Mısır’da Devrime ve Değişim Umuduna Vurulan Darbe…

0
Sayı: Ağustos 2013

Sorun sarmalı içindeki bir coğrafyada yaşamak kolay değil.

İktidar olmak hiç kolay değil...

Adına Arap baharı denen değişim dalgasının filiz verdiği günlerden bu yana Kuzey Afrika’dan Ortadoğu’ya uzayan coğrafya hakikaten zor bir süreçten geçiyor. Kimi bölge halkları bahara kavuşmanın keyfini sürmeden deyim yerindeyse zemheri kara kışın iliklere kadar işleyen soğuk havasını teneffüs ediyorlar şu günlerde...

Mısır, Tunus’un ardından Arap Baharı’nın ikinci durağı idi. 25 Ocak 2011 tarihinde gerçekleşen halk devrimi sadece 60 küsur yıldır süren bir askeri despotizmi sona erdirmedi, aynı zamanda demokrasiye susamış tüm bölge halkları için umut kaynağı oldu. Ama bu umut, Mısır tarihinin ilk seçilmiş Cumhurbaşkanı’nın daha iktidardaki birinci yılını doldurmadan uluslararası boyutu olan bir darbeyle devrilmesi sonucu yerini karamsarlığa bıraktı. Ortadoğu halklarının umut bağladığı köklü değişim ve dönüşüm hayallerine büyük darbe indirildi.

Amerika’sından, Avrupa Birliği’ne, İsrail’den, Körfez’deki monarşilere, içerideki diktatörlük bakiyesinden “Baltacılar/Magandalara” varıncaya kadar, sureti katiyette bir araya gelmeyecek çok geniş bir çevre Mısır tarihinin ilk seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi iktidarını askeri bir darbe ile deviren komplonun parçaları olarak tarihe geçtiler…

Bu dosyamızda Mısır’ın toplumsal, siyasal dinamiklerini irdeleyerek Ortadoğu’da yaşanmakta olan köklü değişim ve dönüşümün önündeki dâhili ve harici mâniaları tahlil etmeye çalışacağız. Arap Baharı’nın, genel anlamda tüm Ortadoğu’da ve Mısır üzerindeki etkilerine geçmeden önce dosyamızda yer alan Mısır’ın yakın tarihine ilişkin anekdota göz atarak Mısır’ı biraz daha yakından tanımak mümkün olacaktır.

Arap Baharı’nın Ortaya Çıkardığı En Önemli Sonuç;

Daha önceki yazılarımızda da ifade etmiştik; Arap Baharı’nın ortaya çıkardığı en önemli sonuçlarından biri İslam’ı referans alan partilerin belirgin bir şekilde ön plana çıkmaları oldu. Tunus’ta, Libya’da, Yemen’de islami partiler, ülkelerinde oluşan yeni siyasi tabloda ağırlıklı söz sahibi aktörler oldular.

Bu durum Mısır için de geçerli idi. Hatta çok daha belirgin olarak. Bu tablo gerek söz konusu ülkelerin laik, liberaller çevrelerince, gerekse Batı tarafından hep kaygı unsuru olarak takdim edildi.

Bugün Mısır’ın seçimle iş başına gelmiş ilk Cumhurbaşkanı’nın bölgesel ve küresel dinamiklerin de odağında yer aldığı çok boyutlu bir kumpas ile devrilmesi sürecinde, olup bitene bakılacak olursa bu kaygı sadece kaygı olarak kalmamış. “İslamcı” Mursi iktidarını başarısız kılacak birçok atraksiyon içerden ve dışardan elbirliği ile devreye sokulmuş.

Bir anlamda İhvan Hareketi’nin iktidar olmasına müsaade edenler ya da bir şekilde iktidarının önüne geçemeyen yerel ve uluslararası çevreler onun muktedir olmasının önüne geçebilmek için, Mursi iktidarının ilk gününden itibaren planlı programlı bir şekilde çalışmışlar. Bu vakıa bugün çok net bir biçimde görülmektedir.

Mısır’ın İki Önemli Problemi

“Mısır’da darbe nasıl başarıya ulaş­tı?” sorusunun cevabı sadedinde şu iki hususun altınının çizilmesi gerekiyor;

Mısır halkının diktatörlük dönemlerinde en önemli iki önemli sorunu vardı; Birincisi siyasi özgürlükler, diğeri ekonomik açıdan hayat şartlarının çok büyük bir kesim için inanılmaz derece zorlaşması idi. İşsizliğin had safhaya vardığı, insanların ekonomik sebeplerden dolayı ancak 35’inde evlenebildiği bir ülke idi Mısır. Hâlâ öyle…

Ekonominin yüzde 40’ını elinde bulunduran, ekmeğin bile çok büyük bölümünü askerlerin ürettiği, en temel gıda maddelerinin askerin kontrolünde pazarlandığı bir ülke Mısır. Askerin, ekonomi üzerinde o denli ağırlığı mevcut…

Cunta ile işbirliği yapan çevreler darbe sürecinde askerin ülke ekonomisi üzerindeki bu gücünü çok iyi kullandılar. Elbirliği ile derinleştirilen ekonomik kriz, Mursi iktidarına karşı kurulan komplonun en önemli ayağı oldu bir başka deyişle.

Gaz, elektrik, temel gıda maddeleri gibi hayati öneme sahip ihtiyaçlar Mursi döneminde bir anda karaborsaya düştü. “Diktatör Hüsnü Mübarek zamanında dahi bu sıkıntıları yaşamıyorduk. Ekonomi daha iyi işliyordu.” söylemi ağızlara sakız edilmeye başlandı. Mursi toplumu “ihvanlaştırıyor” yaftası ile Tahrir Meydanı doldurulamayınca ekonomik sıkıntı derinleştirilerek halkın sokaklara dökülmesinin önü açıldı daha öz ifadeyle.

Darbe sonrası gaz kuyruklarının, elektrik kesintilerin bıçak gibi kesilmesi, diğer pek çok temel gıda ürünlerinin darbenin hemen sonrası bollaşması bu komployu bugün çok net bir şekilde ortaya çıkarmıştır.

Yargı Duvarı ve Güvenlik Faktörü

Mursiye’ye karşı komplonun bir diğer önemli ayağı yargı idi. 2011 yılındaki devrim ile Hüsnü Mübarek diktatörlüğü devrilmişti ama 60 yıl boyunca devlete özellikle de yargıya kök salmış yapı olduğu gibi mevcudiyetini koruyordu. Yargı, Mursi’yi çalıştırmamak için elinden geleni ardına koymadı. Mursi’nin attığı her adım, her icraat yargı duvarına çarpıp geri döndü…

Güvenlik problemi Mursi’ye karşı kurulan komp­lonun en önemli saç ayaklarından bir diğeri idi. “Baltacılar/Magandalar” sokaklara salınırken güvenlik güçleri ortalıkta görünmemeye başladı. Gazeteler her gün özellikle kadınlara yönelik taciz haberleriyle süslenerek “halkın güvenliğini dahi sağlayamayan bir yönetim” algısı ile Mursi’ye karşı tepkiler kabartıldıkça kabartıldı.

Darbe öncesi Mursi karşıtlarının Cumhurbaşkanlığı sarayını molotof yağmuruna tutan vandallara sadece seyirci kalan güvenlik güçleri darbe sonrası Cumhurbaşkanı sarayı önünde namaz kılan Mursi yanlılarına kurşun yağdırıp 54 kişi katletmeyi kendilerine vazife bildiler …

 Darbenin Finansörü Monarşiler

Arap Baharı ile kendi koltuklarının kaygısına düşen Körfez’deki monarşiler Mursi’ye yönelik kumpasın finansörleri olarak tarihe geçtiler. Mursi’ye yönelik askeri darbeyi ilk kutlayan ve alkışlayan Körfez ülkeleri Mursi yönetimindeki Mısır’dan kuruşları esirgerken daha darbenin haftasında 12 Milyar doları bir çırpıda vesayet rejiminin emrine verdiler.

Mursi’nin Hiç Mi Hatası Yoktu?

Kimse böyle bir şeyi söylemiyor. Mursi’nin elbette ki hataları oldu. Ancak bu hataların hiçbiri darbeyi haklı kılacak hatalar değildi. Kimi dini ve siyasi gruplarla aralarına mesafe koymaları, reformlarda yavaş kalması, özellikle güvenlik güçlerinde temerküz etmiş eski rejim kalıntılarının tasfiyesinde ağırdan alması gibi hataları bu anlamda dillendirmek mümkün. Bunu kendileri de ifade ediyor.

Müslüman Kardeşler’in siyasi kanadı Hürriyet ve Adalet Partisi’nin önde gelen isimlerinden Dr. Abdülmecid Darderi, Mursi’nin hatalarını şu sözlerde sıralıyor:

Mursi’nin en büyük hatası, Mübarek’ten arta kalan eski rejimin (Arapça “fulûl”) yolsuzluklarına karşı yeterince hızlı hareket etmemesiydi. Eski rejimin kalıntılarına karşı hızla hareket etmesini kendisinden birçok kez istemiştik. Ama o orduya, polise, yargıya güvendi. Gidip General Abdülfettah El Sisi’yi bakan yaptı. Düşünün, sonra başbakana bağlı o bakan geldi, cumhurbaşkanını hapse attı, kukla bir cumhurbaşkanı atadı, anayasayı ve Şura Meclisi’ni feshetti ve ABD ile AB de tüm bunları utanç verici bir şekilde destekledi!”

Mursi’nin Toplumu “İhvanlaştırdığı” İddiaları

İçeriden ve dışarıdan Mursi’ye yönelik darbeye kılıf uydurmaya, haklılık payı çıkartmaya çalışan çevrelerin ileri sürdüğü en önemli argümanlardan biri; Mursi’nin toplumu “ihvanlaştırdığı”, ülkeyi tek başına yönetmeye çalıştığı iddiası idi.

Bu iddia ne kadar gerçeği yansıtıyor peki?

Mursi döneminde yapılan atamalara bakıldığında bu eleştirinin hiç de haklı olmadığını görmek mümkün. Şöyle ki 6.5, milyonluk toplam memur kadrosu içinde İhvan’ın getirdiği yüz isim bile olmadığının altı çiziliyor mesela. Yine, darbe olduğunda kabinedeki 37 bakandan sadece 7’si İhvan kökenli idi. Aralık 2012’de Üst Meclis’e Mursi’nin yaptığı atamaların yüzde 75’i “İslamcı” diye bilinmeyen isimlerden oluşmuştu. “Devleti İhvanlaştırmakla” suçlanan o Mursi tarihte ilk kez bu göreve 12 Kıpti dahi seçti. 27 valilikten Mursi zamanında atanılan 17 valinin sadece 5’i İhvan’ın Özgürlük ve Adalet Partisi’nden. 22 kişiden oluşan cumhurbaşkanlığı ekibinin sadece 7’si ÖAP mensubu idi. 39 üyeden oluşan Yüksek Basın Konseyi’nin sadece 4 üyesi, 27 üyeli insan Hakları Konseyi’nin de sadece 4 üyesi İhvan’ın partisi ÖAP’dendi.

Türk Dış Politikası ve Reel Politik

Mısır’daki darbeye darbe diyen ülke sayısı bir elin parmakları kadar az oldu. Bunlardan biri hatta en önde gelen ülkelerden biri de Türkiye idi. Bu arada Afrika Birliği bu anlamda Batı’yı utandıracak bir çıkış yaparak darbeye darbe dedi ve Mısır’ın Afrika Birliği üyeliğini askıya aldı.

Türkiye’nin, uluslararası camia tarafından Suriye’deki iç savaş ve insanlık dramı ile baş başa bırakılmasından sonra Mısır konusunda da Türk dış politikasının “yanlış ata” oynadığı yönündeki eleştirilerin basında sıkça dillendirildiğine şahit oluyoruz.

İsrail ile Mavi Marmara krizinden bu yana ilişkileri kopan, İran ile Suriye krizi sebebiyle ters düşen, Irak’ta Bağdat yönetimi ile arası açılan, darbeye darbe diyememeleri sebebiyle Batı dünyası ve başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez’deki diğer monarşilerle ters düşmesine dikkat çekerek Ankara’nın “kaybedenler safı”nda yer aldığının altı çiziliyor.

Mevcut tablonun Türk dış politikasının önüne bir takım problemler çıkartabileceği gerçeğini kabullenmekle birlikte, Türkiye’nin gerek Suriye krizinde gerekse Mısır’da meşru iktidarın askeri güç kullanarak devrilmesine karşı verdiği tepkide doğru olanı yaptığı, ilkeli, ahlaki bir politika izlediği kanaatindeyiz.

Bugünki konjonktür itibariyle Türkiye’nin açığa düştüğü algısı mevcut olsa da uzun vadede, taşların yerli yerinde oturduğu günlerde Türkiye’nin durduğu noktanın doğruluğu herkes tarafından teyit edilecektir. Türkiye dış politikasının, hakkın ve mazlumun yanında yer almasının tüm bölge halkları nezdinde zayi olmayacağı kanaatindeyiz.

Sonra, Türkiye, kaybedenler safında da İran, Amerika, Körfez ülkeleri, AB kazananlar tarafında mı? Aslında tüm Ortadoğu’da kimsenin karlı çıkmayacağı kirli bir savaş yaşanıyor. Kiminin çok, kiminin biraz daha az kaybettiği ama sonuç itibariyle herkesin kaybettiği bir savaş bu. Ancak bu kirli savaşta ölümcül büyük yarayı tüm İslam dünyasının aldığı gerçeği gün gibi ortada… Ne yazık ki!

Mısır’ın Yakın Tarihi

Mısır, yüzde yüzü Arap, % 90 Sünni Müslüman, % 10’nu Hıristiyan bir toplum.

1517 yılında Osmanlı İmparatorluğu idaresine geçen Mısır, 1914 yılına kadar resmen İmparatorluğun parçası olarak kaldı, bu tarihte 1883’te ülkede siyasi egemenliğini kurmuş olan İngiltere’nin himayesine girdi.

1922 yılında iktidara gelen Kral Fuad Mısır’ın bağımsızlığını ilân etti. 1952 yılında General Necip ve Albay Nasır’ın liderliğindeki genç subaylar tarafından gerçekleştirilen darbe sonucunda Kral Faruk ülkeyi terk etmek zorunda kaldı ve 1953 yılında Cumhuriyet ilan edildi. 1956 yılında yapılan seçimlerde Cemal Abdülnasır Başkan olarak seçildi. Başkan Nasır, ülkede sosyalist ilkelere dayalı bir ekonomik düzen kurdu. Dış politikada ise, aşamalı olarak, sosyalist blok ülkeleriyle yakın ekonomik, siyasi ve kültürel ilişkiler içine girdi.

1970 yılında Nasır’ın ölümüyle Enver Sedat Devlet Başkanı oldu. 1981 yılında bir suikast sonucu öldürülünceye kadar iktidarda kaldı. Başkan Sedat, Nasır’ın aksine, Mısır’ı başta ABD olmak üzere Batı dünyasına yaklaştırdı. İsrail’e karşı 1973 Savaşını kazanan Mısır, 1978’de ise İsrail ile Camp David Anlaşmasını imzaladı. İsrail bu Anlaşma uyarınca işgal ettiği Mısır topraklarından 1981 yılında geri çekildi.

Enver Sedat’a düzenlenen suikastın ardından 1981 yılında Cumhur­baş­kanlığı’na getirilen ve selefleri gibi asker kökenli olan Hüsnü Mübarek, içeride Enver Sedat’ın izlediği politikaları devam ettirdi. Başta ABD olmak üzere Batı dünyasıyla yakın ilişkiler tesis etti. 1981’den 2011 yılına kadar süren Hüsnü Mübarek dönemi özellikle İhvan-ı Müslimin başta olmak üzere tüm islami hareketler açısından oldukça zor geçti.

Mısır, Tunus’ta başlayan ve adına Arap Baharı denen sürecin ikinci durağı oldu. 25 Ocak 2011 yılında Tahrir Meydanında milyonlarca kişinin katılımıyla gerçekleşen ve “Nil Devrimi” veya “Ful Devrimi” olarak isimlendirilen kitlesel eylemler sonuç verdi. Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek 1981 yılından beri kesintisiz olarak sürdürdüğü iktidarını terk edip yetkilerini orduya devretmek zorunda kaldı.

2011 Mısır Devrimi sonrası yapılan ilk özgür seçimlerde, Muhammet Mursi’nin önderliğindeki Müslüman Kardeşler Örgütü’nün Özgürlük ve Adalet Partisi, oyların %37.5’ini, Selefilerin partisi El Nur Partisi oyların %27.8’ini aldı. Diğer oyların dağılımı Yeni Veft %9.2, Mısır Sosyal Demokrat Partisi %8.9, Vasat Partisi %3.7, Sosyalist Halçı İttifak Partisi %2.8 şeklinde oldu.

16-17 Haziran 2012 tarihlerinde ikinci turu gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise eski rejim kalıntılarından rakibi Ahmet Şefik’i geride bırakan Muhammed Mursi %51.73 oy oranı ile Mısır’ın seçimle iş başına gelen ilk Cumhurbaşkanı oldu...

Kurucu Meclis tarafından hazırlanan Anayasa için düzenlenen referandum ise 25 Aralık 2012 tarihinde açıklanan toplu resmi sonuçlarına göre %63,8 oy oranıyla kabul edildi.

Mısır’ın, Cumhurbaşkanı Muhammet Mursi’nin 3 Temmuz 2012 tarihinde askeri darbeyle devrilmesine kadarki yakın tarihini bu şekilde özetlemek mümkün.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook