NAZIM YÜZBAŞI AĞABEY İLE HAYAT SOHBETİ… -2

0

KENDİNİ İSRAF ETMİŞ OLURSUN

S. TAN: Efendim siz bu havalide yıllardır sohbetlerde bulunuyorsunuz. Sohbetler vesilesi ile bir muhabbet halesi oluşmuş. Sohbetlerdeki sır nedir?
YÜZBAŞI: Manevi rızıklar elektrik santralindeki bir şebeke dağılımı gibidir. Soma Termik Santrali’nde elektrik 18 bin volt olarak üretilir. Ama evinde ihtiyacı olan birisine 220 volt olarak verilir. Sohbetlerde füyuzâtı ilahi vardır. Eğer temiz bir kalp ile ve teslimiyetle sohbete gelinirse mutlaka istifade edilir. Adeta sohbete gelen kişinin hücreleri yenilenir. Manevi alemde hepimizin Rabbi zülcelal’den gelen cereyana ihtiyacı vardır. Bizler o feyzden istifade etmek için beklemeliyiz.
1990’lı yıllar da Musa Efendi Gemlik’teki kimya sanayi fabrikasının misafirhanesinde bizleri toplar üç günlük kampa alırdı. Orada halvet sohbeti yapardı. O sohbetler tam bir eğitim ve hallenme sohbetleriydi. Anın değerini bilmek lazım çocuklar. Zaman geçiyor, değerlendirdin değerlendirdin, değerlendirmediğin zaman kendini israf etmiş oluyorsun.

Musa Efendi bir gün bize, “Bazı yollarda seyrü sülûk kesildi ama inşallah bizim yolumuzda kıyamete kadar devam edecektir. Toplulukta rahmet vardır ekseriyetin tabi olduğuna tabi olunuz” buyurdu.

Bandırma’da Kadirî Şeyhi Albay Hicri Efendi vardı. 1970’li yıllarda bir gün fakiri çağırdı kendisinden sonra icazeti bize vermek istediğini söyledi. Kendisine “Efendim ben şeyhliği değil Sami Efendi’ye erliği tercih ederim” dedim.

Ana cadde Sami Efendi, Musa Efendi, Osman Efendi’dir.

Osman Efendi edep ve haya timsali bir insandır. Manevi yönünü hiç göstermez kendisine söylense bile üzerine kondurmaz. Etrafındakilerin onun zahiri haline bakarak aldanmamaları gerekir.

S. TAN: Efendim gördüğümüz kadarıyla zâtı âlîniz eskiden beri özellikle gençlerle ilgilenirsiniz. Çok genç yetiştirdiniz, toplumun her kesiminden farklı insanlarla meşgul oldunuz. Bu gayretlerden güzel sonuçlar aldığınız da görülmektedir.
YÜZBAŞI: Bir gün İstanbul’dan Musa Efendi’nin sohbetinden geliyoruz. Gemide yer bulamadık. Bizi kaptan köşküne götürdüler.
Karadenizli kaptan ile sohbet ederken kaptan “Amca sen hoca mısın?” dedi. Ben de “Hem hocayım hem de talebeyim, şimdi hocamın yanından geliyorum” dedim. Peki taleben var mı?” diye sordu. “Birkaç bin kişi var” dedim. Muhabbet ehli birisiymiş “2001. ben olabilir miyim?” dedi. “Olabilirsin” dedim. “Tahsiliniz nedir?” dedi. Ben de “Maneviyat Üniversitesinde tahsil görüyorum” dedim. “O nasıl bir üniversite?” diye devam etti. Biraz sohbet ettik. Hayretler içinde kendinden geçti.

Hakikaten insanımız bu manevi yolları, İslam’ın güzelliğini bilemiyor. İnsanımızın çoğu gaflet içinde yaşıyor. Biz büyük nimetler içinde yaşıyoruz. Kardeşlerimiz şunu bilsinler ki bizler beynelmilel bir üniversitede okuyoruz. Mükemmel bir eğitim alıyoruz. Bize düşen önce bu nimetin kadrini bilmek, sonra bu nimetin güzelliklerini ulaştığımız insanlara anlatmaktır.

Bir gün Bandırma’da okuyucu grubunun liderini Musa Efendi’nin sohbetine götürmüştüm. Sohbetten sonra kendisine takdim ettiğim zaman Musa Efendi Said-i Nursi Hazretleri’ne altı ay kadar hizmetim oldu, ayrımız gayrımız yoktur, yolların hepsi birdir.” dedi. Geri dönerken o zat “Sanki Asr-ı saadetteki bir sohbette bulunmuş gibiyim” diyordu.

Mâlumu âliniz, siz daha iyi bilirsiniz buna emri bil maruf nehyi anil münker deniyor. Yani hepimizin üzerinde de bir tebliğ borcu var.

HİZMET İÇİN MERHAMET

S. TAN: Bir de hizmet borcu var. Bezzaz Hacı Ali Rıza Efendi Vakfı’nı kurduğunuzu belirtmiştiniz. Vakıf hizmetleri noktasında gösterilmesi gereken hassasiyetlerle ilgili neler söylemek istersiniz?
YÜZBAŞI: Evet hepimizin aynı zamanda ihtiyaç sahiplerini bulma, onlara hizmet etme borcu var.
Bir keresinde vakfımızdaki iftara kılık kıyafeti farklı bir genç gelmişti. Kapıdaki görevli, gence “Sen oruçlu musun?” diye sordu. Genç mahcup bir şekilde “Oruçlu değilim fakat iki senedir babam vefat ettiğinden beri ben bir öğünde iki kap yemeği bir arada görmedim. Sizin burada üç kap yemek veriyormuşsusunuz” dedi. Hemen müdahale ettim. Gelen kişiye ‘sen oruçlu musun?’ diye sorulur mu? Yalan söylese nereden bileceksin. Yalana teşvik etmiş oluyorsun. Üstelik genç açıkça doğruyu söyledi. Bize düşen onun ihtiyacını karşılayıp onun gönlünü kazanmaktır.

Vakfa yardımda bulunanlardan birisi demişti ki, “Ben size bundan sonra yardım etmeyeceğim çünkü aşhanenize sarhoşlar geliyor.” “Siz bilirsiniz” dedim. Hizmet ederken ihtiyacımız olan şey ilk olarak merhamet sahibi olmaktır.

İnsan yetiştirmek çok kıymetli bir şeydir.

Geçenlerde bir mektup geldi. Mektuptaki şahıs kendi ismini veriyor ve “Ben öğrencilik yıllarımda sizden burs almıştım. Şimdi burs verecek konuma geldim, bundan sonra her ay bir öğrencimize burs vermek istiyorum ilk ayın ücretini de mektupta gönderiyorum”diyor. İşte hamiyet budur.

Bir başka müstağnilik örneğini de şöyle gördüm. Mobilyacılık yaparken yeni mobilya takımı alan bir kişi “Eski mobilyaları istediğiniz bir yere verebilirsiniz” demişti. Etraftaki fakir ailelerden birincisini aradım, ‘ihtiyacım yok’ cevabını aldım. İkincisini aradım ‘benim sadece kanepeye ihtiyacım var’ dedi. Üçüncüsü ise ‘siz bilirsiniz’ dedi. Ehline ulaşabilmek çok önemli. İhtiyaç sahibi olup ta söyleyemeyeni bulmaya çalışmak gerekir.

İLLE TAKVA İLLE TAKVA

S. TAN: Efendim biraz önce “İş muhabbet ile başlar, muhabbet olmadan bir şey olmaz” dediniz. Peki muhabbetten sonra ne lazımdır?
YÜZBAŞI: Takva ile yaşanılacak bir hayat. İlle takva, ille takva. Önce takva, takvasız manevi hayat devam edemez. Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin buyurduğu üzere “İnsanların birbirine üstünlüğü ancak takva iledir.” Hepimiz kendimize bakalım, ne kadar takva sahibi isek kulluğumuz da o kadardır. Bunu anlayalım.
Ehli tarik olmak takva ile yaşamaya çalışmak demektir. Ehli tarik Allah’ı sever, Rasulullah’ı sever, gece gündüz zikretmeye çalışır. Haramlardan sakınır, dikkatli bir hayat yaşar.

Malum takva şüpheli her şeyden sakınmaktır. Ruhsatlarda bile dikkatli davranmakdır.

Çarşıya çıkınca nereye bakacağınızı şaşırıyorsunuz. Toplum almış başını bir yere gidiyor. Sen erkekliğinden utanıyorsun ama onlar hal ve tavırlarından utanmaz vaziyetteler. Günümüzde takva ile yaşamaya çalışan gençler neredeyse Ashâb-ı kehf gibi kalmış durumda. Takva ile yaşamak zor ama kurtuluşumuz da buradadır.

28 Şubat döneminde ilahiyat fakültesinde, başka fakültelerde okuyan kızlarımız vardı. Başörtüsü yasağı uygulanmaya başladığı zaman okulların bitmesine üç ay kalmıştı. Elhamdülillah kızlarımız ‘başımızı açmayacağız’ diye okullarını terk ettiler. Bu arada “Bu kızlar ne yapsın?” diye üstadımıza soruldu. Üstadımız “3 dakikaya bile evet diyemeyiz” buyurdu. O dönemde başlarını açanlar sonra kapatabildi mi?

Bir gün eve geldiğimde kızımın başını açık gördüm. Beni görünce odasına kaçtı. Kapının arkasına varıp kendisine dedim ki “Kızım başını Allah korkusundan değil baba korkusundan kapatacaksan kapatma daha iyi.” Elhamdülillah biz evin içinde bile bu hususlara dikkat etmişizdir.

Musa Efendi Üstadımız “Kadından sekreter, kadından tezgahtar muvafık değildir” dedi. Bizi takvaya yönlendiriyorlar. Onların sözünü tutarsak takva ile hareket etmiş oluruz, tutmazsak mesuliyet kendimizin. İşte burada da teslimiyet devreye giriyor. O Allah dostlarının sözlerini tutanlar kıyamete kadar bahtiyar olurlar Selman bey. Bunu böyle bilelim.

Bandırma’da bir kardeşimiz Bandırma’nın en lüks otelinde bir düğün yapacakmış, bizi davete geldi. Kendisine dedim ki “Kardeşim bu otel içkili bir otel değil mi?” Kardeş, “Efendim biz konuştuk içkilerin üstünü örteceklermiş” dedi. Ben de kendisine “ Meyhanede Kuran-ı kerim okunur mu?” dedim. Mesela kadın erkek karışık düğünlere dikkat edilmesi gerekir. Takva hayatında şer-i şerîfe riayet etmek kırmızı çizgidir.

Dünyevi hayatımızda dikkat edilecek bir başka husus ise helal rızıktır. Bunu büyüklerimiz hep söylerler ama biz de size duyduklarımızı aktarıyoruz.

Malum bir hadisi şerif var; “Rızkın onda dokuzu ticaretdedir” diye. Şunu bilmemiz lazımdır ki, ibadet hayatının, takva hayatının da onda dokuzu helal rızıktadır.

Fakir sohbetlerimde mümkün olduğu kadar takva hayatı ve helal rızık üzerinde durmaya çalışırım.

ÖMÜR BOYU NEFİSLE MÜCADELE

S. TAN: Efendim herkesin kendi eğitiminin üzerinde ihtimamla durması gerektiğini söylediniz. Manevi hayata ihtimam nasıl yapılması gerekir?
YÜZBAŞI: Maneviyat insanı büyütür. Heybet verir. Üzerinde ikram-ı ilahi olan şahıs şems olur, karşısındaki kamer olur. Manevi nisbeti taşıdığı müddetce kişinin hali de değişir kâli de değişir.
Maneviyat bilme işi değil unutma işidir. Yani her şeyden vazgeçme işidir. Manevi aleme akıl erişmez. Hal tahakkuku tecelli ile olur. Onu da veren Rabbimizdir.

Mürid, yetiştirilmek istediğini mi yoksa idare edilmek istediğini mi kendi içinde iyi kontrol etmelidir. Bu mesele çok mühimdir.

Maneviyat dağınıklık kabul etmez. Neyi murad ediyorsak istediğimiz şey için dikkatimizi, gayretimizi toplamamız lazımdır.

Ayarsız insan pusulasız gemiye benzer, kah ileri gider, kah geri gelir.

Bir de manevi hayatta kişinin en büyük düşmanı kendi nefsidir. Manevi hayata giren insan bilmelidir ki ömür boyu nefsi ile mücadele edecektir. Ve nefisle mücadelede her an dikkatli olmak gerekir. Kişi için suçunu bilmek kadar büyük irfan yoktur.

Bir memlekette nefisler koşar başa

O memleketin halkı soğuk demir döver boşa.

Cenabı hak mürşitlerimize hayırlı, uzun ömür versin. Bizi bu meclislerden maddi, manevi olarak ayırmasın.

Allah Resûlü’ne hakiki ümmet eylesin. Cenabı Hak hak ve hakikatten kendisine hizmetlerden bizi ayırmasın.

Rabbimiz neşeli bir hayat lutfetsin, güler yüzlerinizi soldurmasın.

Rabbimiz sohbetlerimizi ashab-ı kirâm sohbetlerine ilhâk eylesin âmin.

Lillahi’l fatiha.

Mahir iz Hocanın intisabı…

Anlattıklarını Yaşama Zamanı Gelmedi Mi?

Mâhir İz Hoca bir dost meclisinde Sâmi Efendi’ye bağlanışını şöyle anlatmıştı:

Bir gece rüyamda Yunus Emre hazretlerini gördüm. Bana: “Mâhir Efendi! Tasavvuf dersi anlatıyorsunuz, anlattıklarınızı yaşama zamanı gelmedi mi? Mahmud Sâmi Efendi’ye gidip mürid olunuz” diye tenbihte bulundular. Sabah abdest alıp Sâmi Efendi’nin Erenköy’deki evine gittim. Kapıda beni Sâmi Efendi karşılayıp içeriye buyur ettiler. “Bir kahve alır mıyız?” buyurdular. “Olur Efendim” dedim. Kendi elleriyle iki kahve getirdiler. Birini bana ikram ettiler. Kahve içerken ben konuya nasıl gireceğimi düşünüp duruyordum. O sırada Sâmi Efendi: “Mâhir Efendi! Yoksa bu gece Yunus Emre hazretleri size de mi teşrif ettiler?” deyince elimdeki kahve fincanı yere düşüverdi. Sâmi Efendi: “Zararı yok, akşam biz de Yunus Emre hazretleriyle beraberdik” deyip dökülen kahveyi bez ile sildiler. Daha sonra bana manevî dersimi verdiler. Yani zikri-evrâdı tarif ettiler.

 

Yorum Yazın

Facebook