrasında özerkliklerini ilan etmişlerdi. Güney Sudan’ın Etiyopya, Kenya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Uganda, Orta Afrika Cumhuriyeti ile sınırı bulunuyor. Sudan nüfusunun % 10'unu oluşturan animistlerle, % 7'sini oluşturan Hristiyanların çoğu Güney'de yaşıyor.  Sudan’ın yer altı kaynaklarından en önemlisi olan petrol rezervinin çok büyük bir bölümü yine bu bölgede bulunuyor.  

Eski bir asker olan John Garang liderliğinde kurulan Sudan Halk Kurtuluş Cephesi, (SPLA) bir zamanlar Sudan yönetimine karşı savaşan küçük bir isyancı grup iken bugün Batı ve İsrail’in yardımlarıyla ağır silahları, askeri uçakları olan, düzenli bir orduya sahip bir devletçik adeta. Benzetmek gerekirse Irak’ın kuzeyini andırıyor.

SPLA, Güney Sudan’da yaşayan Hıristiyan ve diğer Afrika dinlerinden Afrikalıların özgürlükleri ve demokrasiye kavuşmaları için mücadele ettikleri tezini kullanarak Güney Sudan sorununu uluslararası zemine taşımaya muvaffak oldu. Tabi bu noktada Batının çok ciddi bir desteği olduğunun altını çizmek gerekiyor.

Uluslararası toplumun baskısını haddinden fazla hisseden Sudan yönetimi, SPLA ile masaya oturmak zorunda kalmış, bir dizi görüşmeler sonunda, 2005 yılında Güney Sudan’ın bağımsızlığı için 6 yıl sonra yapılacak referanduma gidilmesini kabul etmişti. İşte o altı yıl Ocak 2011’da doluyor. 

Sudan merkezi yönetim çevrelerince referandumun ertelenmesi talebi dillendirilse de Güney tarafı ve onun hamiliğini üstlenen ABD yönetimi, referandumun mutlak surette gerçekleşmesini istiyor. Washington, referandumdan çıkacak sonuca saygı gösterilmesini ve Güney Sudan’ın ayrı bir devlet kurma hakkının engellenmemesi gerektiğini savunuyor.  Hatta Obama yönetimi iki taraf arasında yeniden bir çatışma ortamı doğması halinde müdahale edeceğini dahi ifade ediyor.

ABD, Sudan’ın Bölünmesini Neden İstiyor?

Amerika’nın Güney Sudan’a duyduğu sempatinin ve Sudan’ın bölünmesini arzu etmesinin ardında stratejik, ekonomik ve emperyalist birçok neden sayılabilir.

Bu nedenler arasında en dikkat çekici olanı, İslam’ın güney Afrika’da yayılışını durdurmak olduğunu söylemek mümkün.  Güneyde kurulacak Hıristiyan bir devlet, Kenya ve Uganda’yla birlikte İslam’ın Afrika’daki yayılışına, Müslüman ve Arap nüfuzuna çok ciddi bir engel teşkil edecektir...

Sudan’ın toplam petrol rezervinin 3 milyar varil olduğu ve bu petrolün büyük kısmının güneyde olduğu gerçeği göz önüne alındığında ise Amerika’nın neden güney bölgesini Sudan’dan kopartmaya çalıştığı sorusu daha kolay cevaplanabilir.

Afrika için su, petrolden çok daha değerli stratejik silah haline gelmiş bulunuyor. Afrikalı yandaşlar aracılığıyla da olsa Afrika’nın pek çok ülkesine hayat veren Nil nehri üzerinde söz sahibi olmak, Mısır gibi ülkelere baskı yapabilme imkânını vereceği için parçalanmış bir Sudan’ın varlığı ABD ve İsrail için elbette tercih edilecek bir durumdur…

Güney Sudan Kime Emsal Olacak?

Referandumda bağımsızlık yönünde bir karar çıkması halinde bunun bölgesel yansımalarının ne olacağı yönünde yapılan değerlendirmelerin en dikkat çekici tarafı, Güney Sudan meselesinin, benzer sorunlar yaşayan ülkeler arasında en çok hangisine emsal olacağı sorusudur.

Bu noktada, Güney Sudan meselesinin, Afrika ülkelerinden daha çok Ortadoğu ülkelerinin özellikle de Türkiye’nin etkileneceği iddia edilmektedir. Türkiye’nin politik açıdan Sudan gibi yalnızlık içinde olmaması, demokrasi ve insan hakları gibi konularda Sudan’a göre saygın bir yerde bulunması, ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri ile ilişkilerinin iyi olması, benzer bir sürecin yaşanmayacağını gösterse de, uluslararası ilişkilerde konjonktürle ve çıkar ilişkilerinin belirleyici olduğu gerçeği ifade edilmektedir.(1)

Sonuç olarak, Sudan, ülke bütünlüğünü ilgilendiren çok kritik günlerin arifesinde bulunmaktadır. Güney’in ana karadan ayrılma ihtimali sadece Sudan’ı değil tüm bölgeyi yakından etkileyecek sonuçları da beraberinde getirecektir.

Her anlamda stratejik konuma sahip, Afrika’nın ve İslam dünyasının bu önemli ülkesinin bölünmesi ve arkasında İsrail ve emperyalist batılı güçlerin olduğu bir devletin tesis edilecek olması elbette son derece kaygı vericidir.

Dipnot: 1-İbrahim Tığlı (20 Ekim Zaman)

Irak’ta ABD Kılavuzluğunda İnsanlık Suçu

ABD’nin Afganistan’daki kirli çamaşırlarını ortaya dökmesinden sonra WikiLeaks’in, bu kez Irak’ta işlenen insanlık suçlarını dünya kamuoyuna duyurması, geçen ayın en flaş haberiydi.

Kaynaklarının gizliliğini koruyarak hükümetlerin ve diğer organizasyonların hassas belgelerini yayınlamasıyla adını duyuran internet sitesi WikiLeaks, 400 bin belge ile geçmişte sadece kuşku duyulan, fakat ABD ordusu tarafından itiraf edilmeyen veya ayrıntısıyla açıklanmayan iddiaların çoğunun doğru olduğunu gözler önüne serdi.

2004-2009 yılları arasında yazılan 400 binden fazla rapor, Irak işgali gerçeğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Belgelerde, Amerikan askerlerinin Irak halkına yaptığı işkenceler yer alıyor. Askerlerin Iraklı sivillere yönelik katliam ve infazları da belgelerde yer alanlar arasında. Belgelerde, Amerikan askerlerinin Telafer'de sokak ortasında infaz ettikleri siviller, matkapların kullanılması gibi akıl almaz işkence olaylarına göz yumulması, helikopterden yerdeki halka ateş açılması, teslim olan Iraklı direnişçilerin yargısız infaz edilmesi gibi ağır insanlık suçlarını ortaya çıkarmış bulunuyor.

BM İnsan Hakları Özel Raportörü:

“Filistin’de işgal Geri Çevrilemez Noktaya Doğru”

 “Yahudi yerleşim yeri inşaatlarının devam etmesi, İsrail'in Filistin'deki işgalini geri çevrilemez bir noktaya götürüyor.” Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Özel Raportörü Richard Falk işgal altındaki topraklardaki acı gerçeği bu sözleriyle dile getiriyor.

Birleşmiş Milletler Özel Raportörünün BM Genel Kurulu için hazırladığı raporda Batı Şeria ve Doğu Kudüs'ün bu yerleşim yerleri üzerinden fiili olarak İsrail'e bağlanmakta olduğu vurgulanıyor.

İsrail Yahudi yerleşimciler için, işgal altındaki Filistin topraklarında inşaat yasağının sona ermesinin üzerinden geçen bir aylık sürede 600 yeni konutun inşaatını başlattı.

İsrail'in 1967 yılındaki işgalinden bu yana Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te inşa edilen 100'den fazla yerleşim yerinde yaklaşık yarım milyon Yahudi yaşıyor. Aynı topraklarda yaşayan Filistinli sayısı ise 2,5 milyon. Bu yerleşim yerleri uluslararası hukuka göre yasadışı kabul ediliyor.

Davutoğluizm Yükseliyor, Türkiye öne çıkıyor

Türk dış politikası ve onun mimarlarından Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, dünya medyasının, siyasi analizcilerin gündemini meşgul etmeye devam ediyor.  Davutoğlu’nun Yunancaya çevrilen Stratejik Derinlik”  kitabının Yunanistan’da en çok satan kitaplar arasına girmesinin ardından, Arapçası da Ortadoğu kitap piyasasında büyük ilgi görüyor.

Davutoğlu’nun, Türkiye’nin dünyada değişen algısına yaptığı katkılar ise Batılı siyasi analizcilerin en çok irdelediği konuların başında geliyor. Son olarak New York Times’ın köşe yazarlarından Roger Cohen, “Türkiye öne çıkıyor” yazısında Batılıların dünyadaki değişimi algılaması için Türkiye’yi görmesi gerektiğini belirtiyor. Cohen bu yeni dönemi ‘Davuoğluizm’ olarak adlandırıyor. Cohen yazısında şu ilginç tesbitlerde bulunuyor:

“Türkiye, ekonomik ilişkileri kullanarak bölgesinde bölgesel barış ve istikrarı sağlamaya çalışıyor. Bu size tanıdık gelmedi mi? Avrupa Birliği de aynı fikir üzerine kurulmamış mıydı? Peki bu duruma Batılılar’ın bakışı nasıl? Türkiye’yi hiç de ileri görüşlü olmayan bir şekilde AB’nin dışında tutan Avrupalılar’ın şikayet etme hakları yok. David Cameron’ın söylediği gibi Türkiye’nin çadırın yanında nöbet beklemesine izin veriyorlar ancak çadırın içine almıyorlar. Bu yanlış ve aptalca... Türkler değişen dünyada başardıklarından gurur duyuyor.”

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook