MANEVÎ YOLUN İLK ŞARTI MUHABBETTİR

0
MANEVÎ YOLUN İLK ŞARTI MUHABBETTİR
MANEVÎ YOLUN İLK ŞARTI MUHABBETTİR - Sadık Dânâ
Sayı : 398 - Nisan 2019 - Sayfa : 31

Allah teâlâ ve tekaddes hazretleri insanı en güzel takvim üzere yaratmış, onun için insana âlem-i asgar denilmiş.
İnsan kendi kıymetini ve mes’uliyetini idrâk ettikten sonra himmet ve gayretini yükselterek, lâyık olduğu yüce mertebelere yönelmelidir. O da kesintisiz dâimî olarak tevâzû üzere tam kulluktur. Lakin pek az kimse; yalnız Hâlik Teâlâ hazretlerinin irfan verdiği basîret ehli olanlar bu inceliği kavrarlar, kendi mükerremliğini idrâk ederek hayatları müddetince eksiksiz olarak kulluk etmeye sa’y ü gayret ederler.
Hakîkî kerâmet ancak istikâmetin husûl bulmuş ve kemale ermiş olmasıyladır. Bunun da mercii ikidir:
Birincisi; Hak Teâlâ ve Tekaddes hazretlerine îmanın sıhhati.
İkincisi; Hâtem’ün-Nebiyyin’e zâhirde ve bâtında iktidâ ve tebeiyettir. Kula vacip olan ancak bunlara vâsıl olmak için çalışmaktır. Âdetlerin hârikası mânâsına gelen kerâmet ise tahkik ehli nazarında ibrete şâyan değildir. Çünkü istikâmette tekemmül etmeyenlerde de görülür.
Ebû’l Abbas-ı Mürsî -kuddise sirruh- buyurmuşlardır ki:
– Bir adam yürürken yol dürülüp de kendini Mekke’de yahut diğer memleketlerde bulsa mühim bir iş görmüş değildir.
Asıl ehemmiyetli iş, nefsin vasıflarını dürüp tayyetmektir ki, bu kendini Rabbinin huzurunda bulmaktır.
Mürid, sâdık olan tâlip demektir. Allah Teâlâ'nın sevgisi ile ve O’nun sevgisine kavuşmak arzusu ile yanmaktadır. Bilmediği, anlayamadığı bir aşk ile şaşkın hâldedir, uykusu kaçar, gözyaşları dinmez, geçmişteki günahlarını hatırlayarak başını kaldıramaz. Her işinde Allah’tan korkar, titrer, Allah Teâlânın sevgisine kavuşturacak işleri yapmak için çırpınır. Her işinde sabreder ve affeder. Her geçimsizlikte, sıkıntıda kusuru kendisinde görür. Her nefeste Allah’ını düşünür.
Gafletle yaşamaz, kimseyle münâkaşa etmez. Bir kalbi incitmekten korkar. Kalpleri Allah’ın evi bilir. Ashab-ı kirâmın hepsini radıyallahü teâlâ anhum ecmain diyerek iyi bilir. Hepsinin iyi olduğunu söyler. Peygamber efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem, ashab-ı kirâm arasında olanları konuşmamayı emir buyurdu. Mürid bunları konuşmaz, yazmaz ve okumaz. Böylece o büyüklere karşı bir edepsizlikte bulunmaktan kendini korur. O büyükleri sevmek, Allah’ın Rasûlünü sevmenin nişanıdır, alâmetidir. Mürid kendi bilgisi ile kendi görüşü ile evliyâyı kiramı birbirinden aşağı ve yukarı diye ayırmaz. Birinin daha yüksek, daha üstün olduğu ancak ayet-i kerîme ve hadîs-i şerîf ile anlaşılır. Muhabbet sarhoşluğu elbet başkadır. Aşk sahibi mâzurdur.
Mürid zeki ve anlayışlı olmalı. Bazı müridler ilk zamanlarında yukarıdaki güzel sıfatlarla muttasıf oldukları hâlde, zamanla bu güzel hâl ve sıfatlarını kaybediyorlar.
Hâlbuki bilakis tedennî değil terakkî etmek lâzımdır. Sebebi ise eski müridlerin hatalı, nâhoş hareketlerini görerek, onları daha ilerlemiş zannettiği için aynı hataları yapmaya başlamakta bir sakınca görmüyorlar. Hâlbuki bu ulvî yola gönül veren sâlik, iyi huy, hâl ve ahlâkça tekâmül edemezse mânevî yolda ilerleyemez ve Cenab-ı Hakka vâsıl olamaz. Herkesin istîdâtları ayrıdır. Kimileri eski olup uzun zamandan beri çalıştıkları hâlde, bu yolun gereğini îfâ edemedikleri, yani lâzım gelen ihlâs, edep, gayret, sevgi, bağlılık ve itaati gösteremedikleri için mânen yol alamazlar.
Kimileri ise üç beş aylık yahut üç beş senelik olmalarına rağmen ihlâs, hüsn-i niyet ve tevâzû üzere akıllıca çalıştıklarından çok güzel ve semereli netîceler alırlar.
Altınoluk Sohbetleri-1, s.146

 

Yorum Yazın

Facebook