Tavaf Mektebi

0
Sayı: Mart 2011

Tavaf kelimesi bir şeyin etrafında dönmek, yürümek demektir. Kâbe ise küp şeklinde olduğu için küpe benzetilerek “kâbe” olarak isimlendirilmiştir. Kâbe’nin küp şeklinde oluşu mükemmelliği simgeler. Mükemmel ise kendisine bir şey eklenip çıkarılamayacak şekilde tam olandır.

Tavafa bir dönüş hareketi olarak baktığımızda başlangıç noktasından hareket edip yine aynı noktaya gelerek dâireyi tamamlarız. Dâire de bir mükemmelliğe işârettir. Hadîs-i şerîfte “Allah Teâlâ’nın sağ eli olarak” nitelenen Hacer-i Esved noktasından başlayan dönüş hareketi aynı noktada son bulur. Bu durum âyette belirtilen “Biz Allah’tan geldik ve yine dönüşümüz O’nadır” hakîkatinin yaşanmasıdır. Allah’a dönüş bir isteyerek bir de zorunlu olarak gerçekleşir. Kişi istemese de Allah’a dönmektedir. İsteyerek Hakk’a dönüş bir muhabbetin netîcesidir. Likâullaha müştak olanlar bu dönüşü dünyâda iken tamamlarlar. İşte tavafta bu muhabbetin ve varacağı ilâhî huzurun şuurunda olma tâlimi yapılır.

Tavafa evliyaullahın işâretleri doğrultusunda bir çok açıdan bakılabilir. Tavaf  mânevî hayatın bir özetidir. Nasıl ki insan bedeni  yedi kez kendini yenileyebiliyorsa, nefs de kendini yedi kez yenileyebilir. Buradan kastettiğimiz Kur’ân-ı Kerîm’de belirtilen nefs mertebelerini geçmektir. Yedinci mertebe “nefs-i kâmile”dir. Tavaf yapan kişi her bir dönüşte bu mertebelerden birini geçmeye niyet ederek tavaf yaptığında “kâmil mü’min” olmanın bir çalışması yapılmış olur. Tavafta kazanılan mânevî birikim ondan sonra hayatımızın bütün alanına yayılarak, Hak dostlarının gözetiminde bir seyr u sülûk gerçekleştirilmelidir.

Tavafa arınmak olarak da bakılabilir. Bu mânâda Cenâb-ı Hakk’ın âleme feyzi Kâbe’den yayması düşünüldüğünde, Kâbe’nin etrafında dönen kişi bütün feyz çeşitlerinden  en yakın mesâfeden istâfede eder. Bu tıpkı dev bir şelâleden dökülen suyun en yakınında olmak gibi bir şeydir. Tavaf eden de mânevî şelâlenin etrâfında arınır.

Tavafa iman açısından bakılırsa, Kâbe bir tânedir. Birin etrafında döneriz. Bu dönüşle fiilî olarak vâhid ve ehad olan Hakk’tan başka ilâh yoktur demiş oluruz. Kelime-i Tevhîdi burada yaşarız. Muhammedurrasûlüllahı da Medîne’de tabii. Birin etrafında yedi kez dönüş ise îmanda kemâlin derecelerine işâret sayılabilir. Mü’min her an îman bakımından bir terakkî içinde olmalıdır. Taklîdî îmandan, tahkîkî, bir başka deyişle şuhûdî îmâna terakkî yolunda olmalıdır.

Tavafa esmâ-i hüsnâ açısından bakılacak olursa, Hacer-i Esved zât mertebesi olup Allah isminin karşılığıdır. Dönüşle birlikte bütün esmâlarda kulun seyri söz konusudur. Esmâ-i ilâhiyyenin mazharı olarak yaratılan insan, burada tavaf ile bütün ilâhî isimlerin tecellîlerine mazhar olur. Orada  emir buyrulan “Allah’ın ahlâkı ile ahlaklanın” sırrına erer. Hayatını da artık bu minval üzere düzenler.  Allah Teâlâ nasıl kullarına merhametli ise Rahmân ve Rahîm isminin tecellîsine mazhar olan kul bu ahlakla ahlaklanarak başkalarına merhamet eden kişi olur. Nasıl Hak kullarını af ediyorsa o da af edici olur. Bu misalleri çoğaltmak mümkündür.

Tavaf ederken etrafımızdaki insanları da düşünecek olursak hiçbir sınıf, renk, yaş ve cinsiyet ayrımı gözetmeden kardeşliğin talimidir.

Tavaf eden kişi öyle bir meydandadır ki burası, bütün peygamberlerin, velîlerin ve her an dünyânın çeşitli yerlerindeki mü’minlerin yöneldiği, himmetlerinin üzerinde olduğu, feyzin bereketin deryâ olduğu bir yerdir. Peygamberler ve velîlerin rûhâniyetlerinin kendisini seyrettiğini düşündüğünde tavaf eden kendisini bambaşka bir iklîmin içerisinde bulur.

Tavafta edep yüzün Kâbe’ye dönük olması ve konuşmamaktır. Yürüyüş yüz Kâbe’ye dönük olarak gerçekleşir. Bu aşk açısından yorumlanırsa, kişiye mutlak sevgili olan Hak’tan başkasını görmemeyi öğretir. “Her nereye yönelseniz Hakk’ın vechi oradadır” âyetinin yaşanmasıdır.

Hasılı Allah Teâlâ’yı seven için hayat bir tavaf olur. Her şey Bir için ve onun için el-Muhît ismi tahtında yapılır. Dönerken sürekli Kâbe ile beraberiz. Yine böylece her nerede olursak olalım dâimâ Hak ile berâberlik sırrı yaşanır.

Tavaf bütün dünyâya tevhîdi anlatmaktır. Hak’tan alınan feyzi âleme saçmaktır.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook