Uyan Ey Bilginin Gerçek Varisleri

0

- Sayfa : 60
Bilgi, elden ele geçen bir miras durumundadır. Tarih boyunca bilgi hiçbir ülkenin ya da medeniyetin tekelinde olmamış ve daha iyi olanın ellerinde gelişerek, günümüze kadar gelmiştir.

Eski çağlarda da bilgi sayesinde gelişen medeniyetler tarih sahnesindeki layık olduğu yeri almıştır. Süleyman (a.s.) zamanındaki ileri bilgiler sayesinde gelişen ve Altın Çağ olarak anılan medeniyet de, tarih sayfalarındaki layık olduğu yeri almıştır. Antik Çağ olarak da bilinen bu Altın Çağ, günümüzde maalesef Yunan Medeniyeti olarak sınırlandırılmaktadır. Hâlbuki Pisagor, Sokrat, Eflatun, Aristo, Plotinos gibi bilginlerin ortaya koydukları metafizik ağırlıklı felsefenin, eski Yunan putperest mitolojisi ile hiçbir alakasının olmadığı apaçık ortadadır. M.Ö 6. yy ’da yaşayan Pisagor’un Süleyman (a.s.)’ın veziri olduğu da unutulmamalıdır.

Zülkarneyn (a.s.)’ın da sunduğu ileri bilgiler sayesinde de Orta Çağ’a kadar süren bu gelişmeler, “Âlemlere rahmet olarak gönderilen” Peygamber Efendimiz (s.a.)’den itibaren apayrı bir mecraya girmiştir. Bu süreçte nazari bilimlerde de büyük gelişmeler kaydedilirken, hakikat ilminde ortaya çıkan gelişmeler ise, dünyanın gidişatını değiştirmiştir.

Peygamber efendimizin müteselsilen 4. Torunu olan Cafer-i Sadık hazretlerinin talebeleri; Horasanlı Cabir ve Cabir bin Hayyan (8. yy) nazari bilimlerdeki ilk yıldız isimlerdir. Cabir’lerden ilki Horasan’ın bir köyünde, fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Annesinin uzun yıllar para biriktirerek, nafakalarını temin için okuyup en azından cami imamı olmasını arzu ettiği Cabir, bu amaçla Bağdat’a gider. Annesinin en iyi hocadan ders almasını öğütlediği Cabir ile karşılaşan Cafer-i Sadık hazretleri ondaki safiyeti ve içtenliği görür. Cafer-i Sadık hazretleri artık emanet etme zamanının geldiğini düşündüğü, bilinenlerden bilinmeyenlerin hesaplanma yöntemleri olan matematik ilminin verilebileceği kişi olarak Cabir’i seçmiştir. Cabir’den bu bilgileri kitap haline getirmesini de istediği Cafer-i Sadık hazretlerinin Cabir’in ismini verdiği bu ilim (Cebir) artık insanlığın hizmetine sunulmuştur. Cabir annesinin arzusunu yerine getirememiş olsa da, bilim tarihinin sayfalarında layık olduğu yeri alacaktır.

Cafer-i Sadık hazretlerinden eğitim alan Cabir bin Hayyan ise Kimya, Tıp, Eczacılık, Astronomi, Felsefe, Fizik ve Mekanik dallarında yetişerek büyük bir âlim olmuştur.

Abbasi döneminde de, Bağdat’ta El Me’mun’un sarayında yetişen Harizmi, Cabir’in ilmi üzerinde önemli çalışmalar yapmış olup, ayrıca Hint ve Antik dönem ekollerinden yararlanmıştır. Logaritmayı, ikili sayı sistemini (Binary) bulan, dairenin yarıçapını ilk olarak bir birim olarak öneren, trigonometri alanında ve astronomide önemli çalışmalar yapan Harizmi çok büyük bir âlimdi.

Horasanlı Farabi ise, Arapça ve Hukuk eğitimini Bağdat’ta almış ve sonra Şam’a gitmiştir. Aristo mantığına dayanan bir metafizik ortaya koyan Farabi, yeni Eflatunculuğun kurucusu olan Plotinos’un görüşlerinden de yararlanmıştır. Plotinos’un felsefesi; özünde varlık, iyilik ve ulûhiyet olan Bir’dir. Farabi’nin eserleri, Aristo düşüncesinin yeniden anlaşılmasında önemli bir yere sahip olmuştur. Batı dünyası, ancak Farabi gibi bilginler sayesinde Aristo’yu yeniden tanımışlarsa da, onu yeterince anladıkları söylenemez.

İbn-i Sina, Aristo’nun Metafizik ve Nefs isimli eserleri ile Farabi’nin Akıl Risalesini kendisine dayanak olarak almıştır. İbn-i Sina Tıp, Fizik, Astronomi, Kelam ve Felsefe dallarında çok önemli eserler ortaya koymuştur.

İbn-i Rüşd de, Aristo’nun en önemli yorumcusu olup Tıp, Matematik ve Fıkıh alanlarında da çok önemli çalışmalar yapmıştır.

Ortaya çıkan bütün bu bilimsel çalışmalar sayesinde 17. yy’dan itibaren teknolojide önemli gelişmeler kaydedilmiş ve Batı dünyası sömürgeciliğin de verdiği itici güçle, hep dünyaya hâkim olma davası gütmüştür. Teknolojinin ortaya koyduğu konvansiyonel ve nükleer silahlar sayesinde sömürge alanlarını genişleten Batı dünyası, menfaat çekişmesi yüzünden bu silahları bazen birbirlerine karşı da kullanmışlardır. Nitekim 20 yy’da kendi aralarında iki büyük savaş yaşanmıştır.

Kan, gözyaşı ve büyük acılarla girilen 21 yy’da ise, ileri teknolojinin sunduğu silahları masum insanlara karşı kullanan sözde uygar Batı dünyası yine menfaat çekişmeleri yüzünden birbirleri ile çatışma noktasına gelmişlerdir.

Sadece nazari bilgiler ve bunların ortaya koyduğu teknolojiyi kullanan Batı dünyası sömürge yaptıkları yerlere refah götürdükleri iddiasında bulunmuş olsalar da materyalist, Darvinci, rasyonalist, pozitivist dünya görüşleri yüzünden gittikleri her yerde kan, gözyaşı ve büyük acılara sebep olmuşlardır.

İslam dünyasında ise, bilimsel düşünce açısından gerçekler henüz yeterince anlaşılamamaktadır. Hâlbuki bilgi konusunda Süleyman (a.s.)’dan itibaren ortaya çıkan medeniyet, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile tam bir Altın Çağa dönüşmüş ve bu sayede çok büyük gelişmeler meydana gelmiştir.

“İlmin Şehri” olan Peygamber efendimiz (s.a.v.) ve “İlmin Kapısı” olan Hz. Ali (r.a.) ve Ondan sonra gelen ilim yıldızları sayesinde bilim bu günkü noktaya gelmiştir. Son dört yüzyıldır materyalist Batı dünyası bilginin sadece nazari kısmıyla ilgilenmiştir. İslam dünyası ise, bu dönemde bilginin ne nazari ne de batıni kısmıyla ilgilenememiş ve hep Batı dünyasının güdümünde kalmıştır.

Bütün dünya ileri teknolojinin ürünü olan silahlar yüzünden kan, gözyaşı ve acılar içinde kıvranmaktadır. Uyanın ey nazari ve batıni bilginin gerçek varisleri.

Yorum Yazın

Arşiv

TÜM YILLARI GÖR

Facebook