Manevi Yoldan İstifâde İçin

0
Manevi Yoldan İstifâde İçin - Y. Selman Tan
Sayı : 358 - Aralık 2015 - Sayfa : 18

Merhum Hacı Gedikli Ağabey ile Sağlığında Yapılan Sohbetten… -2-

Y. S. Tan: Efendim emr-i bil marufu yapmamız da emrediliyor bir müslüman olarak. Emr-i bil marufu tasavvuf erbabının dışında yapıyorsunuz. Bu insanlarla hemdem olduğunuz zaman ise gaflet içinde olabiliyorlar. Peki bu durumdan korunmak nasıl mümkün olacak?
H. Gedikli: Manevi hizmette bulunan kişinin hali kuvvetli olması lazım ki karşıdan gelebilecek bütün olumsuzlukları mars etsin. Bunu herkes yapamaz. Mesela Mevlana Hazretleri meyhanelere veya başka hanelere gitmiş ama tesir etmiş çıkmış. Kapasitenin yüksek olması lazımdır. Bu durumda fayda-zarar mülâhazasını iyi yapacağız. Faydamız zararımızdan fazla ise emr-i bil maruftan çekinmeyeceğiz. Zararımız fazla olursa kendimizi koruyacağız.
Y. S. Tan: Efendim manevi yoldan istifade etmek için nelere dikkat etmek lazımdır?
H. Gedikli: İmam Evzâi sahabenin şu beş hasletini önümüze koyuyor;
1. İltizâm-ı cemaat
2. Tilâveti Kur'an
3. İttibâ-i sünnet
4. İmâr-ı mesâcid
5. Cihad fî sebilillah
İltizâm-ı cemaat ile ifade edilen İslam toplumunun dışına çıkmayacaksın. Kuran’ı hayatına tatbik etmek için okuyacaksın. Allah Rasûlû’ne tabî olmakta sahabe gibi kılı kırk yararcasına yarış halinde olacaksın. Mescitleri imardan kasıt, hem mescit yapmak hem de içini doldurmaktır. Cihat ise canınla malınla Allah yoluna baş koymaktır.
Ashab-ı kiramın özelliklerine ulaşmak için de şu 5 şeye dikkat edeceksin; Helale dikkat edeceksin, açlığa riayet edeceksin, namazı huşuyla kılacaksın, geceleri uyanık olacaksın ve sadıklarla beraber olacaksın.
Alaaddin-i Attar Hazretleri şöyle buyuruyor; “Sünneti kendisine farz edinmeyen sâlikte din eksiktir” Allah Rasulünü sevmeden bir yere gitmenin imkanı var mı? Bu durum Tevbe Suresinin 24. Ayeti ile sabit. Yani Cenab-ı Hakkı ve Rasulünü sevmek farzdır.
Y. S. Tan: Efendim çevrenin etkisi, toplumdaki yozlaşma şüphesiz manevi hayatımızı olumsuz yönde etkiliyor. Bu konuda ne dersiniz?
H. Gedikli: Şu anda toplum haramı helali bilmez hale geldi. Toplum israfa, lüks hayata yönelince arkasından haram yemek kaçınılmaz hale geliyor. Bu durum sam yeli gibi büyük küçük herkesi etkiliyor. Halbuki haram para, faiz manevi hayatımız ve toplum yapımız için kanser hücreleridir. Kanser hücresi bünyemize girdiği zaman bütün varlığımızı çürütüyor. Televizyon mevzuu da ayrı bir konu. Malesef televizyon Musa Efendi Hazretlerinin söylediği gibi “Tam nefsin istediği bir habâset (pislik).”
Efendimiz (s.a.v) ümmetini düşünerek ihtiyarladı. Cenab-ı Hak “Benim dinimi yaşarsanız, dünyada ona göre haraket ederseniz sizi cennetime koyarım” buyuruyor. “Ben sizi fani alem için yaratmadım, bekâ alemi için yarattım” buyuruyor. “İstikamet üzere olun” buyuruyor. Ama biz nefsimizin ve toplumun peşine takılıyoruz. Bize düşen sırat-ı müstakîmden ayrılmamaktır.
Y. S. Tan: Keramet-istikamet dengesi için ne söylersiniz?
H. Gedikli: Gerçekte İslamî yaşamak, istikamet üzere olmak keramettir. Nefsin senden keramet ister, sen keramet isteyenlerden değil istikamet isteyenlerden ol. Biz kerametle mükellef değiliz ama istikametle mükellefiz. Cenab-ı hak bir kutsi hadis-i şerifte “Kullarım sıratı geçmedikçe emin olmasınlar” buyuruyor. Keramet nerede kaldı. Evliyanın büyükleri kerameti mecbur kaldıkları zaman yani lüzumu halinde kullanırlar. Ancak menfaatperestler insanları cezbetmek, aldatmak, yol kesmek için kullanırlar. Bunu yapanlar da çoğu zaman cinlerle birlikte hareket ederler.
Y. S. Tan: Mürşitlik için keramet şart mıdır?
H. Gedikli: Esad Efendi Hazretleri “Mürşit için keramet değil istikamet şarttır.” buyuruyorlar.
Y. S. Tan: Efendim mürit- mürşit münasebetinde hangisine daha çok iş düşer?
H. Gedikli: İkisine de iş düşer. Mürşit mehâbetini kaybetmeyecek, mürit de tesimiyetini, edebini, muhabbetini... Ayrıca müridin nasibi, kabiliyeti, kapasitesi olmalıdır. Sigortasının atmaması için de irade kuvveti lazımdır.
Y. S. Tan: Peki kamil bir mürşite bağlananın sigortası atar mı?
H. Gedikli: İtaat ederse atmaz.
Y. S. Tan: Maneviyat dünyasında ricalullahtan, ricalülgaybden bahsedilir. Bununla ilgili ne söylemek istersiniz?
H. Gedikli: Ricalülgayb, manevi görev yapmaya haiz askerlerdir. Görevlerine bir kısmı ruhen ve bedenen gider. Bir kısmı ise sadece ruhaniyet aleminde gider.
Y. S. Tan: Ruhen ve bedenen gidenler ile ruhaniyette gidenlerin mahiyeti farklı mıdır?
H. Gedikli: Fakirin bildiği kadarıyla ruh ve beden olarak gidenlerin süratleri daha azdır. Maddi varlıkların sürati var değil mi? Işık hızı en süratli olanı. Ayrıca latif varlıkların ve ruhanilerin de süratleri var. Işık hızı 300 bin km/sn, melek sürati bunun bin katı yani 300 milyon km/sn. Tevhide giriş kitabında Ebul Hasen Hazretleri ruhaniyet süratinin de bunun bin katı olduğunu söylüyor. Yani 300 milyar km/sn. Cenab-ı hak insan ruhu için kendi ruhumdan üfledim diyor, bu meseleyi ona göre anlamak lazımdır.
Son zamanlarda ışınlanma konusu gelişmeye başladı. Bildiğim kadarıyla fotonu 1 cm hareket ettirdiler. Demek ki ışınlanma gerçekleşecek. Işınlanma olursa dağ, duvar dinlemez geçer gidersin. Bütün mesele sürati alabilmek ve o süratten sonra halini devam ettirebilmek. Cenab-ı hak bu nimeti meleklerden bile üstün olan halifesinden mi mahrum bırakacak?
Allah dostları için şurada görülmüş, burada görülmüş denir. Onun da izahı söyledir: Elektrik saniyede 50 sefer yanıp söner ama biz onun yanıp söndüğünü göremiyoruz. 300 bin km/sn süratin olsa ekvatorda dünyayı kaç defa dönersin? 7500 defa. 50 defa döneni farketmiyorsun 7500 defa gözünün önünden geçeni fark edebilir misin? Gözünde aynı durur. Düşün ki bir ruhanide bu durum 7 buçuk milyar defa oluyor. 300 milyon km/sn giden varlık saniyede senin gözünden 7 buçuk milyar defa geçecek demektir. Yani bir insan ruhaniyet alemine geçebilmiş ise farklı farklı yerlerde görülebilir.
Ruhaninin kendi gelip gittiğini bilmesi de şart değildir. Belki de yaptığı işi dârı bekaya nakledildiğinde görecektir. “Ben bunları ne zaman yaptım” diyecek. “Sen bunları dünyada yaptın ama sana bildirilmedi” denecektir.
Y. S. Tan:  Söylemek istediğiniz başka bir şey var mı Efendim?
H. Gedikli: Cenab-ı hak cümlemizin akıbetini hayretsin. Allah’ın dinine, ümmeti Muhammed'e hizmet nasip etsin. Cenab-ı hak ümmeti Muhammed'e rahmetiyle muamele etsin.
Ya Rabbi islam aleminin kanayan yaralarını dindir.
Ya Rabbi bizlere iman gürlüğü ver. Kendine kul, Habibine layık ümmet eyle. Bizi nefsimize bırakma. İslama hâdim, hayırlı nesiller yetiştirmeyi nasip eyle, hizmetten bizi geri bırakma.
Yarın mahşerde Efendimizin Livâ ül hamd sancağı altında üstadlarımız ve bütün kardeşlerimizle birlikte olmayı nasip eyle. Duamızdan dünyanın her tarafındaki kardeşlerimizi hissedar eyle. Âmin

 

Yorum Yazın

Facebook