Merhamet Fedakârlıktır

0
Merhamet Fedakârlıktır
Merhamet Fedakârlıktır - Süleyman Derin
Sayı : 395 - Ocak 2019 - Sayfa : 6

Yüce Rabbimiz, Peygamberini ve ashabını tarif ederken onların öncelikli vasfı olarak kâfirlere karşı aşır sert, birbirlerine karşı ise son derece merhametli olmalarını beyan etmiştir. Hatta Rabbimiz müminler arasındaki merhamet özelliğini dinin en kıymetli ibadeti olan namaz ve secdeden bile önce zikretmiştir. İmam Rabbani de peygamberimiz ve ashabının bu özelliğine dikkat çekmiş ve şöyle demiştir:
“Muhammed, Allah’ın peygamberidir. Onun beraberindekiler ise, kâfirlere karşı çok çetin, kendi aralarında son derece merhametlidirler... (Fetih, 29) Hak Sübhânehû bu ayette; birbirlerine karşı kâmil bir rahmet ve sevgi içinde olmaları sebebiyle Beşeriyetin Efendisi (s.a.v.)’in ashabını övmüştür. Zira «Ruhamâ» kelimesinin müfredi olan «rahîm» kelimesi merhamette aşırılığı, sıfat-ı müşebbehe olması hasebiyle de merhamette sürekliliği ifade etmektedir. Onların arasındaki muhabbet ve birbirlerine gösterdikleri bu merhamet hem Peygamberimiz sağ iken hem de vefat ettikten sonra devam etmiştir. Birbirlerine karşı olan bu rahmet ve muhabbete ters düşen her tür yakışıksız tavır onlardan daimi olarak uzaklaştırılmıştır. Birbirlerine buğz etme, kin, haset ve düşmanlık besleme gibi adi işler bu büyüklerden daimi anlamda kaldırılmıştır. Zira ayette geçen, «vellezîne» lafzı umumilik ve kapsayıcılık özelliğine sahiptir, yani bu kelimenin de gerektirdiği gibi, Sahabe-i kirâmın (r.a.) tümü ayetteki güzel sıfatlarla vasıflanmıştır… (c.III, 24. Mektup)
İmam Rabbânî’nin ifade ettiği üzere merhamet ashabın ortak özelliğidir, tarih buna şahittir, nitekim hicret sonrasında Medineli Ensar insanlık tarihinde eşi görülmemiş bir şekilde yüzlerce muhacir aileyi kendi evlerinde barındırmış, mallarını, bağlarını hurmalıklarını, kısaca her şeylerini muhacirlerle paylaşmışlardır. Hiç kimse aç ve açıkta kalmamıştır.
Bu ayette ilginç olan başka bir anlatım ise Rabbimizin, elçisinin arkadaşlarını sahabe olarak değil de “onun yanında olanlar” şeklinde tarif etmesidir. Peygamberimizin yanında olmak mecazi olarak bizim için de mümkündür, zira Onun getirdiği dini kabul eden ve Onun gibi yaşayan herkes Onun yanındadır. Nitekim bugün bazı nadanlar da fikir ve yaşantıları ile Efendimizin karşısındadır.
Bir mümin peygamberine yakınlaştıkça zalimlere, din düşmanlarına karşı sert, müminlere de merhametli olacaktır. Aksine Ondan uzaklaştıkça da zalimlere karşı yumuşak başlı, müminlere karşı da acımasız ve şedid olacaktır. Sufiler Peygamber Efendimizin ve onun yanındaki sahabenin merhametini günümüze en iyi şekilde taşımaya gayret etmişlerdir. Tazim li emrillah, ve şefkat lihalkillah prensibince, sadece insana değil, dağdaki kurda, havadaki kuşa, yerdeki karıncaya bile merhamet ile yaklaşmışlardır. Çünkü onların Hz. Peygambere (s.a.v) ulaşan tarikat silsilesinin başında Ebu Bekir (r.a) vardır ve onunla alakalı İmam Rabbani şöyle der:
“Şüphesiz bu sıfatlar sahabede ve özellikle Ebu Bekir (r.a)de en kâmil şekliyle zuhur etmiştir, öyle ki Efendimiz (s.a.v.) “Ümmetim içinde ümmetime karşı en merhametli olanı Ebu Bekir’dir” (Tirmizî, nr. 3790) buyurmuştur.”
Peygamberimizin merhamet ve cesaretine, Hz. Ebu Bekir yoluyla ulaşan Nakşi meşayihi de bu konuda dillere destan örnekler sunmuşlardır. Mesela Ebu’l Hasan Harakani şöyle der: “Türkistan’dan Şam’a kadar birinin ayağına diken batmış ise o diken benim ayağıma batmıştır, birinin ayağına çarpan taş benim ayağımı incitmiştir, bir kalpte hüzün varsa o hüzün benim hüznümdür.”
Silsilenin bir diğer abide şahsiyeti Ali Ramitani de şöyle buyurur: “Minnet ederek (başa kakarak) hizmet eden çoktur,  hizmeti minnet bilerek hizmette bulunanlar ise azdır.” (Altın Silsile) Böylece o bizden müminlere hizmet etmeyi bir fırsat olarak görmemizi ister.
Bu yola adını veren Bahauddin Nakşibend hazretleri de manevi yolda aldığı kemalâtı, insanlara hizmet ve hayvanlara merhamet ile elde ettiğini söylemiştir. Kısacası bu maneviyat yolunun yolcuları sadece Rablerine ibadetleri, Ona tazimleri ile değil, tüm mahlûkata merhametleri ile maruf olmuşlardır. Hamdolsun ki bugün de o kutlu yolun takipçileri aynı merhameti vakıf hizmetleri ile devam ettirmektedirler. Afrika’da açılan su kuyuları, aşevleri, Filistin’e, Kudüs’e, Yemene uzanan yardım eli hep Hz. Peygamber’in yanında olmanın, onun merhametini müteselsilen günümüze taşımanın bir neticesidir. Bu sebeple hepimiz merhamet abidesi olan vakıflarımıza sahip çıkmalı eğer şahsen mazlumlara yardım edip merhamet eli uzatamıyorsak, onlar vasıtası ile yardımlarımızı göndermeliyiz. Hiçbir şey yapmadan, acı dolu mesajlar paylaşmanın, ah vah etmenin kimseye faydası yoktur. Böyle davrananlarının halini Mevlana şu ibretlik hikâye ile ne güzel tasvir eder:
Bir bedevinin çok değer verdiği bir köpeği vardı. Bir gün bu köpek hastalandı, can çekişiyordu. Bunu fark eden adam ağlayıp gözyaşı dökmeye başladı. O sırada oradan bir dilenci geçiyordu; merak edip sordu: “Neden böyle ağlıyorsun? Ne oldu?”  Adam hüzünle cevap verdi : “Bir köpeğim vardı, çok akıllı çok marifetli bir köpekti, bak işte şuracıkta, yolun üstünde ölmekte, onun için ağlıyorum.” dedi.  Dilenci adamın fakir olduğunu zannederek, “Bu derde, bu mihnete sabret dedi, Allah, sabredenlere karşılık ihsanda bulunur” dedi ve  “Köpeğinin derdi neydi, neden ölüyor?” diye sordu. Bedevi cevap verdi: “Zavallı köpeğim açlıktan ölüyor.” Bunun üzerine dilenci:    “Duvarda asılı olan şu torbada ne var.” Dedi.  Bedevi: “Dün geceden kalan ekmeğim, azığım.” dedi. Dilenci hayretle: “Madem öyle neden o zavallı köpeğe bir parça ekmek vermedin de şimdi ağlayıp duruyorsun.” Deyince, bedevi şu ilginç cevabı verdi: “Ekmeği insana kimse bedava vermiyor, fakat gördüğün gibi gözyaşı dökmek bedava... Onun için bırak da doya doya ağlayayım.” Dilenci bu duruma şaştı kaldı ve hayretle: “Ey içi boş kof Adam, demek senin yanında ekmek gözyaşından daha kıymetli ha! Gözyaşı aslında kandır, onu dert su haline getirmiştir. Topraktan meydana gelen ekmek için boş yere hiç kan dökülür mü? Dedi, kızarak yoluna devam etti. (Mevlana, Mesnevi, c.5:477-88)
Bugün İslam âlemi adeta yanmakta: savaş, açlık fakirlik, hastalık ve çaresizlik İslam topraklarında kol gezmekte. Yangın büyük, düşman kavi, talih zebun. Bu sebeple her birimiz merhamet elini kardeşlerimize uzatmak zorundayız. Aynen Peygamberimizin, sahabenin ve büyüklerimizin yaptığı gibi. Onlar yaptıysa biz de yapabiliriz. Maneviyat yolunda incelen bir kalbin Müslümanlara, Allah’ın mahlûkatına bakış açısı zaten başka türlü de olamaz. Unutmayalım ki Allah’ın kullarına yapılan her hizmet Hakka verilen bir borç gibidir, yarın kıyamette bu iyilikler kat kat mükâfat olarak karşımıza çıkacaktır. Yüce Rabbimiz bu şuurla yaşamayı, Peygamber Efendimizin, ashabının ve onun yolundan giden hak dostlarının merhametini yaşamayı hepimize nasip etsin, âmin.

 

Yorum Yazın

Facebook