MISIR DARBESİNDEN 15 TEMMUZ’A… ORTADOĞU

0

Katar Operasyonu
15 Temmuz’dan
Bağımsız Değil

Sorun yumağı Ortadoğu’nun krizleri eksik olmuyor. Yeni krizin merkezinde bu kez Körfez ülkeleri bulunuyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın tartışılan Ortadoğu gezisinin muhtemel sonuçlarının ne olacağının tartışıldığı günlerde, Suudi Arabistan öncülüğündeki Körfez ülkeleri, yanına aldıkları Mısır cuntası ile birlikte Katar’la diplomatik ilişkilerini kestiklerini açıkladılar. Bu ülkelere Yemen ve Libya’daki darbe yönetimi de katıldı. Ardından sert yaptırımlar silsilesi ile Katar ablukaya alınmaya çalışıldı.

Krizin, ABD Başkanı Donald Trump’ın Riyad gezisi sonrası ortaya çıkması soru işaretlerini de beraberinde getirdi.

Katar ile ilişkilerin kesilmesi Körfez ülkelerinin kendi inisiyatifleriyle aldıkları bir karar mıydı yoksa bu emri, bağımlılık ilişkisi içinde oldukları ABD’den mi almışlardı?

İranlıların dillendirdiği gibi, Trump’ın, Riyad ziyareti sırasında Suudi Arabistanlı yetkililerle yaptığı kılıç dansının ilk sonucu muydu bu kriz?

Katar neden hedef alınmıştı?

Çok da anlamlı bir gelişme olmamışken neden şimdi çıkmıştı bu kriz?

İran’a karşı başlatılacak kuşatma operasyonu öncesi yan çizebilecekler tedip mi ediliyordu? Sorun sadece Katar mıydı, yoksa Katar, çok daha büyük sorunun küçük bir parçası mıydı?

Katar’dan sonra tedip edilmesi gereken başka sorunlu ülkeler var mıydı?

Darbe lideri Sisi’nin dillendirdiği gibi Türkiye de, Katar gibi çevrelenecek miydi?

Katar’ın 15 Temmuz’u olarak okunan bu darbe girişimine karşı Türkiye nasıl bir yol izlemeliydi? Denge politikası mı yoksa Katar’dan yana net bir tavır mı almalıydı?

Bu sorular geçen ayın dış politika gündemini en çok meşgul eden Körfez’deki krize ait cevabı aranan sorulardı.

Katar’ın 15 Temmuz’u olarak okunan bu krizin perde arkasını aralamaya çalışacağız.


Nereden Çıktı
Bu Katar Krizi?

Malum, Obama sonrası ABD’nin dış politikasının ne olacağı, yeni başkan Donald Trump’ın Ortadoğu’da nasıl bir yol izleyeceği merakla beklendi uzun süre. Başkan Trump, yakın ekibini, kendi gibi islamofobik, neo-con ve Yahudi ağırlıklı ekipten oluşturunca, izlenecek muhtemel politikanın ne olacağı beş aşağı on yukarı tahmin edilir oldu.

Beyaz Saray’ın yeni sâkini ilk yurt dışı gezisini Ortadoğu’ya, Sünni dünyanın simge ülkelerinden Suudi Arabistan’a gerçekleştirmesinin ardından patlak veren Katar krizi şunu bir kez daha gösterdi ki Donald Trump döneminde Ortadoğu başta olmak üzere dünya siyasetini çok daha sıkıntılı günler bekliyor.

Katar krizinin muhtemel sonuçlarının ne olacağı, bu krizin nereye doğru evrileceğine dair öngörülere geçmeden evvel “Nereden çıktı bu kriz?” sorusundan başlayalım.

Krizin birçok boyutu var. Bunlardan biri, Donald Trump yönetimi ile birlikte ABD’nin Obama döneminde İran’ın önünü açan siyasetine artık “dur” denileceğiyle alakalı. Trump’ın ve ekibinin İran’a yönelik sert açıklamaları Tahran yönetiminin bundan böyle ABD’nin hedefinde olacağını gösteriyor.

İran’ın, çevreleneceği beklentisi İran’ın Şii-Pers yayılmacılığından mustarip Körfez ülkeleri için oldukça iyi bir haberdi kuşkusuz. Ancak Trump’ın, İran’a, nasıl “Dur” diyeceği ya da çevreleyeceği konusu net değil. Bu konuda en çok dillendirilen “Arap-İslam Nato’su” diye tanımlanan, Suudi Arabistan’ın başını çektiği Körfez ülkeleri ve Mısır’dan müteşekkil cephenin bu görev için hazırlandığı yönünde. İran’a yönelik çevreleme operasyonu öncesi cephenin tahkim edilmesi gerekiyordu ve bu anlamda en problemli Körfez ülkesi Katar’dı.


Katar Krizindeki
İran Bahanesi

Peki, İran’ın, Suriye’deki politik duruşları nedeniyle en çok suçladığı, Türkiye ile birlikte iki ülkeden biri olan Katar, İran karşıtı koalisyonun Körfez’deki temsilcileri tarafından neden İran’ı desteklemekle suçlanıyordu? Bunda bir terslik yok muydu?

Katar’ın, İran’ı desteklemekle suçlanması işin bahanesi aslında. Bu suçlamanın ayağı yere basan hiçbir gerekçesi yok çünkü. Körfez’de İran ile ticari ilişkileri bakımından beşinci sırada bulunan Katar, İran’ı destekliyor suçlamasına muhatap oluyor ama bu anlamda 21 milyar doları aşan ticaret hacmiyle birinci sıradaki BAE, İran’ı desteklemiş olmuyor. Aynı şekilde Umman’da İran ile dost denecek kadar yakın ilişki içerisinde ama bu hiç problem olarak görülmüyor. İroni bu yana, İran işbirlikçiliği ile suçlayıp Katar ile diplomatik ilişkileri kesenler, İran ile ilişkilerini koparmayı akıllarına getirmiyorlar her nedense.

Dolayısıyla Katar, İran ile işbirliği yapıyor iddiası boş bir iddia. Dert başka.

Peki Katar’ın, Körfez’deki kardeşlerinin hedefi haline gelmesinin gerçek nedeni ne?

Bu sorunun cevabını biraz gerilerden başlayarak cevaplamamız gerekiyor.

Arap Baharı, Ortadoğu coğrafyasının yaşadığı önemli kırılma noktalarından biriydi. Despotik yönetimlere karşı başlayan halk isyanları Ortadoğu’nun hemen hemen hiçbir ülkesinde gerçek bir bahara dönüşmedi.

Darbelerle, kanla bastırıldı halkların özgürlük talepleri. Halk devrimleri başarısız olmuştu, çünkü mevcut statükonun sürmesi için onlara karşı mücadele eden bölgesel ve küresel güçlerden müteşekkil bir çevre vardı karşılarında. Halkların, bu çok uluslu koalisyona karşı başarılı olmaları gerçekten çok zordu. Öyle de oldu. Halk devrimleri, karşıtı devrim söylemleriyle, darbelerle, siyasi ayak oyunlarıyla akamete uğratıldı.

Kimler vardı bu koalisyonda? Halk isyanlarının kendi ülkelerine de sıçrayacağı endişesi ve korkusu içindeki monarşiler. Bölgesel çıkarları tehlikeye düşecek Batı emperyalizmi. İşgal devleti İsrail. Tüm bu çevre halk devrimlerinin önüne geçme, islami çizgideki siyasi oluşumların ülke yönetimine gelmelerinin engellenmesi ortak noktasında buluştular. Statükonun yanında yer alarak büyük bir dayanışma örneği gösterdiler.

Nihayetinde Ortadoğu halklarının kendi kendilerini yönetme hayali çok kısa sürede suya düştü. Statüko, çok uluslu çetenin maddi, manevi desteğiyle demir yumruğunu halkların yine tepesine indirdi.

Katar, Türkiye gibi Arap Baharı sürecinde halkların yanında yer alan ender ülkelerden biriydi. Özellikle sahip olduğu El-Cezire kanalının, yönetimleri sorgulayan yayın politikası, Körfez’deki tüm monarşilerin ve despotik yönetimlerin tepkilerine neden oldu. Bir taraftan ekonomik gücünü, diğer taraftan en önemli markası haline gelen El-Cezire ile siyasal etkinliğini artıran Katar, bölgenin abisi Suudi Arabistan’ı gölgelemeye hatta onun önüne geçmeye başladı.

Arap Baharı sürecinde tepkileri üzerine çeken El-Cezire, halk isyanlarının darbeyle bastırılması sonrasında da yayınları sebebiyle Körfez ülkelerinin hedefinde. Özellikle, cunta yönetimindeki Mısır’da yaşanan hukuksuzlukları, insan hakları ihlallerini, S.Arabistan’ın, BAE’nin akıttığı milyarlarca dolarlık ekonomik yardımlara rağmen, Sisi döneminde Mısır ekonomisinin nasıl uçurumun eşiğine getirildiğini, Libya’da, BAE ile birlikte gerçekleştirdikleri darbe girişimlerini, gün yüzüne çıkartan yayınları  cunta yönetimini ve monarşileri çileden çıkartıyordu.

Özetlenecek olursa Körfezdeki monarşiler ve despotik yönetimler açısından Katar’ın hedef tahtasına oturtulmasının birinci sebebi, vesayeti kabul etmemesidir. İkinci olarak, El-Cezire’nin sorgulayan yayın politikasıdır. Üçüncü olarak ise yönetimlerin alternatifi Müslüman Kardeşler gibi islami siyasi oluşumları desteklemesidir. Belki dördüncü bir faktör olarak Türkiye gibi bölgesel ve küresel güçlerle kurduğu güçlü ilişki Katar’ı, Körfez’deki kardeşlerinin hedefi haline getirmiştir.


Bölgenin Yeniden Formatlanması:
Türkiye de Hedefte

Ortadoğu coğrafyası, Arap isyanlarıyla birlikte yaşadığı travmayı hâlâ aşabilmiş değil aslında. Özellikle meşruluklarını halklarından almayan despotik yönetimler, bölgenin kırılgan yapısı nedeniyle kendilerini diken üstünde hissediyorlar. Güç ama Ortadoğu’yu yeniden Arap baharı öncesindeki fabrika ayarlarına döndürmek için yoğun bir çaba sarf ediyorlar.

Mısır’da, Mısır tarihinin ilk seçilmiş cumhurbaşkanı Muhammed Mürsi yönetimini darbeyle deviren uluslararası koalisyon da İslam coğrafyasını formatlama sürecinde despotik yönetimlere destek veriyor. Bu anlamda neler yapılıyor peki?

“Özellikle İslam’ı referans alan ve bölgedeki meşruluktan uzak yönetimlerin en büyük alternatifi olan, “ılımlısı, ılımsızıyla” bölgedeki tüm islami hareketler ve siyasi partiler başta terör yaftasıyla ötekileştiriliyor, medya üzerinden yürütülen kampanyalarla şeytanlaştırılıyor. Onlara maddi manevi destek veren Katar gibi, bu anlamda bölge halklarına örneklik teşkil eden Türkiye gibi ülkeler de hedef tahtasına konuyor.

Mısır’da başarılıyla icra edilen komplo Türkiye’ye karşı da denenmedi mi?  Türkiye de, “Terör örgütü DAİŞ’i destekliyor” iftiralarına maruz kalmadı mı? MİT tırları manipülasyonu ile yapılmak istenilen neydi? Gezi eylemlerinden bu yana Türkiye de, Ortadoğu’da halkların iktidarına mani olan bu çok uluslu koalisyonun hedefinde. Önce, yargı darbesi ile Türkiye’yi ele geçirmeye çalıştılar. Ama başaramadılar. Ardından dış destekli olduğu şüphe götürmez, içerideki hainlerle kanlı 15 Temmuz darbe girişimiyle Türkiye esir alınmak istendi. Halkımızın destansı direnişi ile ona da muvaffak olamadılar hamd olsun. Ama pes etmiş değiller.

Dolayısıyla Katar krizi, sadece bölgeyi ilgilendiren Körfez ülkelerinin iç meselesi değil. Ortadoğu’yu yeniden formatlama sürecinin bir parçası. Katar’da başarılı olurlarsa bunun arkasını getireceklerinden kimse şüphe etmiyor. Türkiye, Katar’a sahip çıkarak ve attığı diplomatik adımlarla bu komplonun başarıya ulaşmasını şimdilik önlemiş gözüküyor. Ama oynanan oyun henüz bitmiş değil.


ABD’nin Katar
Krizindeki Rolü?

Katar krizinin birçok yönü olduğunu söylemiştik. Körfez ülkelerinin krize ilişkin yaklaşımını, Katar’ı neden hedef tahtasına oturttuklarını anlatmaya çalıştık. Peki Amerika bu krizin neresinde? Bu noktada ABD Savunma Bakanlığı Pentagon ile Trump ve ekibinin farklı yerlerde durduğunu söylemek mümkün. Bütün krizleri paraya tahvil eden, muhteris tüccar gibi hareket eden Trump’ın Ortadoğu politikası, bir taşla birkaç kuş vurma gayreti şeklinde özetlenebilir.

Trump, Körfez ülkelerinin Batı’ya, özellikle de Amerika’ya olan bağımlılığını paraya tahvil edeceğini seçim vaadi olarak dillendirmişti. Bir seçim konuşmasında, “Körfez ülkelerinin sahip olduğu tek şeyin para olduğunu ve ABD olmadan varlıklarını sürdüremeyeceklerini” belirtmişti. Aynı konuşmasında Körfez’e gideceğini ve “19 trilyon dolar civarındaki borcumuzu onlara ödeteceğim. Bunu biz ödemeyeceğiz, onlar ödeyecekler.” ifadelerini kullanmıştı.

Trump, Riyad ziyaretinde imzaladığı silah satışı ve alt yapı anlaşmalarıyla bu vaadinin ilk taksitini tahsil etmiş oldu bir anlamda. Bir yandan İran ve Katar ile kışkırttığı Suudi Arabistan’a 280 milyar dolarlık silah satan Trump diğer yandan da “terörü desteklemekle” suçladığı Katar’a 12 milyar dolarlık silah satışına onay verdi. Bu ne perhiz bu lahana turşusu gibi bir durum. Ancak söz konusu “Tüccar Trump” olunca bütün absürtlükler normal karşılanıyor artık.

Trump’ın, Körfez ülkelerinin bağımlılık zafiyetlerini kullanarak vurduğu başka kuşlar da var. Nedir o? İsrail ile Arap dünyası arasındaki normalleşmenin kapısını aralayarak İsrail’in işgal altındaki topraklardaki hukuksuzluklarına meşruluk kazandırmak. Hazır, Hamas ve Müslüman Kardeşler, hem Arap ülkeleri hem de İsrail tarafından “terörist” ilan edilmişken ilişkileri daha ileri boyutlara taşımanın ne mahzuru olabilirdi ki?

Hem bölgedeki siyasi konjonktür de buna oldukça müsaitti. Arap medyasında, artık Ortadoğu’da kimsenin bir Arap-İsrail geriliminden bahsetmediğine, Suudi Arabistanlı yetkililerle İsrail arasındaki normalleşme görüşmelerinde oldukça mesafe kat edildiğine dikkat çekiliyor. İsrail’in eski Savunma Bakanı Moşe Yaalon’un “6 gün savaşı sırasında bize karşı koalisyon kurup bizi yok etmek isteyen Araplar, bugün kendilerini bizimle aynı gemide görüyorlar” sözleri de İslam dünyası açısından durumun vahametini özetliyor zaten.

Katar Krizinin Ortaya Çıkardığı  Sonuçlar Eşliğinde Ortadoğu’yu Neler Bekliyor?

-Krizin ilk patlak verdiği dönemde, özellikle Mısır medyasında Katar’ın, Arap güçlerince işgal edileceği dillendirilmişti. Ancak ilerleyen günlerde Türkiye’nin Katar’a asker gönderme kararı, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin Katar’dan yana tavır almaları, Arap dünyasında Katar ile ilişkileri koparanlar kervanına katılan ülke sayısının sınırlı kalması bu ihtimali oldukça zayıflattı. Tansiyonun bir şekilde düşeceği beklentisi çok daha güçlü. Kim ne kadar geri adım atar konusu ise yürüyen pazarlıklarla belirlenecek gibi gözüküyor.

-Aksi bir durumda yani gerilimin Katar’ın Körfez’den kopmasıyla sonuçlanması halinde ise bölgedeki güç dengelerini önemli ölçüde etkileyebilecek potansiyele sahip. Katar’ı, İran’ın kucağına iten bir süreç yaşanabilir. Katar-İran yakınlaşmasının müttefikliğe dönüşmesi ihtimal dâhilinde mi peki? Zayıf ama bunu, “Denize düşen yılan sarılır” atasözüyle açıklamak mümkün olabilir. Dolayısıyla, Katar’ı tedip edip, gerekirse Katar’a kayyım atayarak İran karşıtı cepheyi güçlendirmek istenirken bu girişimden tam tersi bir sonuc ortaya çıkabilir. Körfez ülkelerinin Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma ihtimali hiç de uzak değil.

-Katar krizinin muhtemel sonuçlarından biri de tecrit politikasının Hamas’ı yeniden İran’ın kucağına itme ihtimalinin yüksek olması. Böyle bir durumun istendiği hatta teşvik edildiğini söylemek mümkün. Çünkü Hamas’ı şeytanlaştırmak çok daha kolaylaşacak böylece.

-Katar’a yönelik kuşatmanın Suriye üzerindeki etkisinin ne olacağı merak edilen bir başka konu. Katar, Suriye’deki muhaliflere sağladığı maddi desteği üzerindeki baskı nedeniyle keser mi? Bu noktada sahadan endişeli haberler gelmiyor değil.

-Katar krizi Arap kamuoyunda nasıl algılandı peki? Sosyal medyada Katar’dan yana paylaşımda bulunanların cezalandırılacağı kararına rağmen Körfez ülkeleri de dahil Arap kamuoyunun önemli bölümü Katar’dan yana tavır aldı. Yapılan anketler bunu gösterdi. Filistin direnişinin yanında yer alan Katar ile savaşın eşiğine gelinirken, işgal devletinin hukuksuzluklarının meşrulaştırıldığı izlenimi rahatsız etti Arap kamuoyunu.

-Katar krizi aşılsa bile, İran, Suudi Arabistan ve ABD üçgenindeki gerilim daha da tırmanacak gibi gözüküyor. Özellikle İran’ın geçen ay ilk kez DAİŞ terörüyle karşılaşması, Tahran yönetiminin bundan Riyad’ı sorumlu tutması ve intikamının fazlasıyla alınacağı gibi karşılıklı tehditler sıcak geçecek bir yazın işareti adeta.

- Katar krizinin galibi-mağlubu zaviyesinde bakıldığında en kârlı çıkan bölge aktörünün İsrail olduğu muhakkak. Kaybedenler ise Ortadoğu’nun tüm Müslüman coğrafyası aslında. İhtilaflarımız içeriden ve dışarıdan etkilerle derinleştiriliyor. Yeni krizler peydahlanıyor, krizler çatışmaya döndürülmeye, coğrafyamız daha küçük daha küçük parçalara bölünmeye çalışılıyor ve bu süreç İsrail’i ziyadesiyle memnun ediyor.

Yorum Yazın

Facebook