Mustafa Kamer Ağabey ile Vefatından Önce -1- Teheccüd Gecenin Anasıdır

0
Mustafa Kamer Ağabey ile Vefatından Önce -1- Teheccüd Gecenin Anasıdır - Y. Selman Tan
- Sayfa : 19

Çocukluğundan beri bütün hayatı tasavvufun nezih dairesi içinde geçmiş. Kendisini dinledikçe bu manevi yolun nasıl zorluklar aşarak bugünlere geldiğini anlıyorsunuz. Bütün Allah adamlarında görülen vakar ve mehabet var üzerinde. Kalbi yüzüne yansımış, sanki yüzü nurdan şeffaflaşmış. Cümleler dilinden çabucak dökülüyor ama dinledikçe çok hikmetli sözlere muttali oluyorsunuz. Karamanlı Mustafa Kamer Efendi tam bir hikmet ve irfan ehli. O yüzden mümkün olduğu kadar hikmetli sözlerini mülâkatın içine almaya çalıştım. Bu sohbeti 2006 yılında Karaman’da Refik Tuzcuoğlu, Murat Karaman, Lütfi Arslan Bey’lerle birlikte yapmıştık. Mustafa Kamer Efendi 21 Ocak 2008 yılında Hakk’a yürüdü. Kendisine Rabbimizden rahmetler niyaz ediyoruz.


Y. Selman TAN: Efendim hayatınızı dinleyerek başlayalım.
Mustafa KAMER: Fakir 1926 yılının Ekim ayında dünyaya gelmişim. Miladi olarak 81 yaşındayım fakat şer’î yaş olarak 84’ü yaşıyorum. Günahını söylemek günah işlemek gibidir o şekilde söylemiyorum ama günahkârım bunu biliyorum. Allah affeder diye ümid ediyorum.
1938 yılında ilkokulu bitirdim gözlerim bozuk olduğu için devamını getirmedik. 1942 yılında hâfızlığa başladım. İşte tam o yıl Esad Erbilî Hazretleri’nin Karaman halifesi Osman Güleryüz Efendi, Sami Efendi Hazretleri’ne gidip müracaatta bulunuyor. “Efendim 11 yıl oldu, vazifenin sizde olduğunu biliyoruz ihvanın başına geçseniz, sizi bekliyoruz” diyor. Sami Efendi Hazretleri “Vazifedarlardan gelip müracaat eden olmadı” diye cevap veriyor. Bunun üzerine Osman Efendi “Efendim işte ben şimdi geldim, müracaat ediyorum” diyor.
Yine o yıl Sami Efendi Hazretleri Konya’ya gelmişlerdi. Konya vazifedârı Dişçi Mehmet Efendi’nin bahçesinde yapılan sohbete babam beni de götürdü. Sohbette 12 veya 15 kişi ancak vardı. Halk Partisi’nin kuvvetli devreleri o zamanlar.
Sohbette şöyle buyurmuşlardı; “Pîranı izâm hazeratı sizinle beraber bulunduğu zaman sizi tedavi eder ve terbiye eder. Nasıl ameliyat yapılan bir kişi uyuşturulduğu için kendisine yapılan ameliyeyi farketmezse mürşidi kâmilin tedavisini de müridi farketmez.” İnşirah suresinin tefsirini yaparak ehlullahın manevi tedavisiyle ilgili bilgiler vermişti. O çocuk yaşta benim çok dikkatimi çekmişti. Kendisi ile ilk tanışmam böyle oldu.
Babam Hacı Rauf Efendi evde akşamları Esad Erbilî Hazretleri’nin Mektubat’ını alır ve Pîri ekmel efendimizin ruhuna bir Fatiha üç İhlası şerif okuduktan sonra herkes için ayrı ayrı bir mektup açardı. Herkesin ihtiyacına göre olan bölüm çıkar, sohbet hem hisse alınarak hem de feyz alınarak tamamlanırdı.

PEYGAMBERİMİZİN MUHABBETİ İÇİMİ DOLDURDU
Yine o yıllarda yüzümde bir yara çıkmış dışarı çok çıkamıyordum. Eski yazıyı ilerletmek için Osmanlıca eserlerden Siyer-i Nebî ve asrı saâdeti okumaya başlamıştım. Bir müddet sonra Peygamber Efendimizin muhabbeti içimi doldurdu. Bir gece bayağı ağladıktan sonra yattım. Rüyamda fırınımızda tezgahın başında siyah sakallı, aydınlık yüzlü bir zat elinde bir dondurma yiyordu. Kendisine “Efendim o yediğiniz nedir?” diye sordum. Sonradan düşünmüşümdür çocuğum ve o zamana kadar daha hayatımda hiç kimseye “Efendim” sözünü kullanmamışım, ilk defa orada kullanıyorum. Elindekini bana uzatıp ikram etti, tadına baktığım anda soğukluğundan titrediğimi hissettim. Sonra da iki kaşık süt ikram etti. Uyanınca kendi kendime ‘bu rüya iyi bir rüya kimseye söylemeyeyim, fakat acaba ne anlama gelmektedir’ dedim. Mektubatı açtım, nasibime çıkan mektupta Esat Erbilî Hazretleri buyuruyordu ki; “Bir müddet önce görmüş olduğunuz rüya Tarikatı Âliyyeye kabulünüze işarettir.”
Pederim o gün beni yanına çağırarak “Gel bakalım bugün ne rüya gördün?” dedi. Ben de anlattım, onun üzerine şemail-i şerifi getirdi ve Peygamber Efendimizin sîmay-ı âlilerini ve özelliklerini okudum. Sonra bana sordu “Gördüğün şahıs burada anlatıldığı gibi miydi?” Ben de “Evet babacığım” dedim. “Bizimsin” dedi ama yine de ders vermedi. Ta ki hâfızlığımı bitirdim 1946 yılında, ancak o zaman dersimi tarif etti.
Pederin de Karaman vazifesi 1946 yılında verilmişti. Sultan-ı zikre kadar vazifelerimi pederim kontrol etti ve değiştirdi. Murâkabeden sonra bütün derslerimi Sami Efendi kontrol etti. Peder değiştirmeye selahiyetli olmasına rağmen Sami Efendi Hazretleri ilgilendi.
Y. S. TAN: Pederinizden biraz bahsetseniz efendim.
M. KAMER: Pederim Rauf Efendi hafızlığını bitirdikten sonra hem medrese tahsili görmüş hem de Karaman’da rüştiyeyi bitirmiş. Sonra liseye devam için İstanbul’a gitmiş. Amcası Mekke’de 4 sene kadılık yapmış, o dönemde de İstanbulda Fetva Emin Muavinliği yapan bir zat imiş. Onun yanında bir müddet eğitimine devam etmiş.
Hatta o dönemde amcasının çocuklarıyla birlikte kendilerine sorulmuş “Siz büyüyünce ne olacaksınız?” diye. Herkes avukat, doktor ne olmayı düşündüyse onu söylemiş, sıra babama gelince babam “Ben hiçbir şey olmayacağım” demiş. Tekrar sormuşlar “Peki ne için okuyorsun?” Babam cevaben “Allah rızası için okuyorum” demiş. Hakikaten peder sonradan derviş olmuş dünyevi herhangi bir makamı mansıbı olmamış fakat ben şahidim ki hayatı hep huzur içinde geçti ve o makam mevki sahibi olan amca çocuklarının her birisine de hayatı boyunca yardım etti.

BABAM FİLİSTİN CEPHESİNDE ESİR DÜŞÜYOR
Karışık dönemlerde okulu boşaltılınca dönüp Konya Lisesi’ne kayıt olmuş. Kendisi derdi ki “İstanbulda en kötü kelime esef ederim idi, Konya’ya geldim küfürün bini bir paraydı.” Konya Lisesi’nin hem edebiyat hem fen bölümlerini birincilikle bitirmiş tam üniversiteye gideceği sene seferberlik ilan edilmiş.
Tam yedi yıl cephe cephe dolaşmış, en son Filistin cephesinde yaralanmış. Araplar atını, eşyalarını elinden alıp tam onu öldürecekleri sırada 5- 6 Türk askeri peyda oluyor ve kendisini kurtarıyorlar. Ricat durumunda oldukları için daha sonra İngilizlere esir düşüyorlar. Başından yaralıymış ve o sırada yere düşen olursa hemen süngüleyip öldürüyorlarmış. Kendisi iyi Fransızca bilirdi, gözleri kararmaya başlayınca hemen İngiliz Komutanın karşısına geçiyor ve diyor ki “Biz size teslim olduk, esire medeni insanlar nasıl muamele ederse öyle muamele etmenizi isterim.” Bunun üzerine İngiliz generali kendisini ve yanındakileri bir araba çağırtarak tedavi altına aldırıyor. Zaten arabaya bindikten sonra bayılıyor ve gözünü Şam’da hastanede açıyor. Tedavisi bittikten sonra ise esir olarak Mısır’a gidiyor, esir kampında fransızca dersi veriyor İngilizlerden de ingilizce öğreniyor. Bir sene esir olarak kalıyor. Bir müddet sonra rahatsızlanıp rahatsızlığı altı ay kadar devam edince kendisini İstanbul’a gönderiyorlar.
“KALBİM BOŞ GİDİYOR”
İstanbul’da emekli olmuş olan amcasının yanında bir müddet kalıyor. O dönemde amcası babama diyor ki; “Hafız, ben bir mürşide teslim olamadım, kalbim boş gidiyor sen bu imkanı değerlendir.” Bakın burası mühimdir kendisi kadılık yapmasına, fetva eminliği yapmasına rağmen kalbim boş gidiyor diyor.
Babam Karaman’a döndükten İslahiye Medresesinde din, fen ve fransızca dersleri vererek müderrislik yapıyor. İki sene sonra bu sefer İstiklal Harbi başlıyor, subay olduğu için İstiklal Harbi’ne davet ediliyor. Karaman’dan gidecek üç kişi var. Birisini Karaman’da yazıcı olarak bırakacaklar. İmtihana giriyorlar en iyi tahsili olan babam ama “Takdiri ilahi imtihan kağıdını gözüm görmez oldu hiçbir şey yazmadan kağıdı verdim” diyor. Bir diğer arkadaşı da Konya’da hastanede kalıyor. Sadece babam İstiklal Harbi’ne katılıyor. Savaşırken daha ilk hafta sağ koluna bir şarapnel parçası isabet ediyor ve kolunu parçalıyor. Gazi olarak Karaman’a çok zor şartlarda geri dönüyor. Babamın sağ kolu çolakdı.
Karaman’a döndükten sonra amcasının sözü üzerine mürşit arayışına giriyor. 1928 yılında Sami Efendi Hazretleri Karaman’a geliyor. Burada bazı hocaefendilerle birlikte sohbetler yapıyor ve babam da Sami Efendi ile tanışıyor. Onun göndermesiyle İstanbul’a Esad Erbilî Hazretleri’ne gidiyor.
Esad Erbilî Hazretleri dergahın bahçesinde otururken yanına giriyor elini öpmek istiyor. Hazret elini geri çekiyor. Bunun üzerine etrafındakiler babama başındaki şapkayı çıkarmasını işaret ediyorlar. Babam hemen bir takke takıyor ve tekrar Esad Erbilî Hazretleri’nin yanına varıyor, bu sefer elini öpüyor ve huzura kabul ediliyor.
“Ramazan Bayramı’na üç gün vardı. Esad Erbilî Hazretleri ‘burada Kuran okuyun’ buyurdular, üç günde üç hatim indirip kendisine ‘Üç hatim indirdim efendim’ dedim” diye anlatırdı. Zaten babamın intisabından sonraki üçüncü Ramazan’da şehit oldular.
ŞEHADET
Esad Erbilî Hazretleri hastanede Kadir gecesinde, evladı da dahil en çok sevdikleri 26 halifesi 21 Ramazan günü şehit edildiler. Öncesinde mahkemede idam kararı verildiği zaman Esad Erbilî Hazretleri hakimlere diyor ki; “Eğer imanla gidebilecek olursanız size yarın mahşer günü ilk şefaat edecek olanlar bu idam kararı verdiklerinizdir.” Sonra dönüp evladlarına buyurmuş ki “Evladlarım sizin şehadetinizi tebrik ediyorum.”
Ayrıca o dönemde 2 bin civarında kişi tutuklanıyor ve muhtelif sürelerde hapislerde kalıyorlar. Bunların çoğunluğu hocaefendi veya müridandı. Böyle bir zulümatın talebeleri olduğumuz için bizden hala çekinirler ve o yüzden çok dikkatli olmalıyız. Bu hususa özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum.
Karamanlı Osman Güleryüz Hoca, Esad Erbilî Hazretleri’nin Erenköy’deki tekkesinde bir hafta kaldıktan sonra müsaade istemiş. Esad Erbilî Hazretleri o sırada tam merdiven çıkıyorlarmış, “Ne için gideceksiniz?” diye sormuşlar. “Efendim belki kalbinizi rencide ederiz korkusuyla gideyim diye düşünüyorum” demiş. “Kurbu sultan ateşi suzan” derler. Büyüklerin yanında durmak çok dikkat ister, yoksa tehlikeli bir iştir. Esad Erbilî Hazretleri şöyle bir baktıktan sonra buyuruyorlar; “Allah (c.c.) Hazretleri bize öyle bir kalp ihsan etmiş ki bütün dünya bir olsa bizi rencide edemez.” İşte kalp böyle olacak. Esad Efendi Hazretleri’nin kalbi bu.
AŞK, AŞK, AŞK

YOKLUK, YOKLUK, YOKLUK
Y. S. TAN: Efendim pederinizin Sami Efendi Hazretleri ile çok yakın bir hukukları varmış herhalde.
M. KAMER: Babam son hastalıkları döneminde Karaman Müftüsü Abdullah Sıvacı Hocaefendi’yi Sami Efendi Hazretleri’ne kendisi için dua etmelerini söylemek üzere gönderdi. Sami Efendi Hazretleri kendisine talep iletilince buyuruyorlar ki; “Rabbimiz, ‘benim için sevdiğin biri var mı?’ buyurduklarında, kendilerine ‘Ya Rabbi senin rızan için Kamerzâde Rauf Efendiyi seviyorum’ diyeceğim. Ve yarın ahirette Rabbime bu sevgiyi hediye olarak götürüp gideceğim.”
Musa Efendi kitabında Sami Efendi'nin yetiştirdiği veliler arasında Abdurrauf Kamer'i de sayıyor.
Bir gün babam ve Karaman Müftüsü oturuyoruz dedi ki; “İlk yıllarımda Fransızcaya ve diğer okumalara ayırdığım vakti Arapçaya ve ilme ayırsam daha iyi olurmuş.” Halbuki Arapçayı da iyi bilirdi. Aradan bir müddet geçtikten sonra yine aynı zevat birlikte otururken dedi ki; “İlim de bir yere kadar, vakti marifetullaha ayırmak en doğrusudur.”
Allah’ın rızası için ilimden, amelden her şeyden geçmek lazımdır. Esad Efendi Hazretleri “Siz şahit olun ki Allah’ın benden razı olduğu bir şey olursa bunu ihvanıma hediye ediyorum” buyuruyorlar. Yani amelden sıyrılıyorlar.
Hayatımızda hangi şey bize varlık getiriyorsa veya varlığa sebebiyet veriyorsa onu hayatımızdan atıp çıkarmak lazımdır. Marifetullah yani Allah bilgisi hepimizi ihata etsin. Allah bilgisi başka bir şeydir onu dil ile tarif etmek mümkün değildir. İnsanı O’na ulaştıracak şey aşk, aşk, aşktır. Sonra yokluk, yokluk, yoklukdur. Allah hepimizin kalbinde o ateşi yaksın bir nebze hissedelim inşallah.
Muhterem pederim Rauf Efendi vefatından 17 gün önce kendisine gelen zuhurat ile mezarına indiriliyor, mezarında sağ taraftan bir pencere açılıyor ve pencereden 5- 6 kişi (tahminim melek) “Rabbim Allah’tır dedikten sonra istikamet ettiler...” Ayeti kerimesini okuyarak ona cennet tebşiratında bulunuyorlar. Hakikaten kendisi tam bir istikamet ehliydi.
Birkaç örnek vereyim; 1969 yılında hacca gitti. Şam’a varınca hac vizesi almak için müracaatda bulunuyor. Ramazan’dan birkaç gün önceymiş. Orada kendilerine deniyor ki “Hac vizesini Ramazan’dan sonra veriyoruz, size umre vizesi verelim onunla gidin ve orada kalın.” Babam “Hayır olmaz, ben hac vizesi istiyorum” diyor ve bir ay Şam’da kaldıktan sonra hac vizeleri açılınca tekrar müracaat edip hac vizesi alıp Suudi Arabistan’a o şekilde giriyor.
Karaman’da kiraya verdiği dükkanlardan birisiyle ilgili maliye memurları geliyor “Burasının kirası ne kadardır?” diyor, babam da aldığı rakamı söylüyor. Kiracı düşük göstermiş babama gelip diyor ki “Şu rakamı söyle hacı amca yoksa bana ceza verecekler.” Babam diyor ki “Cezanı ödeyeyim ama ben yalan söylemem.” Sonra o cezayı beni göndererek ödedi. Kavak ağaçlarını sattı, soran eden olmadığı halde maliyeye beyanda bulundu, vergisini ödedi.
Zannederim hayatında bir kere farklı beyanda bulunuyor, o da 1929 yılında hacca giderken. O zamanlar Hicaz’a hacca gidilemediğinden önce ticaret odasından değirmenci evrakı çıkarıyor, sonra sakalını kesiyor ve Yunanistan’a gideceğiz diye pasaport çıkartıyor. Bunların iznini de Esad Efendi’den alıyor.
Bu şekilde dürüst bir hayat yaşadıktan sonra elhamdülillah istikametle ve cennet müjdesiyle müjdelendi.

TEHECCÜD GECENİN ANASIDIR
Rahmetli anneme bir gün sordum “Anne hiç gece kalkamadığınız oluyor mu?” diye. Dedi ki “Oğlum senede belki bir gün” Dikkat edin gençler teheccüt deyip geçmeyin. Teheccüt gecenin anasıdır. Babam Teheccüt namazlarını hep hatimle kılardı.
Size bir de Ladikli Ahmet Ağa ile ilgili bir hatıra anlatayım. Babamın dostuydu. Bizim değirmenler faaliyete geçeceği zaman babam gelip dua etmesini istemişti, o gün iki de kurban kesilmişti. O zaman Ladikli Ahmet Ağa babama dedi ki “Sen bunları açıyorsun ama ne yapacaksın değirmenleri sana bahçeler yeter. Sen de çocukların da bahçelerle ilgilenin.” Hakikaten değirmenler olmadı, yürümeyince kapattık fakat işlerimiz bahçelerden açıldı.

MAİYYETTEN KURBİYETE DERSLER
Y. S. TAN: Efendim biraz önce “Murâkabelerden itibaren dersimi Sami Efendi Hazretleri kontrol etti” buyurdunuz. Ders kontrolleri dönemlerinden nakledecekleriniz var mıdır? Size muhtelif tavsiyeleri oldu mu?
M. KAMER: Maiyyet dersini kontrol için İstanbul’a gittiğimde buyurdu ki “Acele etme evladım, kurbiyet velayeti kübradır. Kalp tam bir tasfiye olsun nefis tezkiye olsun.” Mühim mesele bu. Bir kimsenin kalbinde zikir başladığı zaman maiyyetin sonuna kadar velayeti suğra verilebilir. Maiyyetten sonra kurbiyete, akrabiyyete yani yakınlığa geçilir. Sonra muhabbete geçilir velayeti ulyâya.
Birisi Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme geliyor ve diyor ki “Ya Rasûlallah seni çok seviyorum.” Efendimiz onun üzerine “O zaman fakre hazırlan” buyuruyorlar. Sonra bir başkası geliyor “Ya Rasûlallah ben Allah’ı çok seviyorum” deyince ona da Efendimiz “Sen de iptilaya hazırlan” buyuruyorlar.
Y. S. TAN: Sami Efendi ile ilgili hatırladığınız hadiseleri paylaşır mısınız?
M. KAMER: Esad Erbilî Hazretleri Karaman’a gönderdikleri bir mektupta “Bütün evliyaullahın gıpta ettiği mahviyet, Sami Efendi’de mevcuttur, bizde yoktur” buyuruyorlar. Mahviyet bilinir, gıpta edilir ama herkes tarafından yapılamaz. Sami Efendi Hazretleri’nde mahviyet hâkimdi.
Karaman’da başka bir cemaat mensupları Necip Fazıl Kısakürek’i konferans için davet etmişler. Konferans sonrası medreselerinde oturup hasbıhal ediliyordu. Kendisine o dönemin hocaefendileri ile ilgili değerlendirmeler soruluyordu. Birisi “Efendim Mahmut Sami Ramazanoğlu hakkında ne dersiniz?” dedi. Necip Fazıl “Ben kendisini iki defa gördüm fakat biz insan sarrafıyız size şunu söyleyeyim ki Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazretleri gökten inen nisan yağmuru kadar saf, hidrofilli pamuk kadar temizdir” demişti.
Konyalı Halıcı Mehmet Saraç Efendi ile Sami Efendi Hazretleri birlikte seyahat ederlerken Ankara’dan Kayseri’ye doğru gidecekler fakat vasıtaları yok. Gece saat 24:00 sularında Sami Efendi Hazretleri Saraç Efendiye “Dışarıya çıkıp bir arabaya bakalım” buyuruyorlar. Saraç Efendi “Efendim bu saatte araba olur mu?” diyor ama Efendi “Biz dışarıya bir bakalım” buyuruyorlar.
Saraç Efendi de bunun üzerine gece vakti yola çıkıyor, nereye gideceğini bilmeden yürürken saman pazarının önünde bir bakıyor ki kendi oğullarının arabası park etmiş durumda. Şaşırıyor arabanın önündeki otele girip soruyor arabanın sahiplerinin yukarda istirahette oldukları söyleniyor. Hemen çocuklarını kaldırıyor “Siz burada ne yapıyorsunuz?” diyor. Oğlu “Baba arkadaşımızın babası hacdan gelecekti gelmedi onu bekliyoruz” diye cevap veriyor.
Ertesi gün ikindi vakti Kayseri’ye giriyorlar epey bir cami geçtikten sonra Sami Efendi bir camiyi işaret ederek “Burada duralım” diyor. Cemaatten bir kişi Sami Efendiyi görünce “Vallahi de o, billahide o” diyerek dizlerine vurmaya başlıyor. Meğer o gece Sami Efendi rüyasına girerek ikindi namazına görüşmeye yanına geleceğini söylüyor. Görüşmelerini yapıyorlar, müşkilatını hallediyor, orada o iki kişiye manevi ders vererek ayrılıyorlar.
1974 yılına kadar Sami Efendi her sene Karaman’a gelirdi. 1958 yılında geldiği zaman evimizde gusül abdestini aldı, traşını oldu, cuma namazına onu Araboğlu Camiine götürdük. Her zaman birkaç saf cemaat olurdu, o gün cami doldu. Namazdan sonra herkes Sami Efendi Hazretleri’nin çıkışını bekliyor onu görmek istiyordu. Sami Efendi Hazretleri ise camiden çıkmıyordu. “Efendim bunlar zararlı kimseler değil size sevgilerinden dolayı bakıyorlar” dedim. “O doğru ama benim maneviyatıma zarar verir” dedi.

SOHBETLERDE MANEVİ ESRAR VARDIR
Sohbetler evlerde yapılıyor, en geniş salon 30 kişi alıyordu. Bir evde sohbet yaptıktan sonra bir başkasına geçiyorduk. Sohbetlere giderken bana “Sen saate bakarsın ben anlar sohbeti tamamlarım” dedi. Kendisine “Efendim sizinle bazı görüşmek isteyenler var” dedim. “Biz sohbette hallederiz” buyurdular.
Bize vazife verildikten sonra, İstanbula gideyim Sami Efendi ‘işi bırak’ der ise çocuklara bırakayım bunu istişare edeyim düşüncesiyle İstanbul’a gittim. Efendi Hazretleri sohbette “İşten ayrılmak yok, neyle iştigal ediliyorsa ona devam edilecek” dedi. Herhangi bir şey sormaya hâcet kalmadan cevabımızı alıp döndük geldik. Bir çok sorunun cevabını sohbette verirlerdi.
Sohbetlerde manevi esrar vardır. Sami Efendi Hazretleri’nin sohbetlerinde herkes diz çökerdi, başlarına kuş konsa uçmazdı.
Narkotikden bir polis bana şunu söylemişti “Esrar içilen odada bulununca esrar içmesen dahi havayı teneffüs ettiğinden dolayı sarhoş olursun.” Sohbetlerin durumu buna benzer. Birisi sohbete gelse hiçbir şey dinlemese uyusa bile sohbetin manevi havası ona sirayet eder. Manevi koku üzerine siner. Sohbete devam etmeyen manevi yolda terakkî edemez.
Sami Efendi Karaman’a gelişlerinden birinde cebinden bir gazete küpürü çıkardı. Gazete haberinde şöyle bir hadise anlatılıyordu. İsmini hatırlamadığım bir vilayette tarlada çalışan bir kadın kundaktaki yavrusunu bir kenara koymuş. Bir kartal aniden gelerek çocuğu kaptığı gibi havalanmış ve o sırada bir leylek peyda olarak hasmı olan kartala saldırmış. Bunun üzerine kartal çocuğu pençelerinden düşürünce herkes çocuğun öleceğini zannederken çocuk bir ağaç dalına takılarak sağ kurtulmuş. Gazete haberini okuduktan sonra “Bunlara tesadüf deniyor, hepsi bir sebebe bağlanıyor ama aslında bunlar hep anlayan, idrak edebilenler için Allah’ın bir mucizesidir” buyurmuşlardı.

MUSA EFENDİ HAKİKİ MÜRİTTİ
Musa Efendi hakiki bir müritti. Bir gün abdest almış sağ ayağının çorabını giymiş sol ayağını giymek için hazırlanıyordu ki Sami Efendi’nin çıktığını gördü ve o vaziyette hizmet için koşturmuştu. Hacda bana “Sami Efendi Hazretleri istirahate çekildikten sonra Alemdar ağabey ile Mustafa Öztürk Ağabeyin ihtiyaçlarını görüyorum elhamdülillah 4 saat uyku kafi geliyor” buyurmuşlardı. Hukemanın ittifak ettikleri husus, “Az yemek, az uyumak ve az konuşmaktır.” Sami Efendi Hazretleri’nin hayatı da bu ölçü üzerine kurulmuştur.

HER MÜRŞİDİN BİR MEŞREBİ VARDIR
Her mürşidin bir meşrebi vardır. Kimisi celalli kimisi cemalli. Sami Efendi Hazretleri yüz yüze çok konuşmazdı her şey sohbette halledilirdi. Refikleri bize “Sami Efendi Hazretleri’nin sesini biz de sizinle birlikte sohbette duyarız” derlerdi. Arabada diz çökerdi, trende diz çökerdi ben bunları gözümle gördüğüm için söylüyorum size. Ondaki edebi anlatmam mümkün değildir. Çocukluğumuz Sami Efendi hazretleri ile geçtiği için onu unutamıyorum.
Bir gün Konya’dan Şekerci Reis Medine’ye giderken Sami Efendi Hazretleri’ne selamımı iletmesini emanet ettim. Şekerci Reis selamları tek tek saymış bitince Sami Efendi Hazretleri “Kamerzade Mustafa Efendi bizi çok sever, onda çok sırlar gizlidir” buyurmuşlar. O güne kadar ağlardım, Sami Efendi Hazretlerini çok severdim ancak severim sözü iddia olur diye veya riya olur diye hiç kimseye onu şöyle şöyle seviyorum diyemezdim. Elhamdülillah üstadım içimdeki durumu tescil etti.
Gelecek Sayı: Müridin terbiyesinde üç safha...


KALPTEN HİKMETLER

• Vazifelerimizi yaparken mümkün mertebe seccadenin üzerinde oturalım ve edeple yapalım. Edeple yapılan ibadete füyuzâtı ilahî daha kolay iner.
• Sadrın nurlanması zikirle olur. Musa aleyhisselam dahi “Ya Rabbi sadrımı genişlet” diye dua etmiştir. Ama Peygamber Efendimiz için Allahu Teâlâ “Biz senin sadrını genişletmedik mi” buyurmaktadır.
• Allahu Teâlâ semâvat ve arzda her şeye imzasını atmıştır. Bizi de öyle bir imza ile yani öyle bir kararla yaratmıştır. Bizim sahibimiz Allah’tır. Biz de onun kuluyuz ve kul demek köle demektir.
• Nasıl ki şu nefs topraktan yetişen şeylerle gıdalanmaktadır, ruhumuz da kemâle ermiş bir ruhtan gıdalanmadıktan sonra gelişemez.
• Bahçeye ağaçların çiçek açtığı zaman gidin. Çiçek hayata geldim diye, arı çiçeğin özüne kavuştum diye sevinir. Vücut ülkesine baharı getirmek lâzımdır ki sadrımız da çiçekler açsın. Ondan sonra zikirden daha zevkli bir şey yoktur.
• Ufacık bir şeyde bile Rabbimizin kudretini ve marifetini müşâhade ederiz. Rabbimiz Kuranı Kerim’de “Biz her şeyi sudan yarattık” buyuruyor. Kainat sudan yaratıldı, biz de sudan yaratıldık. Ağacın kökünden giren su dallara varınca meyve olur. Sivrisineği yaratmak dağı yaratmaktan zordur. Basiretimiz açık olursa her şey tefekkür vesilesidir.
• Dünyalık bir şey için küsmüş ve senelerce birbirleriyle konuşmayan insanlar var. Vay efendim onda şöyle kötü hasletler varmış, böyle kötü hasletler varmış. Kendine bir baksana sende neler var neler? Bir kalpte kin olursa kalp yumuşamaz ve o kalpte zikir uyanmaz.
• Derviş ile ucup kelimeleri yani kendini beğenme yanyana gelemez. Eğer teheccüde kalktım diye böbürleneceksen o nafile ibadeti yapma daha iyi.
• Sami Efendi Hazretleri bir sohbetinde “Bütün tasavvuf kitapları dünya muhabbetini kalpten çıkarmak için yazılmıştır” buyurmuşlardı.
• Kalbi selim’in üç alameti vardır: İncitmemek, incinmemek ve hangi halde bulunulursa bulunulsun Allah’tan razı olmak.

 

Yorum Yazın

Facebook