Neleri Kurban Edelim?

0
Neleri Kurban Edelim?
Neleri Kurban Edelim? - Süleyman Derin
Sayı : 390 - Ağustos 2018 - Sayfa : 8


Kurban Bayramı, Hz. İbrahim’in hak yolunda evlâdını, Hz. İsmail’in de tatlı canını feda etmesinden bizlere kalan bir hatıradır. Kurban bayramı vesilesi ile Rabbimiz bu iki büyük peygamberin teslimiyetini, emre itaatini ve ihlasını asla unutulmayacak şekilde gönüllerimize yerleştirmiştir. Bu manada bayram bir sürecin sonucudur, zor kazanılan imtihanların bir kutlamasıdır. Yüce Rabbimizin, kendine samimi kul olan ve her şeyini Rabbine adayan kullarının isimlerinin unutulmasına izin vermemiştir. Bu sebeple İslam için en büyük fedakârlığı yapan Peygamber Efendimizin ismi de hem ezan hem de kelime-i şehadetlerde Yüce Rabbimizin ismi ile yan yana konulmuştur.
Kulluktaki eşsiz fedakârlıkları sebebiyle Rabbimizin Kuranda bizlere hatırlattığı bazı peygamber ve üstün insanlar şunlardır: “Kitapta İdris’i de an. Gerçekten o da doğruluğun timsali bir nebi idi.” (Meryem, 56) (Ey Resulüm,) Kitap’ta Meryem’i de an. (Meryem, 16), Kitapta İbrahim’i de an. Şüphesiz ki o doğruluk timsali bir peygamberdir. (Meryem, 41), Kitapta Mûsâ’yı da an! Gerçekten o ihlâs sahibi idi ve hem resul hem de nebi idi. (Meryem, 51) Allah Teâla peygamberlerinde bize örnek gösterdiği sadakati, hizmeti ve tebliği devam ettiren veli kullarının isimlerini de gönüllerde yaşatmıştır. Nice varlık ve güç sahibi insanlar unutulup giderken bu veli kullar müminlerin gönüllerinde yaşamaktadır.
Bundan çıkarmamız gereken ders şudur. Eğer Kurban bayramının manasını gerçekten idrak etmek istiyorsak öncelikle Rabbimizin bizden istediği fedakârlıkları yerine getirmemiz gerekecektir. Aksi takdirde kestiğimiz kurban, dini ve toplumsal bir geleneğin taklidinin ötesine geçemeyecektir. Bayramımızın gerçek manada bayram olması için kurbandan önce kurban edilmesi gereken bazı kıymetli varlıklarımızın neler olduğunu sufilerin dilinden dinleyelim.
Mal kurbanı: İnsan başkaları için malını sevgisi oranında feda eder, kendi veya ailesinden bir fert için tüm malını kolayca sarf ederken, yabancı birisi için ise imkânına göre daha az oranda infakta bulunur. Maddi fedakârlığın peygamberlerden sonra en büyük örneği olan Ebu Bekir (r.a) Allah ve Resulü için malının tümünü feda etmiş, Hz. Ömer ise yarısını infak etmiştir. Allah Resulü (sav) bu oranda bir fedakârlığı başka hiçbir sahabeden de kabul etmemiş, başkaları için infakın üst sınırı olarak üçte birini yeterli görmüştür. Biz zayıf Müslümanlar bırakın sahabeye yaklaşmayı, malımızın kırkta birini zekât olarak versek hükmen zahitler sınıfına gireriz. Zekât, oran olarak az olması yanında, malın ihtiyaç dışı fazlasından ve üzerinden de bir sene geçmesinden sonra verilmektedir. Buna rağmen onu bile gönül huzuru ile veren Müslüman pek azdır. İmam Rabbani bu gibilerin halini şöyle açıklar:
Bir insan hükmen de olsa dünyayı (zekâtını vererek ve şeri ölçülerle kullanarak) terk edemiyorsa, bu tür insanlar konumuzun dışındadır. Onun bu şeklî imanı ahirette kendisine fayda sağlamayacaktır. (72. Mektup)
Canı feda etmek: Allah yolunda mal vermek zor olduğu gibi can vermek daha da zordur. İcap ettiğinde din ve vatan için cihada koşmak her babayiğidin harcı değildir. Bu sebeple mal verenle can verenlerin mükâfatı çok farklıdır: Bu dünyada arpa ekmeği infak eden, orada buğday ekmeği yer; ama canını feda edene Rabbin katında ebedi hayat verirler. Birincisi kapı arkasından mükâfatını alırken, diğeri sultanın has otağında kıyameti beklemeden özel ikramlara konar: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar.” (Al-i İmran, 169) ayeti buna işaret eder. Mevlana Hz.leri can verenlerin farkını şöyle ifade eder: Hele canını verene, boğazını uzatıp Yaratana kurban olana...
O kimse, Hz. İsmail gibi boğazını uzatmış, Allah yolunda kurban olmaya hazırlanmıştır. Fakat Allah o boğazı kestirmez. İşte şehitler de, bu yüzden diridirler. Hoşturlar. Sen ateşe tapanlar gibi bedene bakma. (Mesnevi, II, 381-3)
Hz. Mevlana’ya göre Allah yolunda can vermek sadece cihat meydanlarında gerçekleşmez. Nefsinin lüzumsuz arzuları ile mücahede ederek onlara boyun eğmeyen aslında nefsini parça parça öldürmektedir. Bu tür insanlar her namaz vakti nefislerini hakkın huzurunda boğazlarlar.
• Ey imam, namaza başlarken Allâhuekber demenin manası şudur: “Allah’ım, biz senin huzurunda kurban olduk.”
 • Kurban keserken Allâhuekber dersin işte, öldürülmeye layık olan nefsi kurban ederken de bu söz söylenir.
Bu sebeple namazını gerçek manada kılanlar kendi iradelerini Rabbin iradesine kurban etmiş kimselerdir. Burada unutmamamız gereken bir husus ta sufilerin dilinde nefsi öldürmek tabirinin mecazi olduğudur. Nefsi öldürmek onun şeytani isteklerini yerine getirmemektir. Yoksa fiziken bir canı öldürmek katillik, kendini öldürmek ise intihar olup her ikisi de insanı cehenneme götüren ciddi suçlardır.
Akıl kurbanı: Sufilere göre müminin Allah karşısında kurban etmesi gereken bir diğer varlığı da aklıdır. Zira vahiy ile terbiye olmamış akıl, nefisle işbirliği yapınca azılı bir din düşmanı haline gelebilir. Bugün maalesef sıkça duyduğumuz “Bence bu ayet Kuran’da olmamalı, benim Rabbim böyle bir söz söyleyemez”, gibi sözler Rabbe karşı akıl ile isyanın bir göstergesidir. Bu tür kendi aklıyla aldanmışlara karşı Rabbimiz “Ey insan Rabbine karşı seni aldatan nedir? (infitar, 6) uyarısında bulunmuştur. Mevlana’nın ifade ettiği üzere aklına aldananların başında bir peygamber evladı olan Kenan gelir:
Aklı, Hz. Mustafa huzurunda kurban et ve “Allahlım bana yeter!” de!
Nûh’un iman etmeyen oğlu Kenan gibi iman gemisine binmekten ka­çınma! Onun akıllı ve zeki olan nefsi; “Dağa çıkar kurtulursun; su oralara kadar çıkamaz!” diye onu kandırmıştı da,
O da; “Sağlam, yüksek bir dağın üstüne çıkar kurtulurum; ne diye Nûh’un minnetini çekeyim!” demişti. (Mesnevi, C.IV, 1408-10)
Mevlana’ya göre malını, canını ve aklını Allah sevgisi ile Rabbinin yolunda feda etmeyen manevi kemalata eremez. O bu tür kimseleri: insan suretine bürünmüş, ekmek ölüleri, şehvet kurbanları şeklinde isimlendirir. Bunlar maddeye tapan ruhsuz insanlardır:
“Derenin suyu varsa, deredir; insanın canı, ruhu varsa insandır!   
Gördüklerinin çoğu insan değildir; suretten ibarettirler, onlar ekmek ölüleri, şehvet kurbanlarıdır.” (c.V, 2885-6)
Mevlana’ya göre yüce kuranı aklına tapanlar değil bilakis onu hak yoluna kurban etmiş kimseler anlayabilir: “Kur’ân’ın mânâsını yalnız Kurbân’dan sor. Şehvetini, heva ve hevesini ateşe atmış, yakmış kişiden öğren.
• Kur’ân’ın mânâsını Kur’an önünde kurban olmuş, benliğinden geç­miş, alçalmış, adeta ruhu, ayn-ı Kur’ân kesilmiş kişiden sor. (C.V, 3128-3129)
Yüce Rabbimiz yukarıda bir kısmını saydığımız bazı fedakarlıklarda yüksek mertebelere ulaşmış Hz. İbrahim’i Mümtehine 4 de bizlere örnek olarak göstermiş, onu kendine Halil/yakın dost edinmiştir: Onun Hak yolundaki fedakarlıkları daha sonra en güzel şekilde Peygamber Efgendimizin hayatında tezahür etmiştir. Biz de babamız İbrahim ve Peygamberimiz Muhammed (s.a.v) yolunda giderek, Hak yolunda malımızı, canımız ve aklımız kurban edelim. Edelim de böylece kurbanın ruhuna erelim. Allah tüm okuyucularımızı gerçek manada bayrama erenlerden eylesin, amin.

 

Yorum Yazın

Facebook