Hizmet Aşkı, Bağlılık ve Manevi Disiplin ile Bir Ömür

0

- Sayfa : 58
Merhum Oğuz Aydınol ağabeyimiz, 28 Şubat 1928 de Manisa Akhisar’da dünyaya gelmişler. Babası Diş tabibi Ali Haydar Bey’dir. Ailesi bir süre sonra da İstanbul Laleli Gençtürk Caddesine taşınırlar. Talebelik yıllarında pek muhterem Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretleri de Adana’dan İstanbul a Laleli Gençtürk caddesine teşrif ederler ve komşu olurlar. Bu komşuluk Sami Efendi hazretleri ile yakınlığa vesile olur ve Oğuz abi o yıllarda sık sık Sami Efendi ile karşılaşırlar. Hatta babası ile beraber gittikleri sohbetlerde Sami Efendi genç Oğuz abiye ilgi gösterir, yanlarına oturturlar.

Oğuz abi Tıp fakültesi Diş hekimliğini bitirip diş hekimi olmuştur. Sami Efendi o gençlik yıllarında Oğuz abiyi göremediği zamanlarda ise pederleri ile kendilerine selam gönderir, “Oğuz bizim” derler.

Hatta bu yakınlık vesilesi ile Oğuz abinin refikaları Mualla hanımla olan nişan merasimlerine teşrif eder, Oğuz abinin nişan yüzüklerini takar. O günkü şartlarda nişan yüzüğü altın yüzük olarak alınsa da Sami Efendi altın yüzüğü Mualla Hanımefendiye hediye etmesini söyler ve kendi yüzüklerini parmağından çıkarıp Oğuz abinin parmağına takarlar.

Evlendikten sonra da Oğuz abinin kendi evine sohbetlere gelirler. Hatta Oğuz abinin çocuklarının sünnet merasimi vesilesi ile tertip edilen sohbet programına teşrif ederler.

Oğuz abi Sami Efendi hazretlerine üstün muhabbet ve teslimiyet ile bağlı biriydi. Duygulu bir halde Sami efendi ile olan Hac ve Umre ziyaretlerinden bahseder, o ziyaretlerde yaptıkları, kalacakları evi temizleme, mutfak işleri, iftar ve sahur sofralarının kurulması hizmetlerinden özlemle bahsederlerdi. Hatta bir keresinde yine bir mutfak hizmetinde bulunduklarında Efendi hazretlerinin perdenin kenarından tebessümle seyrettiğini hatırlar, hüzünlenirdi.

Mekke-i Mükerreme’de Altınoluğun karşısında, Medine-i Münevvere’de Ashab-ı Suffe’de Sami Efendi Hazretleri ve Musa Topbaş Üstadımız için yer tuttuklarından bahseder, saatler öncesinden gidip, sessiz ve edeple üstazlarının gelmesini beklemekteki lezzeti anlatırdı. “Onlar teşrif ettiklerinde kalkmak isterdim de üstadımız omuzuma bastırırlar, beni yanlarında bırakırlardı, o günler ne güzel günlerdi” derdi.

Pederleri Ali Haydar Bey ile Sami Efendi’nin Erenköy’deki devlethaneye giderek diş muayenesini yaptıklarından da bahsederlerdi. Daha sonra Merhum Musa Efendi Hazretlerinin de diş muayenelerini yapmışlar.

Oğuz Abi’mizin öne çıkan en önemli özelliklerinden biri de üstazlarına olan muhabbet ve bağlılıkları, manevi edep ve yolun disiplinini titizlikle uygulamalarıydı.

Kendilerine sohbetçilik vazifesi verilince, Sami Efendi Hazretleri osmanlıcayı iyice öğrenmesini, sahaflardan Osmanlıca hikaye kitapları alarak okumasını tenbih ederler.

Oğuz abimiz de o kitapları alır okur, öğrendiği ile de Osmanlıca olan sohbet kitaplarını defalarca okuyarak sohbet vazifesini titizlikle yerine getirirdi. Hatta soğuk, karlı kış günlerinde bile... Yakınları, toplu taşıma araçlarının çalışmadığı zamanlarda bile sıkıca giyinir, yürüyerek sohbetine gider gelirdi diye anlatıyorlar.

Musa Efendi üstadımız, Medine-i Münevvere’de Ramazan-ı Şerif’de siz de buraya sofra açarsınız diye gösterdiği yerde, o hizmeti, sıhhatinin elverdiği müddet uzunca yıllar devam ettirmişlerdi. Hatta Musa Efendi ‘siz burada bulunursunuz’ dediler diye, o sofranın olduğu yerden hiç ayrılmaz, vakit namazlarını ve teravih namazlarını da orada kılarlardı.

Oğuz abimiz üstazlarının her tenbihlerini ve edeplerini titizlikle uygular, doğru bildiğinden taviz vermezdi. Ruhsatlara çok zaruret olmadığı sürece ehemmiyet vermez, azîmetle ameli tercih ederdi. Vakarlı duruşunu hep muhafaza eder, yerine göre de sevdiğini belli ederdi. Muhataplarının seviyesine iner ancak bu tavizsiz bir yakınlaşma olurdu.

Eğitim hizmetlerine karşı ayrı bir özlemi vardı. Evlatlarının önce fıkıh ve Kur’an eğitimi almalarını çok arzu ederdi. Cuma günleri çalışmaz, o günü evine ve çocuklarına ayırırdı. Gü­zergâhları üzerindeki ihvanı muhakkak ziyaret eder, ‘alışverişinizi ihvandan yapın’ diye tenbih eder, onlarla alışverişlerinde pazarlık etmezdi. İhvan ile birlikte geziler olduğunda, yemeklerle ilgili hizmeti bizzat kendisi yapar, en son kendisi yerdi. Fırsat buldukça ev işlerinde de ailesine yardımcı olurdu. İlk defa evine ziyaretine gittiği ihvana muhakkak bir hediye götürürdü. İstişareye önem verir, ancak ‘istişare sonucuna uymayacaksanız sormayın’ derdi.

Sohbette edeb ve disipline çok önem verir, bu konuda taviz vermezdi. Kendi el yazıları ile titizlikle hazırladıkları sohbetleri okur, vakit disiplinine riayet ederdi. Hizmet aşkı çok fazla idi. Hatta son günlerinde gözlerinin zayıf görmesi, geçirdiği ağır ameliyatlar nedeniyle, sohbetlerden ve hizmetten geri kalmasına üzülür, iyileşince tekrar sohbetlere ve hizmetlere devam edeceğini ifade ederdi.

Çocukları sever, onları unutmazdı. Muhakkak ne yaptıkları, ne ile meşgul olduklarını sorar, özel ilgi gösterir, dua ederdi. Bunun yanında mahlukata şefkati de takdire şayandı. Bir vesile ile evlerinde bulunan kedileri uzunca bir sene yaşamış, bir dönem hasta olmuştu. O hasta kedi ile, sanki aileden biri gibi ilgilenmişler, hatta işlerini, gezilerini o kediye göre ayarlamışlardı. O kedi de Oğuz abiye ayrı bir sevgi gösterir, kimsenin kucağına gitmediği halde, seher vaktinde Oğuz abi evrâdını edâ ederken, kucağına oturur adeta onunla birlikte zikrederdi.

Oğuz abimizin gece hayatları da çok disiplinli idi. Her gece seher vakti uyanır, manevi vazifelerini titizlikle yapar, ‘ders ihmale gelmez’ derdi.

Yakınları anlatıyorlar; Son zamanlarda hep zikir ile Keli­me-i Tevhid ile meşgul oldu. Kendinde olmadığı zamanlarda bile bu devam etti. Dudaklarından mırıltı ile hep İslam dünyasına, ümmeti Muhammed’e ve ihvana dua ettiğini işittik.

Üstazlarına olan bağlılık ve muhabbetleri, manevi disiplini kendi hayatlarında titizlikle tatbik etmeleri, hizmet aşkı ve dua dili Oğuz abimizin hayatında öne çıkan vasıflarıydı. Ölümü de bu hayata uygun oldu; Rabbimiz’e bir seher vakti yasin-i şerifler okunurken, Kelime-i Tevhid’lerle yürüdü. Güzide bir cemaat ile cenaze namazları, Fatih Camii’nde kılındı ve kendisini elinden tutarak üstadına götüren pederlerinin yanıbaşına defnedildi.

İnşaallah ölüm günü kendisine bir bayram sabahı olmuştur.

Bizler yakınları, manevi kardeşleri olarak, Oğuz Abi’mizin şeriate ve yola uygun olmayan bir haline şahit olmadık. Bu da olmadı diyebileceğimiz bir davranışını görmedik. Üstazlarına olan bağlılıklarına, muhabbetlerine, hürmetlerine şahit olduk. Büyüklerimizin ifadesi ile ‘güzel bir ömür yaşadı’...

Mevlâmız, sonsuzluk âlemine olan yolculuğunda kendisine rahmeti ile muamele buyursun, âmin…

Aziz ruhları için 1 Fatiha-ı şerife 3 ihlâs…

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook